ölümlü dünyada sıradan bir tespit. işte insan gerçekten bunu fark edince güçlenmeye başlıyor. misal bugün dünden daha iyi bir gün. yarın kuvvetle muhtemel bugünden daha iyi geçecek. ama beklentileri düşük tuttuğun sürece güçleniyorsun o dA AYRI BiR KONU. hep mutluluğu, iyiyi hedefleyerek sadece güçsüzleşirsin. çünkü hayatta senin elinde olan çok fazla bir şey yoktur. bunu binlerce yıl önce zenon söylemiş. en son bu ismi felsefe dersinde lisede duymuştum. adam kendini hatırlatacak kadar kaderciymiş meğer.
durmadan dudağının ortasının kanaması gibidir. geçti sanırsın, elini her attığında eline kan gelir. krem felan sürersin geçer diye geçmez. yara olur, kabuk bağlar. fakat sen görmezsin. bu sefer birileri sana ''dudağın kanıyor' der. elini atarsın yine kan. sigaranın izmaritinde kan, bardağın ağzında kan, çekirdek kabuğunda kan, kazağının yakasında kan...içimde yüzlerce acı, hayal kırıklığı, umutsuzluk, bitkinlik, yorgunluk var. eksilmiyorlar. ama ceketi giyip dışarı çıktığımda güçlüymüş gibi görünmeye çalışıyorum. onlarla gülüyor, onlarla konuşuyorum. zorla oyunculuk yapıyorum şu dünyada. güçsüzsem güçsüz gibi görünmek istiyorum ama o bile benim elimde değil. benim elimde olan hiçbir şey yok. ''3 günlük dünya nolsa'' dememek için elimden geleni yapıyorum, çatışıyorum bu kabullenmişlikle. bitme ve tükenme noktasındayım. yarın, öteki gün ya da önümüzdeki ay çıkışa geçeceğim, kendimi bundan daha iyi hissedeceğim felan gelmiyor aklıma. düşünmüyorum. umrumda değil. fonda kerim tekin den akşamlar çalar, cebimde 20 lira, masanın üzerinde 5 dal sigaram kalmışken neden bu kadar güçlü görünmek zorundayım?