iskele de mahsur kalıp otostopla merkeze dönüş yaptığım kent, mahsen birahanesi diye bir yer var 2 dir orada içiyorum, niche cafe bar ya da favori gibi kitlamasyon yapan yerlerden çok daha iyi, mahsen de içenlerin çoğu genelde esnaf ya da minibüs şöförü, bayanların uğramadığı bir mekan, ama zarar gelmez ordan çünkü hepsi kafa adamlar sabaha kadar içilir oradakilerle, sahibi de çok cana yakın ve baba adamdır müşterilerle sohbet eder, ilgilenir, olur da bir gün giderseniz selamlarımı söylersiniz.
türkiye'nin en doğusundaki sınır illerinden olmasına rağmen ağrı, ardahan, bitlis, bingöl, hakkari, kars ve muş gibi illerden daha gelişmiş olan ilimiz.
Çok az buruk, fazlaca heyecanlıyım. Farklı şekilde gelme ihtimalim de olabilirdi sana...
hayat işte...
Kader, kısmet...
Van; Beni güzel şeylerin beklediğine inandığım, hâlâ güzel insanları barındıran şehir...
bugüne kadar tanıdığım tüm Van lı insanlar ya menfaatçi, ya yalancı, ya çok kurnaz, ya da insanları kullanıp atma derdinde. Yine de çok iyi insanlar vardır tabi genelleme yapmak olmaz.
bayram nedeniyle iranlı turist ile dolan şehir. ben ve kürt kardeşlerim aylardır böyle çok göt bacak görmemiştik. teşekkürler iran, teşekkürler ruhani.
doğma büyüme bursalı olunca, doğal olarak van'da yaşamak, ebemizin bazı uzuvlarını çay tabağında görmemize neden olabiliyor.
dağlar çıplak, tavşan koşsa göreceksin o derece. bir tane mi ağaç olmaz arkadaş! yeşil içinde büyümüş biri olarak dumurun sülalesini yaşatan bir coğrafyası var.
yeşil alan sanırım sadece edremit ve gevaş taraflarında var. bunca çorak arazi yanında cennet gibi geliyor gözünüze edremit.
Van gölü, (van denizi) şehirde göle kimse göl demiyor. göl diyenler de gül diyor...
eski bir belediye başkan adayı, vaadlerinden birinde "ben başkan olursam Van sokaklarını gül suyu ile yıkayacağım" demiş. millette sormus: başkan başkan o kadar gülü nereden bulacaksın?
başkan: eee van gülü...
tertemiz... ancak göle kadınlı erkekli girilmiyor. haremlik selamlık mevcut. kadınların girdiği alanlara perde cekiyorlar...
van'da çarşı yani şehir merkezi olarak geciyor bir tek caddesi var. cumhuriyet caddesi... ben mecburiyet caddesi diyorum. zira başka alternatif yok.
soğuk memleket olduğundan mütevellid, kafe kültürü çok gelişmiş. kapalı mekanlar çay bahcelerine göre daha fazla. üç tane çay bahçesi gördüm sadece.
bahçevan, şelale park, ve kültür sarayı. bunun dışında hep kapalı mekan. bu mekanlarda da 101 oynanıyor. sigara serbest.
kaçak sigara her yerde kolaylıkla satılıyor. "işte kürdün paketi" diye sanat sokağında 2 tl ye prestij satan çocukları görmek mümkün.
balık bendi, muradiye şelalesi, akdamar adası, kale belli başlı görülmeye değer yerleri.
şehir merkezinde iki adet sinema 1 adet tiyatro mevcut.
komşuluk ilişkileri, akşam saatlerinde kapı önünde oturup dedikodu yapmanın ötesine gecemiyor.
kadınları enteresan sekilde saygısız. çocuklu kadına, yada karnı burnunda bir kadına minibüste yer verme yok. yada çocuğunuzu kucağınıza alırsanız bende oturayım dediğinizde sizi suçlu çıkaracak kadar saygısız hemde.
belli başlı aşiretler hakim. gevdanlar (tüm belediyeyi sarmış durumdalar) burukiler (en kavgacı millet) ve kuresinliler belli başlı aşiretleri...
yeni yerleşim birimi olarak (depremden sonra) edremit toki mevcut. 20 bin konut yapılan tokilerde, evleri hasar görenler belli bi kira karşılğı bu evlerde oturuyor. yakıt parası çok yüksek olduğundan boş olan daireler ücretsiz kiraya veriliyor sadece yakıt ı ödesede olur zihniyeti ile.
yeni tokilerde her etapta 1 camii ve 1 okul ve 1 cocuk parkı var.
ağaçlandırma yeni yeni başlamış ama ağacları kökünden söken çocukları görmek mümkün.
erkekleri kadınlar ne kadar saygısız ise o kadar saygılı. bir mekanda garson iki eli karnında "bir emriniz var mı?" diye soruyor. samimiyet ve misafirperverlik güzel.
van kahvaltısı, yaklaşık 25 ceşit kahvaltılık ile servis ediliyor. serpme şeklinde kişi başı fiyat ortamama 10 tl.
yine bursa ile karşılaştırdığımızda hamam kültürü yok.
toplu ulaşımda sadece otobüs var. bilet sistemi yada kart sistemi yok.
ferit melen havaalanı şehir merkezine 10 km uzaklıkta. gün icinde, istanbul, ankara, izmir uçuşları gercekleşiyor.
memur kenti olduğu icin şehir merkezinde kiralar dudak uçuklatan cinsten. örneğin, iti bağlasan durmaz bir daire 600 - 800 tl arası.
doğalgaz henüz sehre yayılmamış.
belediye başkanı hükümet ve bdp arasına sıkışıp kalmış. ne ileri gidebiliyor ne geri adım atabiliyor.
velhasılı kelam, gezmek için 2-3 gün yeterli. ötesi can sıkıntısı.
Van'da Tevhid Dergisi Bürosuna üç gündür bir çok defa saldıran PKK üyeleri bugün de iki kere dergi binasına yaklaşma teşebbüsünde bulundular. Bugünkü saldırılarda Dergi bürosunu ve mescitlerini koruyan Müslümanlara polisin gaz bombası atması dikkat çekti.
Trafiğinde kaza yapmadan araç kullanabilen şoförlerin uzay mekiği de kullanabileceğini, trafiğe girip sağ salim evine dönebilen yayaların da ip üstünde cambazlık yapabilecegini düşündüğüm berbat trafiğe sahip şehirdir.
Not: tanımda mübalağa olabilir, lakin yersiz bir abartı değildir.
Van da arac kullanabiliyorsaniz, dunyanin her yerinde rahatca kullanirsiniz... yayasi da saygisiz soforude. Yollar zaten allaha emanet. 30 derecelik bayirin 40 derece yatay egimi olmasi da aracinizla akrobasi yapmaniza neden oluyor.
Van da luks arac cok. Ancak bahsettigim spor arac degil jeep tarzi arabalar. Cok teknik bilgim olmadigindan detay yazamiyorum. Akaryakit cogunlukla kacak bu nedenle yuruyus mesafelerine bile araclari ile cikiyorlar. Havayi temizleyen ormanlari da yok. Muthis bir hava kirliligine neden oluyor bu araclar. Tabi ki komur ile isinmayida eklersek aksam saatlerinde nefes almak neredeyse imkansiz.
Buyuk sehirde yuruyerek rahatlikla gidecegin yere ohaaaa cok uzak yurunmez diyorlar. Misal heykelden altiparmaga yurumek bir vanli icin iskence.
sokakalarında, çocuk yaşta suriyeli dilencilerin cirit attığı şehir...
van'ın meşhur (ama gerçekten meşur) cumhuriyet (ya da mecburiyet) caddesinde dolaştığınız vakit; gündüz ya da gece farketmez, ansızın önünüzde bitebilecek esmer tenli çocuklar...
küçük ama soğuktan katılaşmış ellerinde sıkıca tuttukları bozuk paraları ve kış aylarının mont altında üşüten soğuğunda ince ve hırpani elbiseleriye bizim, yani insanlığımızın acı meyveleri...
çocuklarımız...
kimlikleri, pasaportları, tenleri, dilleri farklı olsa da, bizim evlatlarımız...
çelimsiz insanlığımızın bittiği yerden itibaren türemeye başlayan ayıplı gerçekliğimiz...
hakikaten, ne çok acı var.
heryerde, istisnasız heryerde var.
tıpkı van'da olduğu gibi...
yapılabilecek pek birşey olmadığını düşünmenin acısı ve utancıyla, başımı eğip de yanlarından geçip gittiğim birçok seferde, çelimsiz kolları ve kirden kararmış elleriyle içlerinden birisi; ekseriyetle, sarıya çalan kumral saçlı bir kız çocuğu, koluma girip de kendi lisanı ve şivesiyle bana birşeyler mırıldandığında, ona vereceğim paranın onu sokağa bağlamak demek olduğunu düşünüp tepkisiz kalırdım. kaşlar ve gözlerin yardımıyla ona olumsuz bir mukabelede bulunduğumu ifade etmeye çalışırdım. fakat, küçük ama hayatın erken dönem ayazı altında bir yetişkinden daha fazla hırçınlaşmış bu kız çocuğuna, tercihimi bir türlü kabullendiremez (anlatamaz değil/beni anlıyordu) ve onun ısrarlı tacizine maruz kalırdım.
içinde allah ve inşallah gibi kelimelerin geçtiği, başarabildiği kadar takınmaya çalıştığı acı dolu yapay bir ifade ile ( acı çekmiyor, çünkü acı duyacak lükse sahip değil, acıya karşı duyarsız. bunu kendisi de biliyor) işte böyle bir ifade ile istenilen sadakanın sıkı takipçiliğini yapıyor bu kız çocuğu/bu çocuklar.
koluma girmiş, sürekli birşeyler mırıldanarak, sık sık elimi/kolumu öperek ve olumsuz karşılığımı kabullenmeyerek cadde boyunca benimle yürüdükleri çok olmuştur. caddenin bir başından neredeyse öteki başına kadar... onları, farkında olmayarak verdikleri sadakalarla sokaklara bağlayan insanlardan olmak istemiyorum. her akşam, kendilerini dilencilik için sokaklara yollayan ailelerine eliboş gitmelerini istiyorum. ailelerin ya da çetelerin bu çocuklardan ümidi kesmelerini istiyorum. bunun da yeter kadar çözüm olmadığını bilip, fakat daha fazlasını yapacak dayanışmayı toplumdan alamamanın çaresizliği ile en azından bu kadarını becerebileyim diye düşünüyorum. tutup boynuna sarılmak istediğim, ellerinden tutup, huzurlu bir çatı altında rehabilite edilmelerini ve yetiştirilmelerini istediğim bu çocuklara ancak soğuk bir mukabelede bulunmanın kötü ruh hali ile onları geri çevirmeye çalışıyorum.
fakat ne mümkün...
o denli öpüyor ki ellerimi, insanlığımdan utanıyorum. o denli sıkı tutuyor ki kollarımı, düşüncelerimi unutuyorum. duruyorum. gözlerine bakıyorum. 'şimdi ben sana ne desem...' 'hangi birini anlatsam' 'sokaklarda dilenen suriyeli ailelere yardımcı olmak için biraz çabaladığımızda, işin altından ne pislikler çıktığına şahit olup, artık kime yardım edeceğimizi şaşırır hale geldiğimizi mi anlatsam...' '
'insanların duygulara, ki iyi duygulara, tecavüz etmek için türlü türlü kılıklara girmek için nasıl da büyük bir çaba içerisinde olduklarını mı anlatsam?'
'bilmem ki, ben sana ne anlatsam güzel çocuğum'
'sana baktığımda, ruhunu ve bedenini bekleyen onlarca tehlikenin birgün gerçekleşeceği ihtimalini ( ki oldukça yüksek bir ihtimal) düşünüp de, çaresizliğin çıldırtıcılığını yaşadığımı mı anlatsam'
'şimdiden bedeninde ve ruhunda dolaşan pis ellerin, bununla asla yetinmeyip, herbir zerreni iğfal etmek için fırsat koladığını mı anlatsam'
bilmem ki, ben sana ne anlatsam...
yavrucağım, böyle gelmiş; böyle gitmez inşallah.
asla vazgeçmeyip de beni mecbur bıraktığın sadakaları toplamaktan ve seni saran kötülüklerin çemberinden kurtulursun inşallah.
--spoiler--
acı çekemeyecek kadar ötelenmiş varlığınla acı çektiriyorsun.
--spoiler--