sonu bir türlü gelmeyen bir körebe oyunu gibi yaşıyoruz hayatı,durmaksızın köşe değiştiriyoruz hangimize ne zaman dokunacağını bilmeyen ama başkalarına her dokunuşunda aynı teması bizim de yaşayabileceğimizi hatırlatan ölümün etrafında...tetikteyiz hep,kendimizi acılardan,hayal kırıklıklarından,yalnızlıklardan korumaya çalışırken önemli bir kısmı bunlardan ibaretmiş gibi görünen hayatlarımızı renklendirmek için kendimize küçük,çok renkli ve her defasında biraz daha kararlı bir biçimde uzanırsak yakalayabileceğimizi düşündüğümüz balonlar yaratmaya çalışıyoruz.o anı neşeyle tamamlayabilmemizi sağlayacak mutluluklar,nedense yorulmadan beklediğimiz yarını özlememizi gerektirecek hayaller,bir sonraki köşede güvenle yer alabilmemizi isteten umutlar...
'' her birimizin yarından beklediği bir şey ya da şeyler var; yarından hiçbir şey beklemeseydik yataklarımıza uzandığımız bir gece ölüp gitmeyi dilememek için bir sebebimiz de olmazdı,belki de uyanmayı başarabildiğimiz her yeni gün başka bir sürprizle gelirdi o zaman'' derdi bir arkadaşım; oysa yarınlardan beklediğimiz bir şeyler olduğu zamanlarda da yarınlar genellikle bir sürprizden ibaret değil mi,ama daha tahmin edilebilir ve dolayısıyla daha az acıtacak bir sürprizden?
bu gece derin bir uykuya dalmadan önce planladığımız,gerçekleşmesini neredeyse insanüstü bir arzuyla beklediğimiz şeyler,onca hayal,onca umut,onca heves yarın bir dilek ağacına asılı mendiller gibi boşlukta sallanıp durabilir; hiçbiri gerçekleşmeyebilir ama yine de,hemen hemen her zaman olduğu gibi hayaller kuracak kısa bir zaman dilimi bulduğumuz ya da bir şeyi yeniden arzu edebilmemizi sağlayacak küçücük bir belirti gördüğümüz anda,yarına,ondan sonraki güne ya da gelecek yıla dair yepyeni bir umutla yıkanıp henüz doğmuş bir çocuğun saflığıyla beklentilerimizin gerçekleşeceğine yeniden inanabiliriz biz...