o sırada bazı tuhaf hırlamalar ve götik sesler duyuldu. hugo cevresine bakındı.. aman tanrım o da neydi.. bir kuş?...yok değil..bir uçak?.. yok o da değildi...
götik bir gölge belirdi... sen de kimsin? nesin sen dedi hugo?
-ben gothic evil.. cehennem azabında yanacak biri var burda dedi..
hugo göt korkusundan tam kelime i şahadet getirip müslüman olacakken;
-sen değil salak..ak sakallıyla bi hesabım var benim dedi gothic evil..
hugo rahatlamıştı. yalnız ruhu gothic evil tarafından sapıkça emilen ak sakallı karanlıklara dogru gidiyordu..
-hugo lan allahsız.. arkamdan iki fatiha oku bari puşt herif dedi..ak sakal
fakat hızını alamamış hugo arkasına bakmadan sıkmaya devam etti. ak sakallı dedenin nefesi kesilmişti artık.. hugo yaptıgı aptallıgın farkına varmıştı.. çok kötü birşey yapmıştı..hem de ahirette götümüze girecek entrylerinden de kötü bir günah işlemişti..
ak sakallı da olsa bir ihtiyarın eğlencenin içine sıçmasından pek hoşlanmamıştı hugo. brendın çekip giderse kalçalarını kim elleyecek, kendisini bayıra karşı kim yatıracaktı? bunları düşününce daha da büyük bir hınçla sıktı ihtiyar adamın boğazını. sıktı, sıktı, sıktı...
brendın çok korkmuştu. hızlı hızlı nefes alarak ormanın içinde yürümeye başladı. lakin bahtsız olaylar biran bile peşini bırakmıyordu. artık lanetlenmiş olduguna inanamaya başlamıştı. önce meteorlar, sonra halay ekibi, sonra ibne ak sakallı derken ne yapacagını bilmez halde ormanın derinliklerinde kaybolmuştu..sanki şuurunu kaybetmişti. tam o sırada.....
brendın homurdandı. kendini ak sakallı dede'den kurtarmaya çalıştı. hugo panik içinde bir hamlede yerinden doğruldu. ak sakallı dede'nin boynunu sıkıca tuttu. elleri adamın boynunu kıskaç gibi sıkıyordu...
brendın'ın harcadığı büyük gücün etkisiyle çıkardığı sesler ormanın yumuşak sessizliğinde çınlıyordu. şakaklarından akan teri silerek elini hugo'nun kalçasına götürdü...
"çek lan elini kızın orasından!" diye gürledi dede. ak sakalları neredeyse yere değecekti. brendın bir yapması gereken mertliği, bir de kıçındaki sertliği düşündü. kıçındaki sertlik baskın çıktı. elini kızın orasından çekti...
brendın gülümsedi, eliyle hugo'yu yanına davet etti. hugo kırmızı renkli deri giysinin içinde kalçalarını kıvırıyordu. iki koca göğsü dışarı taşmıştı. brendın ona bir kere daha dikkatle baktı...
bir an dötü kaybedecekmiş sandı ve romanın yazarlarına saydirımaya başladı brendın "aq beni ipnede yapacaksınız en sonunda" diye seri halde sövüp durdu sözlüğe...
brendın yine bir hışırtı duydu ve içinden bu hışırtıları hikayeye katan spaltula'ya küfretti. daha sonra roman akışını bozmamak için yavaşça arkasını döndü ve çalılıkların arasında bir sesin hey dude dediğini duydu. evet bu oydu. brendın'ın şans topu aldığı sırada nimet abla daki görevliydi. adı hugo'ydu yanlış hatırlamıyorsaydı evet. ama henüz amına koyulmamış gibi duruyordu*. aniden ellerini açarak red or blue? dedi homurdanarak. brendın şimdi anlamıştı. lost adası matrix'e wireless geçiş sağlıyordu.