Her ne kadar insan için stressiz bir ortam oluştursada fazla dozda olursa bu duygu karşıdaki insanı sinir edebilir çünkü vurdumduymazlığa gidiyor demektir vaziyet.
Ben de öğrendim ama isteyerek öğrenmedim umursamamayı. Gerçi benimkisi öğrenmekten ziyade bi çeşit katkıyla olan bir şey. Benim halim hal değil, bu kadar pervasızlık bana göre değil diyorum ama diğer türlü de kendime ediyorum.
zaten insanın kendine ettiği zulüm ancak şu umursamazlıkla son buluyor.
çoğu zaman nefret duygusunun ateşinin sönmesi ile yerine gelen hissiyattir umursamamak.
nasil ki size bir duygusal titresimler gösteren konu, konular, kişi ve kişiler hakkında tonlarca kelam edersek elimiz kalem tutuyorsa yazilar yaziyorsak işte umarsamazlik devreye girdimi o konular hakkında derin bir sessizliğe gömülürüz.
çünkü olumsuzluklarini dile getirsek ve düzeltmeye calissak, kendi cephemizde mükemmel, objektif tezler ortaya koysak hatta derin bir sorgulamadan gecirsek üzerine parmak bastiğimiz yaralar değil iyilesmek gitgide kangrenlesiyorsa o vakit ne yaparaiz? elbette heyacanimiz mefta olur ve derin usangaclikla sariliriz.
eh bu da suskunlukla belli eder kendini. baska konularda duygusal titresimler aranir. fakat konu kısıtlı ve yaralarin iyileşmesi ise gidim gidim ilerlediği için hatta kontrol edilmez ve hakkaniyetli mucadele edilmezse kangrenlestiğinden kelli kişi hayati umarsamaz.
saf heyacanlar cephanesinin gitgide bitmesiyle suni heyacanlar tanzim edilir.
bazilari kumara verir kendini, bir rulet topuyla avunur.
kimileri ise laga luga ile ömür cemberini tamamlamaya gayret eder.
kimisi ise kendinin cellati olur, bir kutu jilete bakar iş.
kimisi ise ince imbiklerden süzdüklerinin gönderdiği duygusal titresimler ile avunur. kendisinden baska kimselerin bilmediği formuller ile kisisel dünya kurar.
ama hepsinin ortak noktasi sessizliktir ama dilsizlik değildir. ha, öyle haklisiniz, aman boşverlerin sürüsüne bereket oldugu sessizlik.