özgür hissetmeye ihtiyaç duyan her ruhu mutlu eden mükemmel buluş.
her ruh ona benzer biraz, çıkıp gitmek ister bedenden havalanır da havalanır ama bir ip vardır bedenin elinde, o beden o elindeki iple ne kadar izin verirse ancak o kadar havalanır.
canlı olarak en son 2 sene evvel sefaköy semalarında gördüğümdür.
yüksekliği hakkaten şaşırtıcı idi. biraz daha yükselse yanından uçak geçecekti, o derece.
Göğün ipini tutmuş koşuyor çocuk
savura savura denizi, al yeşil mor, kıyı boyunca.
Kapılardan içeri yaz doluyor döne döne
keskin bir adaçayı, reçine, kekik
kokusuyla, başdöndürücü
bir çingene çergisi çığrışmasıyla, gün günden uzun,
gün günden deli.
Dilimizde zaman av etleri tadında.
Akşamları kıyıda, demlenirken altında salkımsöğütün,
başı dizimizde uyuyor deniz, yorgun, güleryüzlü, güvenli
ne kadar değerli olduğunu bir nevi anlatan cümle şudur;
--spoiler--
aslında pek fazla bir şey değişmedi. ben de değişmedim. fırsat olsa değişirdim. kim istemez ki bir uçurtmayla yer değiştirmeyi. *
--spoiler--
geçmişe ve geleceğe baktım, m.ö 3000 yılında buldum onu. yalın ayak başı kabak olmasını beklerken, narin bir gelin gibi süslü olduğunu gördüm. eşkenar üçgen, altıgen, dörtgen gibi geometrik şekillerinin yanı sıra bambaşka kimliklere bürünüp, her seferinde bambaşka biri olabiliyordu. söz gelimi, bazen kuş, bazen ejderha, bazense yaramaz bir balık oluveriyordu.
Çin'in Weifeng şehrinde doğan bu narin güzelin oyunculuğu kısa sürede Japonya, Tayvan ve Endonezya'ya ulaştı, derken, bu korkusuz güzel çocukların kalbinde taht kurup, eğlencelerin aranan siması oldu.
ona korkusuz demem boşa değil, çünkü; o, savaşlarda haberleşmeyi sağladı, düşmanı korkutup gövde gösterileri yaptı, hasat mevsiminde bolluk olması için Tanrı'ya yakardı, bir savaşçı gibi yeni doğan bebeklerin üstündeki kötü ruhlarla savaşıp, onları kovdu. hırsızlık yapmak ve balık avlamak ise kötücül yanlarıydı kırılgan kuşun. kim bilir belkide o yüzden bir yanı hep hüzünlüdür rüzgarla dans ederken...
Marco Polo'da, Uzak doğunun bu korkusuz, narin, kırılgan güzelini Malaya adalarında gördüğünde benim gibi ona vurulmuştu. Marco, Malaya'dan satın aldığı bu güzeli Hollanda'ya götürdü ve böylece bu narin güzel hemen hemen her ülkenin semalarında dans ederken görüldü...
ne çok şiir yazılmıştır bu güzele, en çokta çocuklar sevmiştir onu ve özgürlüğe hasret olanlar.
benim de bir diyeceğim var elbet:
Beni Weifeng'e götürün, ne eşkenar, ne üçgen, ne altıgen, ne dörtgen ne de ejderha olmasın, kuşlar zaten uçuyorlar, balıktan olsun uçurtmam, ben en çok balıkları uçurmak isterim.
baharın ortalarına gelmemizle artık tam sezonunda olan harika oyuncak. çocuk ruhunu kaybetmeyenlerin evde mutlaka bir tane bulundurduğu kafalarına estiğinde çayır bayır bulamazsa caddenin ortasında bile koşarak uçurabileceği nesne. ayrıca evet vurmasınlar onu.