şu sıralar yunanistan ile ada krizi,
rusya ve amerikanın eğittiği bir ypg,
suriye'de körüklediğimiz ve elimize 4 milyon suriyeli ile boşalan bir suriye politikası,
bölünmüş ve iki taraftan biriyle sürekli kavgalı veya iki taraftan biriyle sürekli fazl lakayit olduğumuz bir ırak,
normalde aslında destek olmamız gereken ama hiç sallamadığımız azerbaycan,
sallamadığımız azerbaycanla son dönemde ufak çaplı sıcak çatışmalar yaşayan ermenistan,
ikide bir tehdit ettiğimiz ama aslında ekonomimizde ihracatımızın %60'ını kapsayan avrupa,
altay projesinin durmasına yol açan almanya,
askeri anlamda ambargo uygulayan avusturya,
iç işlerinde siyasi aktör olup bugün itibari ile mübarek'in tahliyesini izlediğimiz mısır,
yine iç işlerinde aktör olduğumuz yakılıp yıkılmış yemen, libya (ki artık sikimizde değiller.)
suriye ile fazla haşır neşir olan politikadır ve zararları bariz şekilde ortadadır. esad iyi bir yönetici değildir ancak esat gittikten sonra suriye emin olun esadı arayacak. ırakın saddamı aradığı gibi.
suriyeye demokrasi götürmenden önce kendi götümüzü toplamalıyız. sabah evinden çıkan ailesiyle helalleşiyor. bu duruma geldik.
politika siyasetçilerle yapılır. ama biz bunun yerine özellikle arap coğrafyasındaki dış politikamızı haber alma birimimiz üzerinden yapıyoruz. dış politika ile ilgilenen siyasetçilerimiz ise yönünü avrupa'ya dönmüş durumda
2,5 milyon mülteci üretmek, ortadoğuyu kan gölüne çevirmek, yüzbinlerce müslümanın ölümüne sebep olmak, güney sınırlarımızın komple kürdistan olmasını sağlamak, pkk'yı abd'nin açık müttefiki haline sokmak, pkk yetmezmiş gibi başımıza bir de ışid derdi sarmak gibi muhteşem (!) başarıları olan dış poılitikadır.
sabit bir dış politikamızın olduğu söylenemez, zira ülkemizde henüz dış politika etiği oluşmamıştır. hükümetlere bağlı olarak değişen dış politikamız, tıpkı kalkınma planlarımızın kısırlığı gibi 3-4 seneye mahkumdur. komşularla 0 sorundan, suriye iç savaşı,ırak vb çıkarımlardan anlaşılabileceği üzere. örneğin Almanya'da hükümetler değişse bile uzun vadeli dış politika hedefleri değişmez. Türkiye'nin dış politikası sadece vatandaşlarının fantazilerinde kalmaktadır. (bkz: kızılelma) (bkz: ortadoğu hakimiyeti) (bkz: arap kabile şefliği)
Yunanistandan Asya kıtasına ait olan ege adalarıni almak. Dicleye kadar ki Irak topraklarını yani musul ve Kerkük bölgesini almak. don nehrine kadarki rus topraklarında bir hazar devletinin kurulmasını sağlamak temel gayedir. Şartlar elverdiği sürece bu ilkelerin gerçekleşmesi için çalışmak lâzımdır.
Bugün itibariyle pratik ve reel değerlendirmeler ile bakıldığında, sınır komşuları, orta doğu ülkeleri, ABülkeleri ve Asya ülkeleri ile ilişkileri hem siyaset hem bazı ülkelerle de ekonomik anlamda kötü yönetiliyor. Bu kötü yönetimin en büyük sebebi ise tutarlılık, orta vadeli ve anlık değerlendirme analizlerinin iyi yapılamaması.
Irak devlet başkan yardımcısını Tarık Haşimi ülke de barındırılarak şuan ki mevcut yönetim olan Maliki ile ilişkilerimiz çok kötü. Bu durum hem sınır güvenliğimize hem ekonomik genişlememize engel teşkil ediyor. Bugün Irakta çalışmaya gden bir çok Türk firmasına ve çalışanlarına çeşitli zorluklar yaşatıldığını, pasaport işlemlerinde geciktirmeler yapıldığını biliyoruz.
Suriye konusu en açık tabirle bu hükumetin yaptığı en büyük dangalaklıklardan birisi. 3 yıl önce ikili ilişkiler devlet başkanlarınız bodrumda beraber tatil yaparken şuan savaş çığırtkanlığı yapmak ve bölgede ki muhalefeti desteklemek en basit tabirle "düşünememektir".
Şöyle ki,
Bugün Esadın halkını katlediyor diye müdahale istiyorsanız, diktatör diye müdahale istiyorsanız o zaman Ömer el beşir ile yaptığınız görüşmenin ne olduğu, Esad ın 3 yıl önce de diktatör olduğu, yakın ilişkiler kurmaya çalıştığınız Özbekistan başkanının da bir diktatör olduğu karşınıza çıkartılır. işte o zaman samimiyetiniz daha da önemlisi saygınlığınız azalır ve azalıyorda.
işin muhalif grupları destekleme boyutu ise daha feci sonuçlar doğurabilir. Bugün desteklediğiniz radikal dinci terörist gruplar * her geçen gün güney sınırınıza daha da yerleşmekte ve sizin sınırlarınızdan istediği gibi geçebiliyor. Yarın bitecek olan suriye iç savaşında bu grupların kontrolünü Türkiye nasıl sağlayacak? Bu sorunun cevabını bilmeyen yegane kişi sayın Davutoğlu dur bence. Şuan da bile ellerinde kimyasal silahlar olan bu gruplar, sadece kendi mezhebinden değil diye adam , kadın , çocuk öldüren bu gruplar yarın hizbullahgibi 10 sene önce ki HSBC bombalaması gibi ülkemizde terör olaylarına devam edebilirler.
Mısır konusunda hatta daha genel bi başlık olan arap baharı konusunda hükümet kendisini 1.5 yıl öncesine kadar gayet başarılı görüyordu. Hatta kendilerini U.S.A ile beraber bu projenin yöneticisi olarak atadılar. Fakat bugün olanların hiçte bekledikleri gibi olmadığı çok açık. Bölgede istikrar sağlanamadığı gibi 3 yıl öncesine göre daha da karıştı. Son Mısır darbesi ile beraber Türkiye nin Mısır ile ilişkileri diplomatik seviye de neredeyse durdu ve işin daha vahim tarafı kendi ülkesinde yapılan eylemlerde hükumetin tavırlarını eleştirenlere tahammülü olmayanlar bugün Mısır iş içlerine karışacak düzeye geldiler. Mısır özellikle Osmanlıdan sonra Arapların ağabeyi konumuna geldi. Mısır da hakim ilişkiler kuramamamız demek bölge coğrafyasında büyük bir boşlukta durmamızı sağlar. Mısırda halkın darbeden önce Mursiyi istememesi , AKP nin bu istekleri görmeyip sadece darbe oldu "tüh size , bi daha sizle konuşmam" politikası hiçbir işe yaramadığı gibi gelecekte askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik anlamda da Türkiye nin aleyhine olacaktır.
Dünya dış ilişkilerinde elbette ki Amerika , Rusya , Almanya ,ingiltere Hatta artık Çin gibi önemli ülkeler gözetilerek icra edilmeli. Lakin Emperyalist düzenin savaş çığırtkanlığını yapmak ülkenize sadece kan ve göz yaşı getirir. Derin strateji bu ülkelerin karşısında "diklenmeden dik durmayı" gerektirir. Kendi politik konumunuzu çok iyi konumlandırmadan ve ülkelerle ilişkilerinde "ya herro ya merro" zihniyetiyle bi yere varılmadığı çok açık.