nükleer reaktörden çok daha fazla bir ölüm oranına sahipken greenpeace ın çıtının çıkmadığını gördüğüm tersane.
olması gereken daha kurulmayan bir reaktör için (bkz: gazprom) enerji bakanlığının binasına bile sızmayı akıl ederek orada eylem yapabilen bu grubun tuzla da bütün dünyadaki elemanları ile birlikte bir zincir kurarak hatta kendilerini zincileyerek orada bir eylem yapmasıdır.
bunun dışında geçen her gün greenpeace in ne kadar çakma ne kadar kolpa bir sivil toplum örgütü olduğunun açık kanıtıdır.
öğretim üyelerinin desteği ile birşeyler anlatılmaya çalışınıyor hala ama nedendir bilinmze orada olan bitenler kimsenin umurunda olmuyor olamıyor. sanırım orada çalışan çocuklardan birinin soyadı unakıtan diğerinin soyadı erdoğan olsaydı olaylar çok daha farklı olurdu.
hakkında uzun süredir yazılan çizilen bunca şey sonunda, oraya gelen tayyip sevgi gösterileri ile karşılanmış. ilginç, manasız.
arkadaşlarınız öldüğü, sizin tehdit altında yaşadığınız o ortamın sorumlusu kim?
sizi tüm gün çalıştırıp karşılığında komik bir para verip, üzerine bir de hakaret eden kim?
hakkınızı almak için toplananları dövüp dövüp gözaltına alan kim?
ilginç, çok ilginç.
not: çok halksever bu başbakan, deniz yolunu kullanacak diye deniz seferleri durdurulmuş. trajikomik.
akp' nin her fırsatta övünç kaynağı haline getirdiği belediyecilik anlayışında geldiği son noktanın yaşandığı yerdir. hakikaten son nokta yaşanmaktadır burada, zira bu tersane onlarca işçinin gördüğü son görüntü olma ünvanını taşımaktadır.
işçi bilincinin, iş hukuku kurallarının hiçe sayıldığı, masallarda yaşandığı bir 3. dünya ülkesi muamelesi görmektedir burası. zira akp' nin elini değdirdiği bazı yerler, son kalite kumaştan türbancılara ev sahipliği yaparken, bazı yerler afrika yerlilerinin yaşam standartını yerinde inceleme fırsatı verir bizlere.
ayakların, başların hak ettiği kadar bile yaşayamadığı, ayak ölümlerinin ve suistimalinin dorukta olduğu, insanlık dışı çöplük, çukur...
(bkz: iş hukuku)
(bkz: işçi hakları)
ölüyorlar. birer birer. haktan hukuktan bihaber, gaz sıkışmasıyla, kazan patlamasıyla ölüyorlar.
işsizliğin kol gezdiği, bir kalemde 5 milyon genç işsizin bulunduğu bir ülkede, kaybetmeyi göze alamadıkları işlerini bir cehennemin ortasında yapmak zorunda kaldıkları için ölüyorlar.
sendikaların kapı dışarı edildiği, başbakanın alkış kıyamet karşılandığı yerdir tuzla. kim bilir, yarın öbür gün çalışma bakanı faruk çelik gitse mutlak ki o da halaylarla, zurnalarla karşılanacaktır.
ölümün kol gezdiği çukurdur tuzla, yaşamın yüzünün karardığı yerdir.
sahi, bizim 1 mayıs'ımız vardı bir de, joplarla, biber gazıyla kutladığımız. neydi o hakikaten, "işçi bayramı" mı ? tuzla'da sapır sapır ölen işçilerin bayramı mıydı ?
-Yaz kızım idam.
+Ama hakim bey idam yasak.
-Yız kızım, kamu hizmeti cezası, 1 yıl tuzla tersanesinde çalışacak.
+kısaca idam yazsam. Sonra dip not düşerim.
-o da olur.
Tersane patronlarının kuralsızlığı, yasa dışılığı ve azami kar hırsı işçi arkadaşlarımızın canını almaya devam ediyor.
Tersane patronlarının kuralsızlığı, yasa dışılığı ve azami kar hırsı işçi arkadaşlarımızın canını almaya devam ediyor. Selah tersanesinde 18 Mayıs tarihinde DENiZ KAŞIKEMAN arkadaşımızın ardından aynı gün saat 23:30'da DESAN Tersanesinde EMRE GEMi Taşeron firmada kaynakçı olarak çalışan MURAT ÇALIŞKAN Polonya Bandıralı Angella Della Gatta isimli geminin güvertesinden ambara düşme sonucu yaşamını yitirdi. "
yakında tuzla mezarlığına dönecek olan yerdir. çalışma bakanı ayakta uyumakta; duyarsızlığın allah ını sergilemektedir. e tabi o da haklı. partisinin genel başkanı işçilere ayak takımı derse o niye onların hayatı için uğraşsın...!!
bünyesinde bulunan selah tersanesinin kapatıldığı son dakika haberi olarak haber sitelerinde* dolaşmakta.
umarım işçi güvenliği için atılacak adımlara bir zemin sağlanması için kapatılmıştır. bir işçinin daha ölüm haberini duymaya insanların tahammülü kalmadı, bu sapkın yönetim anlayışına dur denilsin artık.
Son olarak izzet Gider ve Deniz Kaşıkeman adlı işçilerin yaşamını yitirdiği Tuzla'daki Selah Tersanesi'nin süresiz olarak kapatıldığı açıklandı. Limter-iş Sendikası kararın 16 Haziran'daki grevin etkisini kırmayı amaçladığını belirtirken, TiB-DER'den yapılan açıklamada kararın göstermelik olduğu ve yine işçileri vurduğu ifade edildi.
stephen king hakkında bilgi sahibi olsa hemen christine'i yakıp yerine burası hakkında roman yazar hayaletli tersane falan diye. hani bu tersanede olanlara ben bile inanamıyorum bu ülkede yaşamama rağmen. mantıklı, insani bir cevap bulamıyorum, vurdumduymazlığa, kafamdaki sorulara. o derece...
''tuzla tersaneler bölgesi''halk arasında bu şekilde adlandırılır. 5-10 yıl içinde çin, vietnam, endonezya gibi ülkelerle rekabet edemeyecek hale gelip çoğunun kapanacağı 30 civarı tersaneye sahip bölgedir.
şu maç için toplanan kalabalığın beşbinde birinin toplanmasıyla ölümlerin son bulacağı, yüz insanın ölümüne neden olan cinayet mahali. ama türkiyede bir şeyleri değiştirmenin zorluğu her zaman kaya gibi ortadır.
bugün 4 kişinin üzerlerine düşen filika yüzünden öldüğü 12 kişininse aynı kazada yaralandığı tersane olmuştur. birilerinin cebi dolacak diye masum insanlar ölmeye devam ediyor.
4 işçinin filikalara kum torbası yerine konularak katledildiği evet katledildiği yerdir.
tersane sahiplerine bir çeşit kobay olarak gözüken işçileri devletin ne kadar ve nasıl koruduğu, mecliste konuşulanların ve önergelerin nasıl fasa fiso olduğu açıkça gözüküyor.
taşeronlaşma ile birlikte işçi sağlığı ve iş güvenliğinin yok olması ile işçilerin cancağızlarını kaybettikleri yer. bir değil, iki değil, üç değil...101 olmuş. çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı ne iş yapar bu memlekette?. sendikalar hükümetin dümen suyunda.
işçiler hiç olmdığı kadar sahipsiz durumda yurdumda uzun süredir.
yazıklar olsun, başka da söyleyecek söz bulamıyorum.
--spoiler--
Marquez in Kırmızı Pazartesi romanı Tuzla da hergün yeniden yaşanıyor. Cinayetlerin işleneceğini herkes biliyor ama ölüm sessizliği dört bir yanı sarmış. Katili de bilmeyen yok aslında Taşeron sistemi. Katil cinayetlerin ardından yapılan bir toplantının gündemi oluyor. Limter-iş Sendikası taşeron sistemine son verilmedikçe cinayetlerin süreceğini söylüyor. Ama Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, patron temsilcilerinden bile önce koltuğundan zıplıyor. "Mümkün değil" çünkü taşeron sistemi onu koltuğa yapıştıran patronların, işçilerin kanıyla edindikleri servetin gerçek kaynağı! O yüzden Çelik ziyaret ettiği Desan Tersanesi ni "en güvenli tersane ilan ediyor. işte o Desan da Bakan ın ziyaretinden iki gün sonra Mikail Kavak can veriyor. Sorun işverendeyse acıyan namerttir diyen Bakan şimdi susuyor.
meşhur kum torbası faciasının ardından sorumlu firma olan gisan tersanesinin kurucusu olacak olan mehmet oyar'ın * "kum torbası falan bilmiyorum, denemede kum torbası olmaz", "yapılmadık bir şey yok, her şey yapılıyor, ama kaza oluyor", "KAZADA BiZiM HATAMIZ YOK" gibi saçmalarla zeytinyağılık yapmaya çalışıp ardından "olaya çok üzüldüm, günlerce ağladım. Çünkü onlar benim evladımdı. Yanımda çalışanların hepsi benim evladımdır. Ben tersaneye gittiğim zaman onlarla birlikte yemek yerdim" diyerek duygu(nun bile) sömürüsünü esirgemediği toplama kampıdır.