üniversite 3. sınıf hayat bilgisi ve sosyal bilgiler öğretimi II dersinde hocanın ödev olarak verdiği yedi yüz küsür sayfalık bune diyerek hocanın benden iyi bir küfür yemesine sebep olmuş roman.
"hocam affet bana yaptıgın iyiliğin sonra farkına vardım." cümlesini dedirten oğuz atay şaheseri bir yapıt..
gelmiş geçmiş en iyi türk romanı. bundan daha iyisinin yazılacağını tahmin etmiyorum. okuması zor olabilir; ama kesinlikle buna değer bir kitaptır. kitaptan öte bir başyapıttır.
üniversite 1. sınıfta hocanın okumasını zorunlu tuttuğu romandır. zorunluluk işin içine girince okumamıştım. bir sene sonra kitap rafta gözüme takılınca okumaya başladım. ve neler kaybettiğimi anladım. tekrar tekrar okunası mükemmel ötesi bir kitaptır.
edebiyat ne işe yarıyor..merak ediyorum..
çevremizde yüzlerce selim ışık varken ve biz onları görmezlikten gelerek tutunamamalarına katkıda bulunurken kitabı seven binlerce genç ne kadar ayılıp bayıldıklarını yazıyor sözlüklerde..
selim ışık karakteri hastalıklı ve işin gerçeği uydurma bir karakterdir. çok ciddiye alıp başucu kitabı olduğunu söyleyenler, şişirdikleri balonun içine üfledikleri havayı yutmaktadırlar.
(bkz: işte o kadar)
acısı olmadığı halde kendine acı yaratan özenti metin'e turgut'un her sövüşünde işte bu dedim, artık yeni bir ses duyuyorum.. kaybeden adam taklidine sonunda bir tokat geldi dedim... metin ve senin gibiler döneminiz geçti, siz ki hayatı üç-beş beylik sözden ibaret insanlar..olmayan acılarınızı da alıp gidin artık.. mutsuz olmayı isteyen, acı bir tebessümle tüm hayatı özetleyen düşkün ruhlar..metinler..
metin ol metin.
iki defa okunması ile kavranılan , ama üçüncü defa okunması ile de anlaşılan kitap .. çok fazla teknik terim barındırıyor .. mühendislikten girip, felsefeden çıkıyor .. selim ışık karakterini çok tanrısallaştırmış ki bir yerinde artık "yok ebesinin amı alisami" diyorsunuz ve turgut özbene acıyıp " zavallı şey , selim abin seni burada mı bıraktı, gelsin ben ona cıs yapıcam ha ağlama tosunum" deme ihtiyacı hissediyorsunuz .. ayrıca okura bu kadarda çok yüklenilmez ki canım .. kafka okuduk bu kadar kasmadık yani..bu arada (bkz: isa gelmedi)
selim ışık, turgut özben ve olric üçlemesinde turgut'a yakın olma ihtimalim daha fazla olan, selim'in insanları mutlu etmek için nasıl çabaladığını gördükçe zaman zaman kendimi yetersiz hissetmeme neden olan, "tehlikeli oyunlar" kitabı ile peşpeşe okununca insanın aklında tamlamalar yaratan, hayatımı değiştiren, birçok insanın hayatını değiştiren Oğuz Atay klasiği. gerek başında, gerek şarkılar bölümünde ve de tabii ki sonunda, "hangimiz tutunduk ki?" sorusunu soran, aslında 60'lardan başlayarak halkın içinden çıkıp okuyarak aydın olan insanların dramını anlatan, basit burjuva geleneklerine karşı çıkmamızı öğreten kitap. Burjuvaziyle beraber eleştiri sınırı tanımadan bu ülkedeki bütün ideolojileri eleştirmeyi başarabilen ilk kitap. ideolojisi yaşamak, sadece yaşamayı öğrenmek olan, hiçbir yazarın hiçbir eserinin henüz aynı tadı vermediği roman.
hiçbir kitabı ikinci defa okumak için yanıp tutuşmadım. okumayı bitirdiğim kitap mükemmel olsa bile.. mükemmeldir işte.. o mükemmelliği okumuş ve bitirmişimdir işte..
hiçbir kitabı okumaktan ürkmedim. kitap öyle bir amaç gütse bile.. yazı yazıdır işte.. gerçekliğin ta kendisi değildir ki, ne kadar ona yakın olsa da..
...
ikinci defa okumak için yanıp tutuştuğum fakat bir o kadar da okumaktan ürktüğüm roman.
"kelimeleri daha önce, öyle kötü yerlerde kullanmış oluyoruz ki, kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa. seslerin başka bir dokunulmazlığı var"
turgut, selime" bize hiç gelmedin"der, selim de " ben sizi bilmem, seni bilirim" der.
ve bu cümleyle oğuz atay erkek dostluklarının taraflardan birinin evlenmesi sonrası ne derin kuyulara düştüğünü açıklar. konu hakkında kitaplar yazılabilecekken bir cümleyle her şeyi açıklar.
roman değil bir manifestodur.