29 nisan 2009 itibariyle çıkan dergide benim de söyleyeceklerim var köşesine yer vermeyen umut sarıkaya, okuyucularını hayal kırıklığına uğratmıştır. *
bu haftaki gündem sayfasında yer alan "adalet bakanı cemil çiçek" tamlasıyla siyasi muhaliflikte ne kadar mahir olduklarını gösteren kimseler. lakin mizah adına da kötü sayılamayacak kimseler. ayrıca bu haftaki -dumur karakter- memo tembelçizer kapağına da epey güldüm. kafan karıştı değil mi?
kapak karikatürleri yeterince etkili ve gündemin nabzını tutar nitelikte olmayan dergi.
siyasi mizah da yetersiz olduklarını düşünüyorum. biraz tırsıyorlar sanki.
misal geçtiğimiz hafta yerel seçim olmuş, ertesinde çıkacak olan dergide konunun seçim olması beklenir değil mi, yok, obama'nın bilmem kaç valizle gelmesine yönelik bir karikatür kaplıyor kapağı.
severiz, zevkle de okuruz ama bu anlamda penguen ve leman'la boş ölçüşemez.
yazarlarını, içerisindeki karikatürleri takip ettiğim; fakat bir gün de akıl edip bayiden almadığım mizah dergisi. rüyalarımda karikatür kitapları görmeye başlamamdan, arkadaşlarımın sınavda kopya istemek yerine "hacı lombak alak lan?" demesinden ötürü; bugün 1.50 bayılıp aldığım, bir ansiplopeki okuyormuşçasına yalayıp yuttuğum güzelliktir.
aha güzellik dedim. ben dediysem korkacaksın. bir mizah dergisiyle karşılaştırma yapamayacağım. yazar burada mizah dergilerinden anlamadığını gizlemeye çalışmış ama becerememiş. yiğit özgür'ün 1000 dene karikatürünü ezbere bilmekle övünüyor. yani ilgilidir de, dergi almaz be abi; ezme şimdi anlatsın adam. monologlara bak.
heh. daha önce mizah dergilerinin muhtelif yerlerinde rastladığım karikatürleri yırtıp çektiğimden ötürü, bir mizah dergisinin neler barındırması gerektiğini ve bunu hangi düzenle yapmasının lazım geldiğini bilmiyorum. fakat dergiyle ilgili yapabileceğim tek olumsuz eleştiri, bazı karikatürlerin, daha doğrusu çizgi dizilerin gözü yoracak derecede karışık olması. gerçi adı üstünde karikatür. ama bir taraftan yazıları okumak, bir taraftan çizime bakıp olayın içine dalmak kafayla götü ayrı oynatmaya benzeyen zor bir iş.
onun dışında, yiğit özgür yazısını gördüğüm an kalbim motor gibi atmaya başladı. beklediğim gibi, mükemmeldi. gözümden yaş geldi. bunun dışında, karikatür dışında pek eğlenceli yazılar da vardı; bunlar da ayrı bir güzeldi. insanın okurken dergiyi yiyesi geliyor. artık bugün edindiğim 82. sayısıyla birlikte koleksiyon yapmayı düşünüyorum. param yeterse lombak, penguen gibi arkadaşlarını da evin muhtelif yerlerinde, yatak altında falan saklayacağım.
majoşiştim. her hafta dergilere 5-6 lira verip bir günde okuduktan sonra, onları bir hiç uğruna dizip mal mal bakmaya; ben bunlara toplasan 800 lira vermişimdir hacı diyip orgazm olmaya bayılıyorum. mizah dergilerine bu kadar sardırmamın sebebi de bu gerzekliğimi yok etme çabalarımdır belki.
bilmiyorum, çok karışık kafam. böyle kelebekli böcekli entrymi, böylesine örüncek adamlı; karanlık, moral bozucu bir şekilde bitirmek istemezdim. bitirmiyorum da zaten, şaka yaptım abura koyim. *
sen önce gülüm gülüm güldür, tepim tepim tespitlerle hayatın gazını aldır, neden sonra yarım yarım yar, sonra da pat diye bitiver ve hüzne gark et... yo dostum yo, artık kanmam oyunlarına. kendine başka urban gençliği bul!
tanım: okuyup bitirdikten sonra çöken tarifi -biraz zorlarsam belki- imkanlı hüznü sebebiyle artık okumadığım dergidir.
nihai tanı: manyak mısın lan? -yok yok aynen devam okumaya. hastasıyım.
asıl söylemek istediklerime gelince. ben karikatür çizen bir insanoğluyum. bu işlerden de yeteri kadar anlayacak birikime sahip oldum geçen yıllar içinde. uykusuz'da köşe almak için dergi kapısını da aşındırmış bir insanım. neticede bir takım vaziyetler sonucu köşe alamadım ama eleştirimin köşe alamamamla bir alakası yoktur.
eğer biraz dikkatli bir okuyucuysanız 2 haftadır amatör sayfasında yani gelen kutusu köşesinde hiçbir karikatür olmadığını farketmişsinizdir. hatta öyle bir köşe bile olmadı. 6.baskısı yapılan fırat kitabı ve 1 hafta sonra çıkıcak çarpışma kitabının reklamları devasa boyuttadır. bu hafta ender'in öyküsünü de oraya taşırmışlar. neticede şunu söyleyebilirim bu yapılan çok kötü bir iştir. amatörler için tabi.
okuyucu olarak bunu ne kadar önemsersiniz onu bilmem. o sayfayı okumuyordur bile bazıları. ama o sayfa çok önemli bir sayfadır. onu ilan panosuna çevirirseniz türkiye'nin mizahi geleceğine de cebinize girecek birkaç kuruş için balta vuruyorsunuz belkide. oraya 2 haftadır kimbilir ne zorluklarla giden amatör arkadaşlar vardır büyük ihtimalle. şunu söyleyebilirim, şu an onların yerinde olmak istemezsiniz. bombok durumdadırlar büyük ihtimalle.
uykusuz sevilen bir dergi. birçok çizerin kendi hayran kitlesi var. ve dergi zevk vermediğinde bile belli bir tirajın altına düşmüyordur çok büyük ihtimalle. bu da zaten hepsi aynı yaşlarda olan genç sayılaiblecek çizerleri daha keyfi davranmaya itiyor. diğer bir deyişle götü kalkıklık. tüm çizerler için söylemiyorum bunu tabi. birkaç çizer. ve yaptıkları çok kötü bir şey.
fırat'ın kitabını almak isteyen köşesinin altındaki küçük yazıdan bile okuyup alıcaktır. ya da minicik bir reklamdan. bu yaptıklarının televolede KOCAMAN HARFLERLE iZLEYENE SALAKMIŞ GiBi DAVRANAN VE ARKADAN ABARTILI SESLERLE SÖYLENEN LAFLARdan hiçbir farkı yoktur. kendilerini bu konuda can tanrıyar'la aynı kefeye koyuyorum.
bu arada genç çizerlere son derece imkan sağladığını söyleyenler olabilir. ahmet cambaz, ferhan pekmen gibi gençlere köşe verildi. ve geri alındı. ondan önce serdarhan güzeller vardı. bu çizerlerin kendilerininde o dergide köşe almalarının imkansız olduğunu bildiklerinden son derece eminim. bilmiyorum belki ahmet cambaz bir şeyler yapabilir ama bu çok zor çünkü dergide yer yok. gençlerden birinin olağanüstü işler yapması lazım ki birinin yerine geçsinler. aksi takdirde asla köşe alamazlar. uykusuzun yaptığı, köşesini yetiştirememiş bir çizer varsa hop diye bir amatörün köşesini basmak. yoksa hadi ahmete köşe verelim çok haketti diye bir durum yok tabiki.
neticede dediğim gibi uykusuz ne yaparsa yapsın satıcak diye dergi çizerlerinin çok rahat davranması gibi bir durumu görüyorum. ve bir kişi bir kişidir diyip dergiyi almaktan vazgeçiyorum.
muhalif bir çizgide seyreden mizah dergilerinin ülkemiz de en popülerlerinden biri olan uykusuz a ilk olarak penguen den ayrıldığın da kızmıştım. fakat sonra dan mizah dergilerinin bölünerek büyüyeceğine ve böylece yeni yazar ve çizerlerin ortaya çıkacağına inandıktan sonra hak verdim onlara. ayrıca mizah dergisi okumak insanların olaylara farklı açıdan bakıp muhalif bir gözle değerlendirme yapmayı öğretir. neşeli zaman geçirmemizi sağlar. yani okunduğun da her halukar da bir fayda sağlar. ayrıca bu dergileri alıp okumak bir duruştur. lütfen çok daha gereksiz yerlere harcadığımız paralarla bu dergileri alıp ufak da olsa bir fayda sağlayalım mizah dünyasına.
mizah dergisi koleksiyonu yapma hevesime hızır gibi yetişmiştir. zira şu anda 75 sayının tamamına da sahibim ve hepsi de birinci elden alınmış, birtakım muhtelif yerlerinden hasar görmüş, hepsinde benim parmak izim var.*
hepsini geçtim de 26, 61 ve 63. sayılarda ufak çaplı da olsa hasarım vardır arkadaşlar... elinde bu sayılardan fazla bulunan varsa değiş tokuş yapabiliriz ya da satın alabilirim. şu anda benim için o kadar da değerli bir dergidir. çünkü bundan bir 10 yıl sonra efsane olacağından çok eminim.
amacından sapma eğiliminde olan bir entry yazdığımın farkındaydım ve şu anda bir genel değerlendirme yapmak istiyorum kendi çapımda...
derginin muhalif yapısına bir el atmak istiyorum öncelikle. babam dergiyi ilk eline aldığında "neci bunlar?" diye sordu... ben de muhalif dedim. görüşü ne peki diye üsteledi, ben de cevap veremedim. sanırım muhalifliğin baydığı veya az kaçtığı kısımlar bu belli bir görüşe ait olamama durumundan kaynaklanıyor. zaman zaman sınırı aşıp saçmalıyorlar, zaman zaman en güzel işler onlardan çıkıyor. uykusuz ne olursa olsun bunu en iyi başaran dergi olarak duruyor şimdilik.
şu anda türkiye'nin en iyi mizah dergisi konumundalar fakat genel bir düşüş sözkonusu bence. fakat istisnai olarak özellikle uğur gürsoy ve umut sarıkaya döktürüyorlar. umut sarıkaya'nın bir hafta dahi olsun batırdığını hatırlamıyorum. türk mizahında yeni sayfalar açan ikili bunlar. ancak ne yazık ki belirli -az da olsa- bir düşüş sözkonusu şu an bütün dergide, saydığım bu iki isim hariç ha bir de oky hariç. belki de bu düşüş yoktur da bizim beklentilerimizi yüksek tutmamızdan kaynaklanan bir deli saçmasıdır. buna çoğunluk karar verebilir.
umut sarıkaya edebi eserler ve muhteşem ayrıntı ve tespitleriyle dolu köşelerinde ciddi anlamda tavan yapmış durumda. bence derginin frontmani olabilecek seviyede şu anda. yani burda kastım "uykusuz nedir abbi?" diye soran birine umut sarıkaya'nın işimdeyim gücümdeyim sayfasını gösterin, bu yeterlidir. peki bu dergi sadece çizen adamlardan mı oluşur diye soranlara da benim de söyleyeceklerim var! diyin geçer o. göt olur. o dergiyi sürekli almaya başlar. müdavimi olur. o derece.
uğur gürsoy meselesine geri dönecek olursak, fırat adlı tiplemesiyle modern çağın avnisi sıfatını fazla fazla hakettiğini düşünüyorum. uğur gürsoy kendi köşesinde yarattığı tiplemeleri ve kendine has karakter çizimleri ile bile güldürebilecek bir adam ve umut sarıkayadan sonra peak yapan ikinci kişi bana göre. faik karakteri çok başarılı örnek olarak.
oky ise her daim aynı çizgide ilerleyen, yalnızca kendi sevenlerini her hafta mutlu edebilen bir adam ve bu nedenle bence çok fazla takip edeni yok. ancak oky'nin yaptığı her çizimde ayrıntılara ve tarza baktığınızda ne kadar emek verdiğini ve yılların birikimini kullanıp bu karakterleri oluşturduğunu farketmemiz lazım. oky gibi bir adam bu dergiye gerekli ve çünkü derginin bir çok jenerasyona hitap eden bir dergi olmasını sağlıyor.
ender yıldızhan parlayan bir yıldız olarak dikkatleri üstüne çekti ve bence aşktan öte seksten beri, dünyanın en zengin civcivi kaslı köşeleri ile büyük bir yükselişte. ben bu adamı cidden çok beğeniyorum. ve daha 19 yaşında bu adam... cidden takdir edilesi bir başarı ve yetenek. ileride daha büyük işler yapacağına inanıyorum ben.
yiğit özgürde ciddi anlamda bir düşüş sözkonusu ve bir an önce kendini toparlaması gerektiğine inanıyorum. nerde o eski yiğt özgür, nerde şimdiki yiğit özgür... eskiden kendi köşesini bitirip ekstradan boş yerlere hikaye çizen adam, şimdi köşesini bitirmeden hikayeler çizmeye başladı. bence bu yanlış.
ersin karabulut dediğimizde sandık içinin bir fenomene döndüğünü belirtmemiz lazım. artık ersin bu derginin sıradan ama hep yüksek performanslı adamı kategorisine giriyor. üzerinde fazla konuşmaya gerek yok, adam kendi düzenini kurmuş paşalar gibi yazıyor da çiziyor da.
memo tembelçizeraşık memonun görevleri şiirleriyle gönüllerimizde çok iyi yerler edindi tekrardan ve eski halinden bir şey kaybetmediğini hepimize gösterdi, iddia ediyorum köşesi aynı kalitede devam ediyor. zaman zaman bazı absürd iddialar olsa da çoğunun mantığı güzel oturuyor.
barış uygur, çok bilgili, güzel yazan, yazarken bilgilendiren adam kontenjanını son derece güzel dolduruyor ve performansınde pek bir düşüklük söz konusu değil. kendisinden beklenen de bu zaten.
cihan ceylan uykusuz'la beraber yükselen bir başka değer olarak göz çarpıyor. yine o adam, başarısız diyetisyen ufuk tiplemeriyle dikkat çekiyor ve diğer tip ve karikatürleri de tuvalette okunurken acaba bu hafta neler çizmiş cihan diye düşündürtüyor. bu da başarılı olduğunu gösterir aynen bu şekilde devam etmesini istiyoruz. gülücük koydum buraya.
fırat budacı hakkında çok bir şeyler söylememe gerek yok sanırım, derginin en düz adamı gibi gözüken ama aslında en görmüş geçirmiş, mizahi bakımdan zayıf ama tespit bakımından en başarılı kişisi bence. düz yazı ve bu kadar az mizah öğesi barındıran bi yazı ile herhalde en fazla bu kadar başarılı olunabilir. cidden takip edilesi bir kişi. uykusuzun penguenden ayrıldığı en önemli noktalardan biri olarak görüyorum ayrıca. altay öktemin yeraltı edebiyatı tarzına karşılık fırat budacı'nın yer üstü hayatı diyorum ben buna. benzetme biraz s.çmış olabilir. evet.
yavuz öztürk, zaman zaman gülmemize sebebiyet veren kaliteli karikatürlerin sahibi ve dergide görmeye alışık olduğumuz isimlerden.
vedat özdemiroğlu ise bence bebek kafası ile modern dünyanın buglarıyla en güzel dalga geçen kişi. kendisi zaten bu dergiye geldiği zaman, tamam bu dergi olmuş hafız. tarzı düşüncelere sevk ettirmişti beni ve bence derginin vazgeçilmezlerinden. özellikle ıssız adam performansıyla göz doldurdu son haftalarda.
deniz ensari bence bir klasik oldu artık benim gözümde. yiğit özgür'ün ardından okunan bir cila ve daha da gülmemi sağlıyor ufacık köşesiyle. ya da yiğit özgürde uzun konuşma balonları farkettiysem önce okurum onu ki yiğit özgür'e hazır olabileyim. bu da iyi bişey. evet.
otisabi ve yılmaz aslantürk hiç bir zaman modası geçmeyecek bir ikili. bundan 20 sene sonra da olsa alırım okurum o derece.
cihan kılıç ise ama arkadaşlar iyidir köşesiyle derginin performansını artırmaya çalışan yetenekli kardeşimiz. kardeşimiz dedim zira kendisi köşesinden bizden biri olduğunu çok defalarca gösterdi. bağrımıza bastık onu. en azından ben bastım, onun bu köşesinden kendimi buluyorum desem yeridir. ancak diğer karikatürleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, bence vasatlar.
entrymi bitirirkene, emrah ablak, cüstün ve büstüne de değinmek istiyorum.
emrah ablak'ın ne kadar yaratıcı bir adam olduğunu hepimiz biliyoruz ve daha önce çok defa gördük. eminim kişisel problemlerinden ötürüdür bu performans düşüklüğü ve bu dönemi atlattıktan sonra feci bir ablak silsilesi ile karşı karşıya olabileceğimizi hatırlatayım. sarı ceketliler köşesi başta iyiydi ama son iki aydır resmen taban yaptı.
büstünün yeni açılımlara gitmesi gerekiyor bence. lemandan beri sürdürdüğü prensiplerim vardır temalı köşeler beni ne yazık ki baydı artık. hani okunuyor, okunmuyor değil fakat daha iyilerini yapabilecekken neden hep aynı yerde sayıyor?
cüstüne gelince, bir ara 90lar tribüte tarzı yaptığı köşede ne kadar da heyecanlandırmıştı bizi hani kunteper canavarını gördüğümüzde... işte biz ondan o karakteri istiyoruz aslında... tribal enfeksiyon da miyadını doldurmaya başladı sanırım. tek dikkati çeken kısım o köşede bana göre aynı evde yaşayan iki devlet memurunun maceraları olsa gerek. zira goril abi şekilden şekile girdikçe absürdleşmeye başladı kanımca...
basit bir dergi entrysi olacakken birden ufak çaplı bir analiz haline dönüşüverdi. ancak bu da böyle bir şeye ihtiyaç duyduğumu gösterir. ancak başta da belirttiğim gibi bu dergi türk mizahının en iyi dergisidir an itiraiyle ve bu karakterlerle efsana olmaya aday bir dergidir. en çok satan dergidir, en çok konuşulan dergidir. bir zamanların gırgırı ne ise uykusuz da ona olmaya adaydır. penguen de böyleydi fakat jenerasyon farkından ötürü yıkıldılar. şimdi ise durum daha farklı, herkes birbirini daha iyi anlayabilecek yaşta bu da başarının daha uzun ömürlü olabileceğine bir kanıt olabilir.
not: ben her ne kadar bu konuda ipsiz sapsız atan tutan bir adam olarak gözüksem de bir okurum ve okurlar açısından olayları ve durumu değerlendiriyorum. onlar da çizer olduklarına göre bizim yani okurların düşüncelerine önem vereceklerinden eminim.
her hafta çarşamba günü çıkan mizah dergisi.
bünyesinde genç, yetenekli yazarları barındırması nedeniyle diğer mizah dergilerinin pabucunu dama atmıştır.
esprileri çoğu zaman kalitelidir, her sayıda yaran bir karikatür vardır ; fakat penguene göre -ki bu derginin yazarlarının önemli çoğunluğu bu dergiden kopmuştur- siyasi eleştiri kısmı biraz daha zayıftır. kapak konusunda da genelde diğer dergilerin gerisinde kalırlar.
çarşambalara anlam katmış dergi. gırgır deyince de cuma gelir aklıma hep. çocukluğumda cuma demek okulun son günü olmasının yanında daha da önemlisi gırgır günü demekti.
seviyoruz sevmesine de yazar burada uykusuz editörlerine seslenmek ister:
epey tutuldunuz, fena da gelir gelmiyor olsa gerek. helali hoş olsun. ama lütfen çok değil bir kağıt daha ekleyin de karikatürleri şöyle ferah ferah görelim, bir fırat budacı ve umut sarıkaya hayranı olarak, onların düz yazılarını okumak için gavur eziyeti çekmeyelim.
tamam uykusuz okuyucuları genel olarak gençlerden oluşuyor olabilir ama inanın bizim gibi orta yaşlılarında oranı azımsanmıyacak ölçüde. gözlerimiz görmüyor efendiler.
lütfen, rica edeceğim!
Biz Uykusuz dergisi yazar ve çizerleri olarak bundan böyle Barack ile Y..rak kelimeleri benzerliğinden yararlanarak herhangi bir espiri yapmayacağımıza okurlarımız önünde namusumiz ve şerefimiz üzerine and içeriz!
barack ile y*rak kelimeleri arasındaki benzerliğiyle dalga geçmemeye namusu ve şerefi üzerine yemin eden uykusuz kadrosu aradan 4 hafta geçtikten sonra, bu haftaki sayısında yılmaz aslantürk ile bu yemini maalesef bozmuştur...
bana hep "hain"liği hatırlatan haftalık mizah dergisi.biliyorum,dinliyorum iki taraf(diğeri penguen) birbirlerine kızgın olmadıklarını medeni bir şekilde ayrıldıklarını ima ediyolar,söylüyolar.(tıpkı bi çiftin samimiyetten yoksun ama medeniyet abidesi olmaya çalışmaları gibi)ama inanmıyo bu deli gönül.sanki gözlerde bir hırs böyle mora çalan bi kırmızılık ve kendini tutmuş tutmuş da en uygun anını bulduğu an gitmiş stili aynı olan bi dergi daha açmış.bir de arkası sağlam olduğundan mıdır nedir,penguen ondan çok önce olmasına rağmen ekranda görmediğimiz halde,uykusuz dizi,film hep karşımızda.bi sinir geliyo a dostlar,bi sinir...