hayatla söyleşiler, kendinle dertleşmeler. yitip giden bir hayatın siyah-beyaz fotoğrafları. hesaba aklı ermeyenlerin hesaplaşması kendisiyle. kim kârâ geçecek, kim zararlı?
*göreceğiz ey okur. sabret biraz, yazılacak her şey. dökülür eteğimizdeki taşlar bir gün. kaçarı yok!
ilkokuldaki ruhuma bir seslenişti bu. alet ettim sizi de. bana bok atma, benim kuşaktan olup da bunu yazmamış ya da okumamış olan yok bi kere, hatırlatayım dedim.
cehennem sıcağı bir kasabada yaşanmış çocukluk. servilerle süslü bir ilkokul bahçesine sığdırılmış hayaller. evimizde elektrik bile yoktu. onun için imrenirdim evinde elektrik olan arkadaşlarıma, evinde televizyon olanlara. gece izledikleri filmleri anlatmalarına. o filmleri zihnimde kurmak. hayal etmek aydınlık evleri. birbirimizin kahramanı olmak...
küçücük bir kasabanın daracık gökyüzüne emanet edilmiş bir bir sağanaktı can sıkıntısı, hiç uğramadı semtimize. kırık bir söğüt dalı, paslanmış bir yağ tenekesi... her şey bir oyuncaktı çocuklukta. hatta dünyayı bile oyuncak sanıyorduk.
ne zaman yağmur yağsa kasabaya, paçalarımızdaki çamurla mutlu olmayı bilirdik. bilirdik ki o çamurda mazot lekesi yoktu.
ruhum dünyadaki günlerini işin doğasına uygun olarak beden denen elbise içinde geçiriyorsun. insanlar gömleklerini ütüleyip askılara asarken sen elbisene çok zulüm ediyorsun unutma beden denen elbise gün gelecek senden şikayet edecek.
Ruhun yok olmuyacagini dususunursek, yasanilan olayi unutmaması ve her zaman hatirlamasi icin soylenebilecek bir dilektir ruha. insan o aciyi bir daha yasamak istemez. Unutma ruhum bu beden olse de sen baki kalacaksın, ben yok olsam da sen hatırlayacaksın.