ulu roman

entry4503 galeri11 video8
    124.
  1. birden peres belirdi sisler arasından, elinde davos dosyalarıyla, koşar adım yürüyordu ve nedense ağlıyordu peres, hüngür hüngür...

    acaba peres'e ne olmuştu?
    3 ...
  2. 123.
  3. "bir gün öncesi"

    genç eğlence amaçlı tüm arkadaşlarını bir kafe de toplamıştır. "o" da gelmişti. hemde yanında yeni biz'i ile bilrlikte. genç yavaşça kalktı ve masada toplanmış arkadaşlarına şöyle seslendi;

    - birazdan gidiyorum. artık hiç olmayacağım. zaten şu an hiç olmamış gibiyim. sizi sevdiğimi söylemeyeceğim zira kimi sevsem kimi hayatımda bir yere koysam gitti. birilerini sevmek tanrının beni cezalandırması gibiydi. işte bu yüzden sizler de gitmeyesiniz diye etrafımdan "hepinizden nefret ediyorum." ve belki de ilk defa insanlardan nefret ettiğim için mutluyum, çünkü biliyorum sizden nefret ettiğim için terk ederek beni cezalandırmayacaksınız. halbuki sevdiğimi söylesem cezam yine terk edilmek olacaktı.

    dedi ve o tek başına ölüme hazırladığı evine doğru yola çıktı.

    "olay günü"

    perdeleri açtı evin içi sıgara dumanından görünmüyordu neredeyse. sonra torbadan aldığı votkayı çıkardı masaya koydu. masada neler yoktu ki? ekmek bıçağı, atarax, xanax, pasiflora, alkol, içi dolu maltepe. sabahı görmek istemiyordu o yüzden tüm herşeyi masaya doldurmuştu. pencereyi ve perdeleri kapattı sokağın o hayat dolu gürültüsü canını oldukça çok sıkmıştı.

    yavaş yavaş votkayı içmeye başladı, xanax varken atarax ve pasiflorayı evin bir köşesine küfürler ederek attı. sonra sıgarayı aldı içmeye başladı. sıgaradan bir nefes çekip votkadan bir yudum alarak saatlerini geçirdi. gece iyiden iyiye çökmüştü yer kürenin, şehrin, evin ve tüm hayallerinin üstüne.

    xanax'a geldi sıra artık kafası yaptıkları ve yapacaklarını kontrol edemeyecek kadar güzeldi. ve xanax'ı da yuttu. "alkol ve xanax mükemmel ikili" diye düşündü sesli olarak. artından küfürler yağdırmaya başladı aklına gelen herşeye. kimler gelmemişti ki aklına, annesi, abisi, en yakın dostu oguz, ilk aşkı, son aşkı, arkadaşları. ama şimdi kimse yoktu yanında. hayatının en kötü zamanındaydı.

    artık tüm vucudu iyice uyuşmuştu ama aklı zıpkın gibiydi. gözleri de öyle. ağlamaya başladı. hayatından vazgeçmiş bir adamın ağlaması da küfür gibi oluyordu. gözleri kan çanağına dönmüştü ama zaten kan her daim biryerlerinden akıyordu. sadece şimdi sıra gözlerine gelmişti o kadar.

    bir an da gözü bıçağa ilişti. ne zamandır bir kesici madde almamıştı eline. garip bir şekilde kavradı bıçağı. karanlık artık iyice baskı yapıyordu vurduğu her yere.

    baskı yapan bir yer daha vardı. kalbi. gögüs kafesine aşırı yükleniyordu. o kadar çok yükleniyordu ki nefes alış verişleri düzensizleşmişti. nabzı olması gerekenin oldukça üstündeydi. alkol, sıgara ve xanax artık o mükemmel sona gelmesi için elinden gelen çabayı vucuduna srgiliyordu.

    sıgaradn son nefesini aldı. belki de ilk def begenmişti bu arabın malını. alkol de bitmişti zaten bitmeyen bir şey vardı o da sabahı görmeme inancı.

    bıçak hala elindeydi. yavai yavaş vucudunda gezdirmeye başladı. göbeğine ve birkaç yerine ufak çizikler attı. sanki maça çıkacak futbolcular gibi ısınma turları atıyordu vucudunda. kanamaya başladı kestiği yerler. kan ne kadar sıcaktı ama bu sıcak havada hiç rahatsız etmiyordu vucudunu. zaten vucudu da bir şey hissetmiyordu.

    sıkılmıştı artık, bitmesini istiyordu bu hayatın ama uzatmaları da merak ediyordu. meraktı zaten hep onu bu hale getiren. ama bu sefer tum benlğini eve girerken kabıda bırakmıştı.

    o an geldi, agırdı bıcağı gögüs kafesine baskı yapan kalbinin üstüne koydu, son kez kafasını kaldırıp tavana baktı gidenin son sözü ne olabilir diye düşündü. öyle ya gidenler son olarak ne derdi? belki de en klasik olanı "hoşçakal"dı. o da klasik davrandı.

    - "hoşçakal"

    artık yoktu! ama kan hala sıcaktı. hava da sıcaktı. ve ikisi de gün gelince soguyordu.

    "bir gün sonrası"

    yolda yavaş adımlarla yürüyordu, alkolden beyni uyuşmuş haldeydi. içinden "biran önce gitsem şu sktimin evine" diye geçirdi yağmur yüzünden sırılsıklam olmuştu ve o arada telefonu çaldı. bir an durdu; "ne intihar mı etmiş?", "ne zaman?" gibi sorular yagdırmaya başladı karşısındakine ama arkadaşı gitmişti onu yalnız bırakmıştı yasak şehir de yaşamamalarını binlerce kez dinlemişti ondan ve sonunda gitmişti, yalnız bırakılmıştı.

    yağmurdan sırılsıklam olmuş üstünü değiştirmeden dolaptan bir bira aldı, evdeydi ama ev dışarıdan daha soguktu, belki de soguyan onu yalnız bırakan arkadaşının gidişiydi. gitmek için erken davranmıştı çünkü ihanet etmişti kendisine ve bunu affedemezdi. zaten bir tek birbirlerini affedemiyorlardı. tek değerleri birbirlerine olan baglılıklarıydı ama şimdi ne değer ne de bağlanacak biri kalmıştı. yalnızdı.

    neden gittiğini biliyordu, 25 yaşında bir insan neden intihar eder anlayabilmişti zira zaten 27'sinde ikiside intihar edecekti en büyük zevkleri de bu olacaktı.

    hiç dua etmedi, aksine küfürlerediyordu durmadan kendini yalnız biraktığı için arkadaşına. dua etmeyeli 15 yıl olmuştu zaten aklına edebileceği bir dua da gelmedi. inançlarla ilgili tek bilidiği şey "allah"dı zaten ona da isyan etmişti. inançların hayattaki en büyük engellerden birisi oldugunu biliyordu.

    kendini yalnız bırakan arkadaşını düşündü en son konuştukları aklına gelmişti;

    "yedek insanlarız dostum, hatta bazen yedek bile olamıyoruz. birilerinin geçiş noktasıyız. bir nevi otobüs duragı gibiyiz. geliyorlar bir sıgara içimlik duruyorlar ve gidiyorlar. bizi aşağılık insanlar gibi kullanıyorlar. gitmemiz lazım bu şehirden, aptal bir balıkçı kasabasına ya da dağ köyüne. istanbul'u yasak şehir yapmamız lazım, içindeki herkesi beynimizde öldürüp gitmemiş lazım."

    demişti hatırladı ve yasak şehirdeki insanları beyninde öldüremediği için kendini öldürmeye karar vermişti. "peki ben ne olacağım" diye düşündü bir an! tek amacı gitmekdi yol arkadaşı onu satmıştı. bu satışa kırılıp eskiye mi dönecekti? "hayır" dedi içinden "o satsa bile ben onu satmam" diye yüksek sesle kimsenin olmadığı evde bagırdı. "o giderek satmış olsa bile beni, ben onun yanına gitmeyerek satmayacağım onu" diye sert ve kararlı bir şekilde bağırdı.

    mutfaktan bıçağı aldı birasının son yudumunu içti. "geliyorum dostum az daha sabret" diyerek kalbine sapladı. kanı sıcacıktı. akan kanın büyük çogunluğu alkoldü zaten bu yüzden kanı boşa akmamıştı. arkadaşının nasıl intihar ettiğini bilmediği halde onun gibi son vermişti yedek insan olmaya. artık insan değillerdi. hiç yoklardı ve yokluklarına üzülecek başka kimse yoktu. bir hiç gibi, piç gibi yaşayıp yaşadıklarının hakkını vererek ölmüşlerdi. başka şansları yoktu.
    5 ...
  4. 122.
  5. o arada john herşeyi unutmuş etraftan uzak camdan kafasını çıkardı ve bir sigara yaktı. aman allahım bir kız gördü elinde bir kaç kitapla geliyordu. aşık olmuştu 6. kattan kaldırımda yürüyen kıza 'aşk bu' diye bağırdı.

    cemil-hülya- ve babası ne oldu diye baktı ve kızı gösterdi bende aşkımı buldum dedi. bu kim hülya teyze sen emlakcısın bilirsin dedi.

    hülya güldü herkez şaşırdı bir ibnelik vardı. 'benim kızım dedi' cem,il şaşır dı ve 'benim de mi kızım' dedi. hülya evet cemilim sen olmadan büyüttüm ünüversiteye gidiyor şimdi dedi. john aşık olmuştu.
    2 ...
  6. 123.
  7. evet dedi gireceklerse adam gibi girsinler biz kaç zamandır takip ediyoruz. bir düzen tutturmuş gidiyoruş okusunlar anlasınlar sonra birşeyler söylesinler cemil haklısın dedi hülya pardon hıdır-hülya cemil'in sevgilisi.
    3 ...
  8. 126.
  9. senden sonra çok değiştim a.q cemil dedi çok hayat kadınıyla yattım kalktım seni anlamay çalıştım dedi. ama seni hiç anlayamadım dedi.

    cemil hülyam seni hala seviyorum dedi ne cins olursan ol farketmez çok geceler seni düşünerek asıldım dedi. sen yoktun ama içimi çok yaktın dedi.

    john olmaz cemil amca ibnemisin sen dedi. gay mısın amca kendine gel dedi sen ki şahin k gibi adamın malafatını kesmiş adamsın özüne dön dedi...
    3 ...
  10. 127.
  11. john un babası kendini tutamadı ve zaten uzgun olan john a dönerek,
    "boş bakınız gibi adamsın ulan!" diye bağırdı..

    cemil e dokunsan ağlayacaktı, gitsem mi diye geçirdi içinden.
    4 ...
  12. 126.
  13. (arabanın lambasını açmak güzel bir fikirdi. bağcılar da bir kez daha denemişlerdi)

    ilk önce hıdır sinirlen di dediki burası 'gazeteciler' değil 'başak konutları' dedi. bir zamanlar çok gelip gittiğin yer dedi cemil unuttunmu!. bu ses cemile yabancı gelmedi saşırdı yutkundu. john ve babası şaşırmıştı babası john nu biraz geri çekti.

    hıdır bağırdı. piç cemil unuttun mu beni oysa seni ne sevmiştim. 'hülya' ben bir zamanlar sana güvenen 18 yaşında ki o güzel kız. sana bekaretimi verdim ben güvendim sana evlenecektik kandırdın beni. dünyam yıkıldı herkeze rezil oldum ve cinsiyet değiştirdim diye ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü ve bağırdı 'seni beklediğim günlere yazık senden başkasını sevmedim' ama sen beni o orospuya değiştin.

    herkez şaşkındı. cemil bir şeyler söylemek istiyordu gözleri dolmuştu...
    3 ...
  14. 127.
  15. --reklamlar--
    "hayat cok yorucu" diyordu okyanusun herhangi bir yerindeki denize sıgara izmaritini atan adam.. "hayat çok sıkıcı" diyordu bir haftadır devesine hiçbir turist binmemiş arap.. "hayat ne kadar acımasız" diyordu 4. çocuğunuda açlığa kurban etmiş etiyopyalı kadın..

    siz de "hayat x'dir" diyenlerdenseniz jupiter toplu konutlarından ev almanızın zamanı gelmiştir.. "jupiter, dünyadan sıkılanların yeri.."
    --reklamlar--
    6 ...
  16. 126.
  17. bazı ibneler telefona bazen karışır dedi hıdır abi. roman bitmedi sen devam et kardeşim dedi. gelin evin kaporasını verin dedi.
    3 ...
  18. 125.
  19. hıdır kriz nedeni ile elinde bir çok dairenin olduğunu söyledi. konutlardamı, belediyeye mi yakın, yoksa varoş mahllesin de ucuz yollu bir yermi olsun dedi. varoş olsun dedi cemil abi, john babası belediye yanı olsun dedi alt yapı sorunu az asaiş fazla olur dedi. john sinirlendi ne salak adamlarsınız dedi. paramız var siteler olsun hem güzel kızlar var. güzel kızların güzel anneleri olur dedi ve herkez kabul etti.

    hıdır abi sitelerden olsun dediler. hıdır kabul etti. arabaya atlayıp kağıthaneye giderken arkalarına. bir ekip otosu takıldı korkmuşlardı cemil abinin elinde hala kanlı döner bıçağı duruyordu tırstılar...
    4 ...
  20. 124.
  21. ihtiyardan ayarı yiyen genç adam ayaklarını kıçına vurdura vurdura, ortamdan ko$arak uzaklaştı. bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının farkındaydı.
    3 ...
  22. 125.
  23. "benim için roman bitmiştir" dedi ve terketti salonu genç adam.
    2 ...
  24. 126.
  25. köpekler korkmuştu olanlardan. şahin k alati kaptığı gibi bağcılar da bir hastaneye gitti taksiye binerek. bütün millet köpeklere odaklanmıştı utanmıştı köpekler kaçmak istiyorlardı bulundukları yerden ama beceremiyorlardı kilitlenmişlerdi. ikinci katta balkonunu yıkayan teyze 'ben hallederim dedi' ve sabunlu suyu köpeklere döktü herkez yaşlı teyzeyi alkışlıyordu.

    cemil abi john babasına sert bir sesle 'lann yavsak hasan' eşeğim nerde diye sordu. hasan kem küm etti tam söyleyecekten. oradan caminin imamı dediki.

    burası nasıl mahalle zivanadan çıktı sıçtınız bağcılara dağılan lan godoşlar dedi. başka bir semte gidin. artık rahat rahat karıya kıza bakamıyorum dedi.

    düşünmeye başladılar nereye gitsek nereye ışınlansak...
    4 ...
  26. 127.
  27. bilirim dedi aynı okulu okuduk, aynı kızları sevdik, aynı takımı tuttuk emrah la. emrah'ın dedi, dedi ve gözleri doldu john un.

    emrah içeri girdi 'anneme ne olmuş john' dedi. amcan dedi amcan nuri amcan annneni çok severdi dedi. ve john irkildi etrafına baktı. ne şahin k vardı ne de annesi. mutfakta 3 erkek kalmışlardı. emrah, babası ve kendisi.

    birden mahallenin kasabı içeri koşarak geldi. john koş annennnn dedi! john şaşırdı bir karışıklık vardı işin içinde emrah'ın annesi annesine genelde böyle derler di...
    5 ...
  28. 128.
  29. küçük john baba fazla konuşma şahin k burada dedi annemi mutfakta sıkıştırdı. şimdi onun yanına gitmeliyiz. babası ya eşşek ne olucak dedi. john baba eşeği sandalyenin ayağına bağlıyalım sonra ilgileniriz dedi.

    anne aşağıdan yetişin diye bağırırken. şahin k. yeahhhh diyordu.
    5 ...
  30. 129.
  31. babası eşşeği sıvazlıyordu 'canım, gülüm, bidanem' diyordu utandı babasından. bunlar başına gelemezdi. bir anda pompalıyı eşeğemi babasına mı uzatıcağını düşündü ve hafif ağlamaklı bir sesle...
    5 ...
  32. 130.
  33. 131.
  34. camdan yolda yuruyen bir essek goruncete kadar. essek sehrin ortasında sikini salmıs yuruyordu. hayal mi goruyordu yoksa gercek miydi anlayamadan cama dogru kostu ve bakmaya basladı. gordugu sey onu cok sasırttı...
    3 ...
  35. 132.
  36. o şey eşşeğin zikiydi, sabah sabah sol frame de koskoca 'eşşeğin ziki(732)...' şeklinde bir başlık görmek, onu ürkütmüştü, birden çıkıverdi sözlükten, alel acele feysbukunu açtı ve...
    4 ...
  37. 131.
  38. sonradan anladı hala unutamadığı eski sevgilisinin şifresini giriyordu küfür etmeye başladı kendine kızdı. topladı kafasını tekrardan girdi ve hoşgeldin 'bıdık' dedi sözlük sen geç takıl ben geliyorum diyordu. başlıklara bakarken birden gözü bir şeye takıldı. onun burada olmaması lazımdı. acaba o şey neydi...
    5 ...
  39. 130.
  40. tam o sirada frodo geldi diyecem inanmiyacaksiniz $erefsizim. tamam lan inanmayin cünkü frodo henuz yüzüğün götürdüğü yere gidiyordu...

    tam o sirada büyük bir gürültü ile aydinlandi gök ve..
    4 ...
  41. 129.
  42. ve hatta her şeyin başladığı sabah aslında sıradan bir sabah gibi başlamıştı...
    5 ...
  43. 128.
  44. herkes sustu ve okumaya başladı adamı, satır satır.
    3 ...
  45. 127.
  46. ayak sesleri yağmurunkine karışıyordu ve adımları gittikçe hızlanıyordu. bir yandan düşen yıldırımları sayarken bir yandan da kaldırım kenarından yürümemeye dikkat ediyordu. yağmur çok hızlanmıştı, sanki onun yürüdüğü caddeye daha çok yağıyordu. Bir çocuğa kızar gibi kızdı kendine ve yavaşlayıverdi, bir şey unutmuştu geldiği yerde, geri dönmek istedi fakat karar veremedi. bir ileri bir geri giderken, birden aklına sinüziti geldi ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti.

    bir yandan koşar adımlarla yürüyor, bir yandan da küfür ediyordu, ''ne lanet bir gün'' diye aklında geçirirken yanından hızla geçen araba yerdeki tüm suyu üzerine boca etmişti. o kadar öfkeyle dolmuştu ki, en az adımları kadar hızlı küfür etmeye başladı. aklına ne gelirse uzaklaşan arabanın arkasından söylüyordu. sonra başını eğip ayaklarına doğru şöyle bir kendini süzdü. zaten sırıl sıklamken, bir de yerdeki kirli suyun üzerini mahvetmiş olması dayanılır gibi değildi. birden bir başka arabanın sesini duydu ve hemen kaldırımın diğer tarafına geçip yürümeye devam etti. bir müddet sonra neden o arabanın yanından geçmediğini merak ederek arkasına baktı ve arabayı bir sokağa girerken gördü. bu duruma bile kızmıştı. eve ulaşmasına daha en az yarım saat vardı. "lütfen yağmur dursun" diye içinden geçirdi fakat aksine yağmur daha da şiddetlenmişti. artık aklına edebileceği bir küfür bile gelmiyordu.

    yarım saatin sonunda sırılsıklam bir halde nihayet evinin kapısının önündeydi, birbirinin aynı iki anahtardan birini kapı deliğine götürürken bir anda durdu. yanlış anahtar olduğunu düşünüp diğerini soktu fakat kapı açılmadı. sonra ilk anahtarla kapıyı açarken birden ikinci arabanın onun kaldırımın diğer tarafına geçtiği halde yanından geçmemiş olması aklına geldi ve yanlış anahtarla o arabayı birbirine benzetti.

    söylene söylene içeri girdi ve doğruca banyoya gitti. ıslanmış elbiselerini çıkarıp kirlilerin içine attı ve duşa girdi. bir an evvel rahatlamak ve bu lanet günü unutmak istiyordu. sıcak suyun altında bir yandan gevşemeye çalışırken bir yandan da evde yiyecek bir şeyler olup olmadığını düşünüyordu. dün karşı komşusunun verdiği bir tabak türlü aklına geldi. yemek hazırlaması gerekmeyecekti. o kadar kötü şeyin üstüne bu onu sevindirmişti. "ne iyi kadın" diye düşündü ve sıcak su musluğunu biraz daha sola çevirdi. banyodaki ayna buhardan kapanana kadar suyun altında kaldı. bu onun en büyük zevklerinden biriydi, her zaman ayna buğulanana kadar duşta kalır sonra da fön makinasıyla aynayı kuruturdu, yine öyle yaptı. sonra temiz elbiselerini giyip doğru mutfağa, dün tok olduğu için tadına bakamadığı türlüyü yemeye gitti. türlüyü dolaptan alıp tencereye boşalttı ve ısınması için ocağa koydu. sonra oldukça hafif hissederek kendini, içeri gidip sevdiği şarkılardan oluşan kasedi teybe koydu. yemek yerken müzik dinlemek çok hoşuna gidiyordu. ama en çok hoşuna giden şey; her yemekten sonra bir sigara yakıp balkona çıkmaktı. sonra yine birden yüzünde bir "kahretsin!" ifadesi belirdi, sigarasını işyerinde dağınık çalışma masasının üstünde unutmuştu. yoldayken de aklına gelmişti ama sigara için geri dönmeyip " bir büfeden alırım nasıl olsa " diye düşünmüş fakat yağmurdan ve üzerini ıslatan arabaya sövmekten unutuvermişti.

    birdenbire daha az önce yakaladığı neşeyi kaybetmiş tüm keyfi kaçmıştı. yemekten sonra sigara içemeyecek olmasına ve bir tek sigaranın moralini bozabiliyor oluşuna çok kızıyordu. dışarı çıkıp sigara alamazdı çünkü hem yağmur devam ediyor hem de açık bir büfe bulabilmesi için en az yedi sokak yürümesi gerektiğini biliyordu. oflaya puflaya salondaki koltuğa uzandı, bir müddet sonra dinlediği şarkıya eşlik ettiğinin farkına varmıştı ki; tam bu sırada kapı sesini duydu. birisi şiddetle zile basıyordu, hemen yerinden fırlayıp kapıya koştu, gelen karşı komşusuydu.

    kadın çok rahat ve kendine güvenen tavrıyla;

    - neredeyse öldüğünüzü düşünecektim, dedi gülümseyerek.
    - afedersiniz duymadım, bu aralar biraz dalgınım da, diye cevap verdi ama bu cümleyi her kelimesinde kekeleyerek söyleyebilmişti.

    kapıyı biraz geç açmış olmanın verdiği mahçupluk, kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan etkileyici parfüm kokusu ve karşısında duran olgun, bakımlı ve gerçekten güzel bir kadın, onu hiç olmadığı kadar heyecanlandırmıştı.

    - rahatsız ettiğim için çok özür dilerim ama dayanamadım sigaram bitti ve bende tek başıma dışarıya çıkmak istemedim, varsa bir sigara isteyecektim, dedi kadın.
    ama kadını süzmekle o kadar meşguldü ki, cevap veremedi. dün ona yemek getiren kişinin bu gözardı edilemez güzelliğini nasıl da fark edememişti. omuzlarına kadar inen düz, kızıl saçları, omuzlarında kıvrılıyordu. şakakları pembe ve belirgindi, gözleri ise yüz metreden farkedilecek kadar iri ve sanki birbirine komşu iki deniz gibi maviydi. ufak burnu bu güzel yüzde hiç de göze batmıyordu. alnındaki birkaç çizgi olgunluğunu hatırlatıyor ve sürekli gülen pembe dudakları usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi bu güzel tabloyu tamamlıyordu. ince beyaz boynundaki mavi taşlı kolye, gözleri ve mavi benekli beyaz eteğiyle mükemmel bir uyum sağlıyordu. neredeyse bileklerine kadar inen eteği bacaklarını tam olarak göstermese de sol ayak bileğindeki halhal, bacaklarının güzelliğini hayal ettirebiliyordu. ince parmaklı beyaz elleri sırtına doğru sarkan işlemeli siyah şalını omzuna doğru çekerken pembe dudakları kımıldadı;

    - var mı sigaranız? diye yineledi kadın.

    göğsüne fazla gelen nefesini kontrol edemeyerek ve kekeleyerek;

    - özür dilerim bu aralar dalgınım da biraz, diyebildi.

    gülümsedi kadın

    - evet biliyorum az önce de söylemiştiniz, dedi ve ekledi;

    -bana bir sigara verecek misiniz?
    -Çok üzgünüm ama malesef benim de yok, sigaramın bittiğini eve gelince anladım. yağmurdan dolayı da dışarı çıkmak istemedim, dedi.

    Kadın güzel yüzünü buruşturuverdi, hiç beklemediği bir cevapla karşılaştığını çok belli etti.

    -Eee peki ne yapacağız? diye sordu

    Daha önce gitmemeye karar vermişti ama bu güzel kadını, kafasındaki sinüzit agrısına ve dışardaki yağmura rağmen sigarasız bırakamazdı, ayrıca bu durumdan kendinin de kârlı çıkacağını biliyordu, bir anda;

    -Ben gider alırım, dedi ve cümleyi kurarken çoktan kafasında bir senaryo yazmıştı....

    ( sonra devam edeceğim * )
    8 ...
  47. 126.
© 2025 uludağ sözlük