uzun entry kasmak, öncelikle fazla kelime kullanmak, fazla tuşa basmak ve dolayısıyla da fazla vakit harcamak demektir. harcanan bu vaktin de heba olduğunu görmek bazı yazarlarımızı derinden sarsmaktadır.
uludağ sözlükte eksik olan şey, entry'lerin okunmaması ve yeterince oylanmamasıdır. her gün 2000'e yakın başlığa sahip bir sol frame, herhangi bir ziyaretçiyi "yuh ulan" nidalarıyla birlikte "adamlar seri abi" diye düşündürse de, sol frame'i incelemeye koyulan bir kimse "ulan açtığınız 2000 başlığı toplasak bizim hebele sözlükteki 100 entry etmez" diye resti koymasına yol açar.
ancak uzun entry'lerin okunmaması ya da az okunması da doğaldır. kitap okumanın bir ceza yöntemi olarak kullanıldığı bir eğitim sisteminin insanlarıyız biz. okumaya üşenen onun yerine boş bakınızlar vererek sözlükle taşak geçmeye bayılan bir sürü yazarımız vardır. çünkü okurlara verecek bir şeyleri yoktur. anca istanbul ilinin taksi duraklarını sırayla sözlüğe girmek gibi saçma sapan işler yaparlar, adını da "ben uludağ sözlükte yazarım" koyarlar. b*k yazarsın, benim gözümde 2 dakika önce kesip attığım tırnak kadar değerin yok.
vermekten korkmamak lazım, aman okunmayacak, aman ilgilenen olmayacak. böyle olmamalı bu iş. elbet senin kapasite birisi çıkar, okur, oylar hatta mesaj atar tebrik eder.
uludağ sözlük güzel insanların da içerisinde bulunduğu ve 40 satırlık entry'lere layık yazarları barındıran bir sözlüktür, gereksizler bol olsa da...
işte bu dernekte bu şekilde düşünen yazarlarımızın soylarının mamutlar gibi tükenmemesi için kurulmuş bir dernektir. gerçi benden yazar olmaz bu fikri benden çalmış olabilir ama yok...ondan hırsız olmaz*. görevleri ise olsa olsa;
- uzun entry görünce okuyacak, diğer dernek üyelerine haber verecek, okutturacak.
- oylama yapacak, + - gönlünden ne koparsa verecek, cimrilik yapmayacak.
- ara sıra tebrik mesajları atmaktan geri kalmayacak, celebrity bünyelerine her hafta 5 tane uzun entry yazma zorunluluğu getirilecek, aksi takdirde celebrity'likleri dondurulacak. mesela redwinemania...çok boşluyor şu aralar sözlüğü...olmuyor.
- yazara moral vermek amacıyla başlığına entry girilecek, ara gazı falan verilecek.
bu sayede de sözlüğün okunabilitesi yükselecek. gereksiz oldukları anlaşılan daha doğrusu bu tempoya ayak uyduramayan yazarlarımızda özenecek ve entry'lerini uzatacaklar. böylece orhun kitabeleri gibi entry'lere kavuşacağız...alacağız kahvemizi, geçeceğiz pc'mizin başına, arka planda voice of the soul çalacak ve gazete okur gibi entry okuyacağız...
böylece kaliteli sözlük olarak namımız yürüyecek...
pek yararlı olduguna inandıgım olusum. zira diger sozluklerde uludag icin surekli soylenen sey "anket baslıklar"la ve "gereksiz, bilgi amacı tasımayan entry" lerle dolu oldugudur.**
öncelikle; göreceli bir dernektir. örneğin; asiti kaçmış kola sözlüğe 15000 entry katkı yapmış olmasına rağmen çoğu entry'si kısadır bir elma başlığına uzun entry giremezsiniz. uzun entry girilebilecek olan başlıklar bellidir. bu gibi başlıklarda tanımdan çok, yorum daha ağır basar.
sözlük; uzun entry ile kalitesi yükselecek bir mekan değildir. ne kadar başlıkları format dahiline sokar, imla ve noktalamaya özen gösterip okunabililiğini artırır, formata aykırı entrylere kısa zamanda müdahale edilirse, sözlüğün kalitesi o kadar artar.
bir "sözlükte", bütün maddelerin uzun uzun açıklanmasını bekleyemezsiniz. fakat, tanımların tanımlanan kavrama uymasını, "tanım olmasını" bekleyebilirsiniz. larker çoğu kez diyalog yazar, iyi bir yazardır. asiti kaçmış kola, çoğu zaman tematik yapar, 15.000 entrysi olmasına rağmen hala bazı şeyleri tanımlayabilen yazardır. tanımları genellikle kısadır. fakat iyi bir yazardır. siz iyi yazarlığı, kaliteli yazarlığı sadece "uzun yazmaya" bağlarsanız olmaz.
sözlükte pozitif ayrımcılık yapmayı hedefliyorsanız. önce yazar alımını kapatmalı, elinizdeki yazarları elemelisiniz. zira mi soru ekinin yazımını bilmeyen kişileri yazar yapıp, aynı zamanda "uzun entry girenleri girenleri destekleyeceğiz" derseniz olmaz. keza; gülünç kaçar. aynı şekilde; bir yazarın normalde, kendi düşüncemce, 5-10 adet üst üste formata ayrırı girdisi bulunduğunda, cezalandırılması gerekirken. sözlüğümüzde, çaylakken girdiği girdiler dahil 20-30 girdisi silinen insanlar yazar olmayı sürdürebilmektedir.
keza; sözlüğün kalitesi, fethullah gülen, fenerbahçe, galatasaray başlıklarını engelleyerek artırılmaz. bu başlıklar, tartışma çıkması ve -o meşhur hoşgörü ile- müdahale edememek kaygısıyla engellenmiş, sözlükteki demokrasiye vurulmuş birer darbedirler. başlık engelleme, -normalde silinmesi gereken-, sözlüğe faydası olmayan başlıklarda yapılmalıdır. keza bu gibi başlıklarda, subjektiflik kuralı her nedense aranmamaktadır.
sözlüğün kalitesi, iki online mod varken, gamazlara bakılmıyorsa artırılamaz. iki online mod varken, "yukarıdaki entry'yi görünce ekleyeyim dedim" gibi bir ibare taşıyan bir entry'nin -gammazlandığı halde- silinmemesi bir ayıptır.
anketten, subjektif entryleri "doğru olmadığı" iddiası ile silen tek moderasyon, sanırım uludağ sözlük moderasyonudur. o yüzden; bu gibi, sözlüğe, bu kadar zarar getiren yazar alımları açıkken, ve moderasyon sözlüğün kalitesi adına yapması gerekenlerden bu kadar uzakken, yazarları yalnızca "uzun entry" başlığı altında incelemek ve buna göre pozitif ayrımcılık yapılacağını söylemek ironiktir.
interneti didik didik edip alıntı yapan ve üstüne yorumlarını ekleyip satırlarca yazı yazan yazarların, yazdıkları entrylere artı veya eksi hiçbir tepki* alamamalarının akabinde ortaya çıkmış kurum-kuruluş.
misal: (#1094059) nolu entryi yazmak için büyük çaba sarfettim. ama entrye gelen tepki sadece 1 oy. küfür gibi...
öncelikle şunu belirteyim.. ben hasta ve yaşlı bir adamım. dolayısıyla gözlerim tam manasıyla görevini yapamıyor.
uzun entry yazılmalı, yazmalı ancak bunu okutmak biraz da yazarın kendi elinde. bir a4 kağıdı yazı yazdınız, harika şeyler anlattınız. ancak yazılar sık oldu mu yani satır aralarında boşluk olmadı mı inanın gözlerim yüzünden okumak gelmiyor içimden. bu durumda ne yapmalı yazdığınız yazıda gözleri bozuk olanları da düşünerek 2-3 satırda bir boşluk bırakın. inanın o zaman okunacaktır. örnek vermek gerekirse;
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri idâdi'sini bitirip, istanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da istanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında istanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında italyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de italyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı imparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp itilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan ingiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. ingilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu itilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
--spoiler--
nasıl hiç okumak gelmedi değil mi içinizden, bir de aynı yazıyı altta ki gibi okuyun.
--spoiler--
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.
Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti.
1896-1899 yıllarında Manastır Askeri idâdi'sini bitirip, istanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da istanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında istanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında italyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de italyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı imparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp itilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan ingiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi.
ingilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu itilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
--spoiler--
genç yaşta her şey ya siyah ya beyaz görülür. Halbuki gri tüm dünyayı anlamlı kılar. Yerine göre kısa, yerine göre uzun beyan sözlüğü kalkındırır.
Ha bu arada 20 satırda anlatılmak isteneni bir cümleye sığdırmak da yetenek ister.
başlıkta bile bu özelliklerini ortaya koyan yazarların derneğidir. "efenim" insan derneğin adını söylerken nefes nefese kalıyor. oku oku bitmiyor. tek nefeste okunması oldukça zor bir dernek. *
uzun entry yazmasını bilenlerin dışında kimsenin bulaşmayacağı, ayrıca bulaşmaması gereken, dernek. uzun entry yazmak iyidir, hoştur ama entry boş olduktan sonra 1 sayfa entry yazsan neye yarar? hem işini gördükten sonra kısasıda makbul bu meretin, boyu değil, fonksiyonu önemli bir yerde. kim en iyi nasıl entry giriyorsa, öyle devam etsin.
son olarak;
(bkz: mevlana) (bkz: mesnevi)
(bkz: yunus emre) (bkz: ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm)
başlık altında destek veren her uuser derneğin doğal bir üyesidir. yani sonuçta yeraltı örgütü kurmuyoruz, yok liste falan, öyle değil mi benden yazar olmaz ?
b.y.o. : çıkışları tutun, köprüyü havaya uçuracaz. cd çalarım sana emanet. slayer, hell awaits :))
şahsen, uzunluğun girdinin kalitesi için bir kriter olmadığını düşünmekle birlikte, desteklediğim, içinde yer alacağım dernektir. bir yerden, bir şekilde, içi dolu ve okunabilir uzunlukta girdilerin bu sözlük bünyesinde yerini almasının zamanı gelmiştir. aksi halde, boş bakınız cenneti, subjektif entry deryası bir foruma dönüşüverir buralar bir anda.
3 sayfalık konuyu, 3 satırda layığıyla anlatan insana hiçbir sözüm yoktur. olamaz da. lakin, uzun girdilerin de okunması ve *oylanması gerekmektedir. aksi, halde başlık açmada, girdi sayısında rekorlar kıran ve ancak herkesin sadece entry yazdığı ve diğer yazılanları hemen hemen hiç okumadığı bir sözlük haline gelme riski vardır.
sadece yazar değil, sözlük okur-yazarı olmak gerekir önce. sonra gerisi gelir.
katılmamın ve gerekliliğinin sebebi benim açımdan şudur;
sol çerçeveyi gün içerisinde takip edenler ve açılan başlıkları fark gözetmeksizin açıp bir göz gezdirenler farketmişlerdir kesin; bu sözlük tam anlamı ile bir tek satirlik uludag sozluktur *. diğer sözlüklere, ki özellikle ekşisözlüğe girildiğinde aradaki fark açıkça belli olmaktadır.
insanların sol tarafta açılan her konu ile ilgili bir çok fikri olmalıdır, olmaktadır, olmazsa eğer zaten yazar sıfatına sahip olmasıne gerek yok sadece okur olsa yeterdir. bu sebepten eğer ki sen bir yazarsan ve bir çok konuda fikir sahibi isen, bu fikirlerin bir satırı geçmeli.
bu fikirlerin her konu ile ilgili bir bkz'den veya bir cümleden oluşmamalı. açıklayıcı, anlatıcı, paylaşıcı ve verici olmalısın.
işte bu nedenle ben bu derneği destekliyorum.
bu sözlüğün beyinlerin içerisinde akıp duran, dönüp dolaşan fikirlere, düşüncelere, hayatlara ihtiyacı var. bu sözlük, ben herşeyi tek cümleyle anlatmaya çalışayım. beğenimi de, nefretimi de, katılımımı da, haksızlığı da, duyguyu da, sevgiyi de, aşkı da, hüznü de tek cümle ile anlatayım yeri değil.
burası derinleşmeli, zenginleşmeli.
dökün beyinlerinizin, yüreklerinizin içindekini. okumaya hazır bir kitle var burada. neden saklıyorsunuz, neden insanlardan esirgiyorsunuz? sadece biraz emek, biraz özen değil mi?
uzun entry yazan yazarları da, içerikleri ne olursa olsun, kendimden tamamen farklı-zıt ve ters düşünüyor olsalar bile herhangi bir konudan, sırf gösterdikleri özen, fikirlerini açıklamaya çalışmaları için verdikleri çaba için tebrik ve teşekkür ediyorum.
her paragrafta deja vu yaşatmayacak, yarısına geldiğimde "yeter lan bu ne her paragraf aynı sonuca çıkıyor sadece üslup farklı" demeyeceğim entryler çıkarabilecek yazarların, sisteme başkaldırıp kurduğu bir oluşuma benziyor.
dört gözle, yazacakları uzun uzadıya olmaktan ziyade, detay ara'dan yazarın yazdığı diğer entry leride arattıracak kadar, keyifle okunan entry leri bekliyorum.