iş yerini dingonun ahırına çevirenlere
bir yerde birden çok baş olmasına
hiç kimsenin kendi sorumluluğunu yerine getirmeyişine ama o aynı hiç kimsenin herkesin işine karışmasına
genel olarak sorumsuzluğa
dedikoduyu gerçekten art niyetle yapanlara
gevşek ağızlılara
gevşek ağızlıların her dediğine inananlara
hiçbir şey araştırmadan mal gibi her boka anında inananlara
mevki-makam sahibi olup insanlıktan bir gram nasibini alamamışlara uyuz oluyorum.
istanbula uyuzum ama izmire daha çok...
emeğimin sömürülmesine uyuzum ama işsizliğe daha çok...
yalnızlığa uyuzum ama kimsesizliğe daha çok...
gürültüye uyuzum ama zifiri sessizliğe daha çok...
beni ağlatan şarkılara uyuzum ama böyle kat be kat mutlu oluşuma daha çok...
bencillere uyuzum ama ben-ci lere daha çok...
arkadaşlarımı çalanlara uyuzum ama, muhabbet dostluk paylaşmak nedir bilmeyenlere daha çok...
bi sahaf var ona uyuzum ama kitapsızlara daha çok...
kendime uyuzum ama kendime daha çok...
gündelik hayatta canımızı sıkan ufak şeyler vardır. aksaklıktır onlar. can sıkarlar. ya da senin karakterin öyledir. öyle şeylere daha çok dikkat edersin. adı üstünde uyuz olursun, burası da böyle bi kürsü olsun dedim işte...
sahte adlara-soyadlara, şehirlerarası yolculuklardaki yanında oturmayı bilmeyen hırtlara, sadece tek bir şampuan kullanabilmeme, istediğim siteye hemen ahanda şimdi erişemememe, mememe diye bir harf diziminin olabilirliliğine, bu kesin başka dillerde de oluyordur onları hayatta öğrenemem diye düşünmeme, meme kanseri demeye utanıp yanlış tanım yapanlara, trafik denen safsatanın tüm planları alt üst edebilirliğine, yolda yürümeyi bilmeyenlere, pcye karşı yeteneksizliğime, anketlere, anketleri hazırlayanlara, soğuyacak havalara,
açık alan ve kapalı alan korkusunu aynı anda yaşamama, tam bitti derken ben tam unuttum derken o şeylerin yeniden pörtlemesine, yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim-cilere, gözyaşımın yanlış yer ve zamanda akışına, yaşın kaç sorusuna, ona verdiğim cevaba, gevreksiz ayran içmeye, ayransız gevrek yemeye uyuz oluyorum.
belki böyle rahatlarım, geçer uyuzluğum.
olduğundan farklı görünenlere ya da görünmeye çalışanlara
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara
ukalalıkla saygısızlığı karıştıranlara
düşünmeden konuşanlara
bir şey sorulduğunda bilmem cevabı verenlere uyuz oluyorum...
yolun ortasında yürürken aniden duran insanlara,
yağmurlu havada en yakındaki yayaya su sıçratmaktan haz alan sadist şoförlere,
windows vista'nın neredeyse hiçbir çizim programıyla uyumluluk göstermemesine,
unuttum dediğim birinin beklemediğim bir an karşıma çıkabilme ihtimaline,
her şey yoluna girdi derken bütün dertlerin peşpeşe gelmesine,
her seçim bir vazgeçiştir lafının gerçekliğine, uyuz oluyorum.
aşk meşk mevzularının formülü olmayışına,
onlarla da onlarsız da yapılamayan her şeye, herkese, her yere, datçayı durmadan özleyişime,
çorba içerken ağzını şapırdatanlara,
martina hingisin tenisi bıraktığına,
kadınların dengesizliğine,
yunancayı hala öğrenemeyişime,
mısır patlattıktan sonra kase dışına düşen mısır tanelerine,
biranın son yudumuna,
açlığa hiç dayanamayışıma,
ayva denen meyvemsi şeye,
bed sesli kadınlara,
an itibariyle evde neden bira yok sorunsalına ve bu berbat vaziyete ve de üşengeçliğime uyuz oluyorum...
tek başıma içmeye uyuz oluyorum
doğduğum büyüdüğüm memleketimde izmirimde yalnız kaldığıma uyuz oluyorum,
şu anda sevgilimin yanında olamayışıma
elimdeki kitabı bi türlü bitiremeyişime,
mütemadiyen oyalayan hayata uyuz oluyorum...
kadınları aşağılayan zihniyete,
olduğu gibi gözükmeyenlere,
dikkat çekmek için yüksek sesle konuşanlara,
keşfettiğim bir grubu çok sonradan alakasız insanların sevmesine,
sabah gözümün içine giren güneşe uyuz oluyorum ben ....
gösteriş meraklılarına, uyumak bilmeyen veletlere, bilgisayar bağımlılarına, çaykoliklere, düğünde alkolü sınırlı tutanlara, genel olarak alkolü sınırlandıranlara...uyuzum...bir de şu lanet olası mousenin işlevini yerine getirmemekteki inadına uyuzum...
iyi niyetimi kötüye kullananlara uyuz oluyorum.
tabakhaneye bok yetiştiriyormuşum gibi hızlı yemek yiyişime, otobüs duraklarına, klimasız belediye otobüslerine, fıçı biraya, buz gibi olmayan biraya, özgeçmiş denen zırvalığa, yol arkadaşımın içimi yakışına, artık 'o' şarkıyı dinleyemeyişime, o kafeye gidemeyişime...
arzuya aşık olanlara, kullanıp atanlara, sebepsiz terk edenlere, korkunun o içinden çıkılması zor içi dışı tuhaf labirentlerine...
yediğim son bademin acı oluşuna,
karakolda ayna var geyiğine -tamam var gerçekten de geyiğe ne gerek var-
kuşların kervanın yokluğuna, yokluğun hiçliğine, hiçliğin acımasızlığına,
uzaklığın yüreği çizmesine, yüreğin arazisinin dağlanmaya harap olmaya pek bi elverişli olmasına,
bodrumun yırtık dondan çıkar gibi her bi yerden çıkmasına, bodrum denince aklıma karanlık gelişine,
mimar kardeşimin yokluğuna, yokluğun hiçliğine,
dönüp dolaşıp başa gelmeye, başta bi şeyin olmayışına, sonun hayırsızlığına uğursuzluğuna,
elektrik yeşilinin yokluğuna, hakinin çokluğuna,
çoluğa çocuğa, ite kopuğa,
kitapsızlara,
emret komutanımcıklara uyuzum...