umut kadını

entry3 galeri0
    1.
  1. umut etti kadın... içine çektiği dumanı üfledi ve oturduğu taştan aşağı, ayaklarını yalayan denizin dalgalarına baktı ve düşündü: "neden bu dalganın köpüğü gibi temiz değil dünya?"
    sigarasından bir duman daha çekti ve tekrar düşünüp, cevap alamayacağı bir soruyu daha kendine yöneltti: "neden bu oturduğu kaya kadar bile sadık olamıyor bu insanlar?"
    cevabını bilmediği soruları kendine sorduğu için aklına bir soru daha geldi: "deli miyim ben?" yüksek sesle gülmeye başladı. sahiden delirmiş miydi?

    kadının gülme şiddeti arttıkça dalgalar daha da hırçınlaşmaya başladı.
    "sakin ol sakin ol..." denize ilk defa fısıldamıyordu. dalga duruldu.

    arkadan gelen çıtırdı ya da takırtı veya da birinin düşmesi sonucu çıkan ses onu ilgilendirmiyordu. denizin o masumiyetini bırakamazdı.
    bir adam sesi:
    "pardon hanımefendi?"
    kafasını çevirip:
    "evet?" diye yanıtladı umut kadını...

    düşündü: bu adam neden geldi? o da mı bir şey umut ediyordu? acaba benden mi bir şey umut ediyor yoksa denizin sahibi miydi?

    "oturabilir miyim?" diye sordu ve kadın eğer izin istediyse denizin veya kayanın sahibi değil demek ki diye geçirdi içinden ve inceden tekrar biraz güldü.
    "rahatsız ettiysem eğer gidebilirim?"
    "yoo hayır, aklımdan geçen bir şeye güldüm. eğer denizin veya kayanın sahibi değilseniz buyrun."
    "aman ne yaptınız? benim tek sahip olduğum bir kadın vardı o da gitti."
    "neden gitti?"
    "başka bir şeye sahip olamadığım için"
    "şu an bir çok şeye sahip olsaydın dönmesini ister miydin?"
    "hayır..."

    kadına bu bir oyun gibi gelmişti. adam bir şeye sahip değil, kadın ise umuda sahip değildi. kadının umut hariç her şeyi vardı.

    "eee siz neden burada tek başınasınız? sizin de mi sahip olamadıklarınız var?" diye sordu adam.
    "umut yok. umut olmayınca geriye kalan şeylerin önemi kalmıyor."

    adam çantasından bir şişe çıkardı:
    "içer misin?"
    "ooo hiç birşeyi olmayan bir adam için fazla değil mi bu şişe? nerede görsem tanırım. en az 60 yıllık."
    "sadece 2 gündür hiçbir şeye sahip değilim. öncesi bir çok şeye sahiptim."
    "konuşalım mı?"
    "konuşalım."

    en az 60 günlük plastik bardaklara en az 60 yıllık viskiler dolduruldu. buz yoktu fakat buz gibi yürekleri var gibiydi. kadın gözlerini kapattı. rüzgarın saç diplerine girişini hissetti. birer sigara yaktılar ve başladılar:

    kadın derin bir nefes duman çektikten sonra dışarıya çıkmasına izin vermeden:

    "ben de kaybettim."
    "kaybettiklerimizi mi konuşacağız?" diye sanki sohbeti sonlandırmak istermiş gibi bir cevap verdi adam. sanki konuşmak isteyen o değilmiş gibi.

    fakat kadın öylesine yorgun, öylesine bıkkındı ki ses çıkarmadı. sustular bir süre. bardaklar boşladı, bardaklar doldu. ateşler söndü, sigaralar yakıldı.
    takribi olarak 3. bardakta olduğunu düşünen umut kadını üzerine öylesine bir umutsuzluk, hiçlik, boşluk düşmüştü. bir şeyler oluyordu midesinde, damarlarında, kalbinde, beyninde. beyin kıvrımlarını bir şeyler kemiriyordu. bir şey beyninin kimyasını bozmuştu sanki ve bir şeyler söylüyordu. "düşün, düşün" neyi düşünecekti kadın? ne yapmak için oradaydı? ne yapıyordu? amacı neydi? bir adam mı gelmişti yanına? bir şeyler içiyorlardı bu doğru. fakat ne olacaktı? bir şey için oradaydı.

    gelgitler oluyordu beyninde. az önce ayaklarını sallandırdığı denizdeki dalgalar gibi beynine bir şeyler vuruyordu. olanları anlayamıyor fakat kabulleniyordu. deniz kararmıştı. dalgalar durmuş, ayakları kurumuş ve deniz de onu terk etmişti sanki. acaba 60 günlük plastik bardağında içeceği 60 yıllık bir kaç yudum daha var mıydı? bilemiyordu, odaklanamıyordu. hayatını düşündü ama sorgulayacağı tek şeyin hayatı olduğunu düşünüyordu. ona bunları yapmasını zorlayan, böyle olmasının nedeni kendisi değil, istemediği halde kendisine sunulan bu dünyaydı.

    dünyayı düşündü, evreni düşündü. dünya belki de gerçekten bir öküzün boynuzundaydı. ya da gerçekten dümdüz tepsi gibiydi. ama yok tepsi gibi olamazdı. düşüyor, yuvarlanıyor gibiydi... kesinlikle öküzün boynuzlarındaydı. öküz acımadan boynuzunu geçirmişti yerküreye.
    uzaklaştı kadın, çok uzaklaştı. bir yerlerden uzaklara gidiyordu ama nereye? denizden mi uzaklaşıyordu, dünyadan mı? dünyadan uzaklaşırsa elbet öküzle buluşacaktı bir yerde. uzaktan öküze bakacak ve son darbesini öküzün boynuna vurup, tüm insanlığı istemediği hayattan kurtaracaktı.

    evet işte yapmak istediği buydu! orada olmasının sebebi öküze bir adım daha yaklaşmak olduğunu anımsadı. ama orası neresiydi? neredeydi az önce? olduğu yerden mi uzaklaşıyordu? film yavaş yavaş kopmaya başlamıştı artık düşünemiyordu bile. sadece hissediyordu. uzaklaşıyordu, sallanıyordu. demir sesleri duydu. iki demirin birbirine sürtme sesi gibi. acaba öküzün yanında mıydı? yoksa bu ses kılıcını öküzün boynuna doğru salladığı zaman demirden sabanına sürtmesinin sesi miydi. gülümsediğini fark etti. ama gülemiyor da gibiydi. eğer bu öküzse gerçekten, bu öküz dünyaya boynuz saplamak görevi dışında aynı zamanda evren için çift sürüyor anlamına da geliyordu.

    üşümeye başladı. soğuk bir yerdeydi ve hissediyordu. sanki ışık var gibiydi biraz. sesler de duyuyordu. öküzün kıpırdadığını ve güneşin ışığının göründüğünü düşünmeye başladı. ama bu ses öküzün sesi, bu ışık güneşin ışığı değildi. farkına vardı ancak geç kaldı.

    bu ses kaçtığı ve amacını tamamlayamadığının kanıtı olan bir sesti. o an öküze ulaşamayacağını anladı.

    uyanma vakti geldi umut kadını, uyanma vakti geldi... diye söyledi kendine.

    cesaretini toplayıp gözlerini açtı. korkunç bir baş ağırısı vardı. ışık ve ses netleşmeye başladı. hadi ışık neyse de bu ses gerçekten kaçtığı ve kaçması gereken bir sesti. bu sese yakalandığı zaman amacını tamamlayamayacak ve öküz her seferinde boynuzunu daha da saplayacaktı. kendisine, diğer insanlara ve doğacak olanlara...
    etrafı kolaçan etti ve korktuğu ses yine çınladı. ses telsiz sesiydi.

    her şey bitti diye düşünürken 60 günlük plastik bardakta, 60 yıllık viski içtiği adam sanki beynini okumuş gibi tokat etkisiyle:

    "her şey bitti deniz yıldızı" dedi.
    "evet bitti..."

    iyice her şeyin farkına varıp etrafına baktığında ellerinin masaya kelepçeli ve bir sorgu odasında olduğunu gördü. o demir sesi belli ki kelepçe sesiydi. ışıksa tepeden aşağı sallanan yarım yuvarlak bir lambaydı.

    "tamam buradayım. başarısız oldum ve sizinleyim." diye söylendi adama.

    deniz yıldızı sahil kenarlarında, farklı şehirlerde tam olarak 32 kişinin katili bir seri katildi. amacının ne olduğunu kimse bilmiyordu. ülkede herkes tedirgin, sahiller plajlar bomboştu. kurbanlarını tenha sahil köşelerinde yakalayıp, kılıcıyla kafalarını kesiyor ve kendine has imzası olan deniz yıldızını kurbanlarının sırtlarına çiziyordu. yaklaşık 2 yıldır ülkenin her yerinde aranıyordu. sonunda kendini av eden bir cinayet büro şefi tarafından yakalanmıştı.
    6 ...
  2. 2.
  3. iplenmeyecegi biline biline yazılmış bir hikayecik.
    0 ...
  4. 3.
  5. 32 kurbanı olan bir seri katildi. Cümlesi daha çok yakışabilir. Daraltan sistemin dayattığı ifadesizlikten ziyade ifade etme amacıyla yazılan güzel bir hikaye olmuş.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük