faucault sarkacı isimli kitabını alıp okumayı denedim ve anladım ki aynı dili konuşmuyoruz. kitap türkçe çeviriydi. ben italyanca bilmiyorum zira. çevrilmiş halini bile anlamadım amk!
Geri dönüşü olmayan kararlarda, pişman olmanın trajedisi vardır.
Nasıl efendim? Şöyle;
canına kıymanın tragedyası şurada:
pencereden atlar atlamaz, yedinci katla altıncı kat arasında şöyle düşünür insan: “ah, keşke geri dönebilseydim!” ama yapacak bir şey yoktur. küt diye yere düşersin.
göstergebilim tanrısı gibi bi şey..
ortada bir pipo var, ama magritte bu bir pipo değildir diyor. Foucault da ona katılıyor.
sonra eco giriyor işin içine; bay pipo ve Foucault sarkacını vuruyor masaya.
lan noluyor oğlum ne bu deli deli hareketler lanet olsun piponuza da imgelerinize de
diyip kalkıyoruz masadan...
"Az düşünce üreten kişiler daha az hataya maruz kalıyorlar, onlar herkesin yaptığını izliyorlar, kimseyi rahatsız etmiyorlar, başarıyorlar, zenginleşiyorlar, iyi pozisyonlara ulaşıyorlar, milletvekilleri, şöhretli edipler, akademisyenler, gazeteciler oluyorlar, ödüllere, nişanlara boğuluyorlar. işlerini böyle iyi yürütene aptal denir mi? Aptal benim, yel değirmenleriyle savaşmaya kalkan ben."
rahip jorge'nin ağzından kilisenin felsefesini çok anlamlı bir biçimde dile getirir : kilise kanununun adı tanrı korkusudur, halk devamlı korkmalıdır ki tanrı'nın gölgesi olan kilise ayakta kalabilsin şekline gülerek anlatmıştı rahmetli muşlettin.