kostu brendın kate ye dogru sıkıca sarıldı. ve o sırada gokten yeşil bir ışık peydah oldu ışıgın içinden bir sakallı adam çıktı ve sordu "nerde ulan benim bastonum" bu aksakallı dededen başka kimse değildi...
kate çocukluğundan beri beynini kurcalayan soru işaretlerinden bir nebzede olsa kurtulmuştu. bütün bunlar ada ve brendın sayesinde olmuştu. artık yıllardır beynini kurcalayan sorulardan kurtulmuş, küçük çaplı bir beyin orgazm'ı yaşamıştı. her ne kadar şahin k gibi birinden çıktığına inanamasa da anlatılanların gerçek olma ihtimali bir hayli yüksekti.
kate adamın yanına gitti. ''merhaba'' dedi.
yabancı ona bir süre baktıktan sonra ''bir yanlışınız var. beni birisiyle karıştırıyorsunuz sanırım, ama bu size selam vermediğim anlamın gelmez'' diyerek kate'ye soğuk bir bir şekilde cevap verdi.
kate ağlamaklıydı. adamın yanına sokularak onu öptü.
adam düşünceli düşünceli ''bu gerçekten garip bir durum'' dedi.
hayır anlamıyorsun dedi kate ve anlatmaya başladı..
-yıllar evveldi anneme anne neden benim babam yok diye sormustum bigün. annem defalarca anlatmaktan bıkmış tükenmişti. sinir krizi gecirdiği bi anda herşey oldugu gibi agzından dökülüverdi... annem yıllar önce kadir inanır tarafından bi adaya kaçırılmış.. o adadan kaçıp kurtulmak için kadir inanırın bacagının bile kesmiş... tam evet kurtuldum deyip bota binerken denizden bişiy cıkagelmiş. annem oaniklemiş van gölü canavarı olabilir mi demiş...
ama hayır brendın hayır.. canavar değilmiş. bu s*kiyle kadınları hipnotize eden ve sonra "karıcım ben geldim deniz cok sogukmuş. soguk beni azdırdı ayır bacagını" diyen deniz sapığı şahin k. ymış. anneme "amuna goyucam karıcım" ve benzeri tatlı sözler söyleyerek kandırmış.. kendini düşünmeden ona teslim etmiş annem.. rüya gibi bir gece yasamış o gün.. sabah uyandıgındaysa denizin ortasında tek basınaymış. gazetede cıkan denizde hayvan var mansetli haberden baska bir daha da o adamı görmemiş. cok aramış tüm adalara elinde telsizle birer tane niomi göndermiş. babam ile ilgili ufacık bi bilgiye sahip olduguna inandıgı insanlara sayid ile işkence yaptırmış. hatta tehdit etmiş sawyer sizi düdükler diye.. nafile.. bulamamış. ben de sadece babamın o mansetteki haberden tanıyorum ve bu adam ona cok benziyor brendın.... o benim babam olabilir...
brendın zorla gülümsedi. ''bunu da nereden çıkardın kate, senin gibi namuslu bir kadın böyle konuşmamalı,
sinirlerin bozuldu haliyle'' dedi. aslında brendın derin bir endişe içindeydi...
turuncu pantolonluların arasında ilk bakışta seçilen bıyıklı ve yağız biri vardı. bu kim dedi kate, brendın'ı çimdikleyerek. brendın şahin k'yı ilk görüşte tanımıştı, ama açık etmedi. bilmiyorum kate dedi, "hem kronun birine benziyor herif". haydi gidelim buradan diye de ekledi telaşla. kate itiraz etti; "hayır hayır. bu adamı kesinlikle tanımalıyım"...
turuncu pantolonlular bir ileri bir geri gidiyor, birbirlerinin ellerine vuruyorlar, ardından da yanlarındakilerin kafasını yakalıyorlardı. sonra deli gibi dönüyorlar ''guan'tanamo...guan'tanamo'' diye bağırarak kendinden geçip düşüyorlardı.
kate kenara saklanıp mahmut'un gitmesini beklemişti...az sonra gittikçe yaklaşan bağrışmalar duydular. büyük bir korkuya kapıldılar. turuncu pantolonlular yaklaşıp, kate'in etrafında dans etmeye başladıklarında yüzlerindeki ifade de belirginleşmişti. kate ''brendın, ne kadar iğrenç şeyler bunlar'' dedi.
mahmut brendın'ın arkasından su dökmek istedi. tez gidip, selametle dönsün diye. şöyle bir çevresine baktı su arayan gözlerle. su göremedi. kendi ekseni etrafında döndü. bir damla su yoktu etrafta. küçük mahmut'tan yardım istedi istemeyerek de olsa. kendisini sekreter jale'ye mahçup ettiği için küskündü küçük mahmut'a uzun süredir. ama başka çaresi yoktu. çıkardı ve işedi brendın'ın arkasından...
...brendın mahmut'u onaylarcasın başını sallarken ''her şey kaos içinde. bu adada sağ kalmak oyun oynamak gibi bir şey. ben de bu oyuna katılacağım'' dedi ve vedalaştılar...
bir süre arkalarına bakmadan yol aldılar. mahmut yol boyunca facebook tan, sözlüklerden, şurdan burdan bahsetti brendın'a. brendın ilgiyle dinler gibi yaptı onu. facebook ne lan diye geçirdi içinden ama mahmut'a belli etmedi...
kate iyice meraklanmıştı. ''kim bu'' diye tekrarladı.
brendın ''bekle biraz, anlatacağım'' diyerek elini cebine atıp bir kart çıkarttı ve bunu kate'ye uzattı.
kate karttaki sayılara baktı...
birden hugo 'nun nefes nefese koşarak kendilerine yaklaştığını farkettiler. bağırıyordu hugo;
- brendınım brendınım, dırınım dırınım diye başlayan fon müziği eşliğinde...
brendın ın gözleri yine hugo 'nun elbisesinden taşmış çeşitli uzuvlarına takıldı.
kate ise durumun farkına vararak;
-kim ulan bu elften bozma hamam oğlanı? diye haykırdı
brendın kafasını sayılarla bozmuştu..kate başını brendın'ın omuzuna dayadı. ağlıyordu. ''seni kurtarmak için, mutluluğumuz için elimden gelen her şeyi yapacağım'' dedi.
o sırada ormanın dderinliklerinde koşan brendının aklına aksakallı dedenin verdiği sayılar geldi hemen elini cebine soktu ve sayıların yazdığı kağıdı çıkararak "allah allah! ne şimdi bu sayılar?" diye sordu kendine...