iki akım ne kadar zıt görünse de aralarında sıkı bir bağ vardır ve biri olmadan diğeri olamaz.aslında karl marx iyice araştırıldığında egsiztansiyalizm'den etkilendiği görülebilir. jean-paul sartre ve onun çizgisinde yürüyen filozoflarda da bunu görebiliriz.iki akım da var olmanın anlamını sorgulayan birbirlerini çürütücü girişimlerde bulunan ama aslında ortak paydaları olan akımlardır.
Varoluşçu Marksizm asıl olarak Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu felsefe ile Marksizm arasındaki kurduğu bağlantıdan ileri gelir. Ayrıca fenomenoloji bağlantılı varoluşculuğun marksizmle ilişkileri sözkonusudur.Bu noktada Maurice Merleau-Ponty'i anmak gerekir. Diyalektiğin Serüvenleri başlığı altında toplanan yazıları özellikle, onun Marksist bakışını göstermektedir. **
Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; Marksizm hümanizmdir, der Sartre.
Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur Sartre'a göre. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya da Diyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için"der Sartre, "marksizm aşılamazdır.