insan adı verilen varlığın hayata sıkı sıkı tutunup, memnuniyetle savaşmasını sağlayacak en önemli unsurdur.
hayat binamızın en büyük sarsıntılara dahi dayanması için gerekli olan demirler olarak görmek mümkündür umudu. binamızı oluşturan diğer bütün unsurları birbirine sıkı sıkıya bağlayan demirlerdir o. olmazsa olmazdır.
paronayayla kan bağı olan duygudur.
insanın her daim kendine bahaneler üreterek avunmasını ve vazgeçmemesini sağlar.
ama bazı şeyler vazgeçmek içindir.umut bunu göstermez. umut vazgeçmeyi unuturur. inatla sevmeyi aşılar. eksileri saklar, artıları göze sokar, bu sıra da eğer konu aşksa aşk tavan yapar.. bekler ve yine beklersiniz.
"senin için dünyayı satın almana kefil olurum" demişti..
"benim iyi biri olduğu biliyor bir gün döner" der beklersiniz.
"seni hiç aldatmadım" demişti
"sevmişti demek ki" der beklersiniz.
"bir tek sen beni böyle sevdin" demişti
"aşkıma inanıyor" der beklersiniz..
sonra bakmışsınız köklü paronayaksınız. dostlarınız saplantılarınızdan bahsediyor, psikolog önerilerinde bulunuyorlar..
ama siz aşkınızı körüklemeye kullandığınız için tüm umudunuzu umutsuzluğa kapılmaya ummazsınız...
aşka umutlanırsınız yalnızca... birgün umutlarınızı hava almaya çıkardığınızda kapıda şizofreniyle karşılaşırsınız...
benim hala umudum var...
böyle diyor şimdi mfö. odamda garip bir iç sıkıntısıyla geziniyorum, aklıma bir soru takılıyor''nedir umut?'' evet dünyadaki herkesin aradığı ya da yitirmek istemediği şey ama ne? in mi? cin mi? yoksa birisi mi?...
hepimiz ''umut umut'' diyerek kendimizi mutsuzluğa itiyoruz. galiba umut denilen kavram öyle beklemekle gelmiyecek bir kavram çünkü gerçek umut insanın kendisi ve hayatta varolabilme savaşı...
umut biraz da kendinden vazgeçmemek. sevdiğimiz ya da bizi seven insanlar sadece umudu beslerler. onları kaybedince umudumuz eksilir sadece, ama yine de tamamen yitirilmez umut...çünkü umut inatçı bir çocuktur.
sokakta çocuklar oyun oynuyorlar ve aynı zamanda kavga ediyorlar, yoldan dolmuşlar, gökyüzünden de uçak geçiyor. dolmuş her zaman biliyor asla uçakla yarışamıyacağını ama yine de kendinden vazgeçmiyor ve küçücük bedeniyle her gün onlarca insan taşıyor...her şey umut denilen kavramla hayatta, hatta dünya bile umut olduğu için dönüyor...
benim hala umudum var lalalala...
yılmaz güney'in yavaş yavaş toplumsal içerikli politik sinemaya giriş yaptığı bol ödüllü, zamanında yasaklı filmi...
--spoiler--
cabbar'ın atına bir araba çarpar. atı ölen cabbar, bir hocanın peşine takılır. hoca sözde cabbar'a gizli bir definenin yerini söyleyecektir. bu uğurda cabbar, hocaya koşulsuz inanır ve karısını, çocuklarını aç susuz bırakmayı bile göze alır.
--spoiler--
bir vakit bir yazıda anlamı kara kedi görülünce çekilen saç teline mi yüklemiştim, yoksa kedinin kendi karasına mı, şimdi hatırlayamıyorum tam olarak ama kedinin kaçışını düşünmek lazım belki, düşünürsek bazen bir arabanın altına bile saklanabilir umut ya da altında bile kalabilir -suzluk. ne dersem diyeyim, tabiri mutlaksa ne gevelersem geveleyeyim bütün yazdıklarım şaşı, olanlara karşı tüm yorumlarım şaşı, o yüzden şaşıyoruz ve şaşırmak da umutvâr bizden yana..
meksika sınırını geçmek, şişenin içindeki gemi maketinin yelkenlerini zarf belleyip, suya bır^akmak, karaya vurduğundan bihaber, ufka bakmak.. b ariz ona dream...