Ulus baker, ülkenin aydınlık yüzüydü. Sinema, film, sosyoloji eleştirileri, siyasetten, müziğe uzanan ve Tarkovski’den, bergman’a uzanan geniş bir yelpazede onu anlamak ve onun fikirlerini benimsemek güZeldir.
kimine göre çatlak profesör, kimine göre garip adam, ama bana göre dev bir beyin ve yürek.
ben daha gidip, dersine girip bilgilerini çalacakdım.
hakikaten yıkıldım.
iki gündür anlayamadığım ölüm, sürekli aklıma gelen " neden kendine bakmadı" cümlesi. varoluşu, paraya, şan ve şöhrete takılmazken, kendisi gibi bir avuç insan kalmışken terk etti, gitti.
seni dinlemeyi ve yakından tanımayı geciktirdiğim için kızgınım kendime, mütevaziliğini sadece duymak, fakat yakından tanık olmamam adına da büyük kayıplardayım.
eminim oturup iki çift laf ettiğin insanlara, gidişinle bile çok şey bırakmışsındır.
ulus baker'in 47.doğum günü olması gereken bugün,
iki gün önceki vefatının entrysini girmek çok acı.
sözlüğümüzde hiç ilgi gösterilmemesi de bir o kadar...
ulus baker'i duymamış ve okumamış insanın eksik bir sosyolog olacağını düşünüyorum ekonomi siyaset felsefe sinema -ama özellikle sinema- konularındaki engin bilgisiyle ilgili söz etmeyeceğim dahi.lakin her ölüm erken ölümdür.
bir kırmızı koltukta yatarken,
ekranda dziga vertov dönerken
psinoza mavladı birden
şaşkınlık hasıl oldu
bir çapa bir votka bir ılık meltem
kıbrıs'ta dört ceset bir baker'ken
havariler mitler yazarken
uyku bastırıyordu
meneviş'ten gloryaya sokakta bir votka
kadıköy evinde jacques brel çalmakta
temmuz oldu yaz bitti
hoca kalk haydi
tayfa marquiz yolunda
her şey herkesleşiyordu
herkes her şeyleşiyordu
tarih durmadan yazılıyordu
ve dediler ki: ulus baker
gördüğüne inanma gördüğüne inanma sen
gördüğüne inanma gördüğüne inanma sen
gördüğüne inanma gördüğüne inanma sen
gördüğüne inanma gördüğüne inanma sen