son zamanlarda türkiye üzerine yapılan sıfat tartışmalarında müslüman, ılımlı islam, laik ve sosyal hukuk devleti, polis devleti vs. ile karşılaştırıldığında gerçekçiliği suratımıza en sert şekilde çarpanıdır "yarı sömürge". Kendimize istediğimiz sıfattan vibratörler ve sabunlar beğenip bunlarla günlerce mastürbasyon yapabiliriz, lakin kıçımızda yer alan "yarı sömürge" dikenli kazığından kalkamayız.
-Ülkenin finans sistemini yöneten bankaların yarısının %50'sinin yabancıların elinde olması, geri kalan %50'nin en büyük 4'ünün ya satılmak üzere olduğu yahut özelleştirileceğini bilmemiz,
-Ülkeminizin bir bölgesinin ekonomik faaliyetlerinin tamamının oluşturan başka bir ülkeye yakında harekat düzenleyecek olmamamız, işin kötüsü bu bölgenin sadece ekonomik olarak değil ideolojik olarakta başka bir "bölge"ye ait olan yerel yöneticiler tarafından yönetilmesine şaşırmamız,
-Ulusal çıkarlarımızı korumak için önce birilerinden izin almak zorunda olmamız,
-Bu birileri izin vermezse, sadece onlardan bulabildiğimiz silahlarla onlara karşı birşeyler yapabileceğimiz hayaline kapılmamız,
-Ülkenin en büyük medya oluşumunun tüm medyanın %50 sine sahip olması, 3 ay önce "bölge" ye girilmesin "demokratik çözüm" diye kafa koparırken bir anda 180 derece dönüp hergün "şerefziler, köpekler" diye haber yapmasını anlamamamız,
-Bu medya oluşumun aynı zamanda en büyük petrol dağıtıcısı olması ve petrol fiyatlarının son zamanlarda yaşadığı bir düşüş trendinin var olmasından huylanmamız,
-Altın fiyatlarının son 10 yılda bir anda 5 kat değerlenmesi ama Türkiye'deki altın madenlerinin hiçbirinin sahibi Türkler olmadığı için bundan yararlanmamıza hüzünlenmemiz,
-Başka bir ülkeden aldığımız bir malı başka bir ülkenin mallarını daha ucuza alacağımıza söz verdiğimiz için vergili almak, alsak bile başka bir yere satamamak durumunda sıkıştığımız dar boğaz,
-Hergün birilerinin IMKB denen yere durup dururken milyarlarca dolar yatırıp, sonra bunları çekeriz çökersiniz demesi, ama zaten bu milyar dolarları kendi şirketlerine yatırmaları, bu durumda bizim nasıl çökeceğimizi bir türlü anlamamamız,
-ihracaatımızın sürekli artmasına rağmen nasıl oluyorde deli gibi cari açık oluyor diye şaşaırken, dev sanayi şirketlerinin 25 yıl öncesinin teknolojisi ile montaj yapmaktan ibaret olduğunu görmememiz,
-20.000 kişilik diaspora nüfusunun ABD meclisine baskı yaptığına inanıp, Ortadoğu'daki stratejik müttefikin bir türlü baskı yapamamasına şu anda şaşırmamız, üstelin buna son 15 senedir her sene şaşırmamız,
-Tün dünyaya Laptop, televizyon üretiyorum diye sevinirken, ülkeye yeterli kağıt ve şeker üretmek için gerekli teknolojiye sahip olmamamız,
-Tüm telefon ve iletişim hatları yabancıların elinde olan ve hatta bu yabancıların tek internet çıkışımızın sahibi olmasını yadırgamamız,
'a itirazımız yoksa Türkiye yarı ılımlı sosyal satanist bir devlettir anasını satayım!
5 Ekim 2007'den 12 Ekim 2007 Cuma'ya kadar geçen günde olanlar şu şekildeydi:
-Abdullah Gül Fransa'dan hiçbir artı söz almadan, aksine Fransa'nın Türkiye'nin Ab üyeliğine karşı duruşunu güçlendirerek geri döndü.
-Refarandumun yapılıp yapılmaması tartışmaları başladı.
-Başkale'de 1 asker şehit oldu, Tunceli'de 3 araç bomba yakalandı.
-Şırnak'ta 13 asker şehit edildi.
-Türkiye teröre karşı kırmızı alarma geçti.
-Diyarbakır ve Şırnak'ta 2 asker şehit edildi.
-Hükümet Irak'a girmek için meclisten izin alma kararı verdi.
-ABD Türkiye'ye sakın girme dedi.
-Temsilciler Meclisi Ermeni Soykırımı tasarısını görüşmeye başladı.
-istanbul tarihinin en yüksek oranlı su zammıyla karşılaştı.
-Hükümet akaryakıt ve diğer birçok kalemde ÖTV'yi yükselteceğini duyurdu.
-Refaranduma gidecek geçici maddeler değişti.
-Dış dünya Türkiye'ye Irak'a girmeme konusunda baskı yapmaya başladı.
-Ermeni tasarısı temsilciler meclisinden geçti.
-1 uzman çavuş şehit oldu.
-301 tartışması ve din dersi tarışması yeniden alevlendi.
Toplamda özetlersek, AB için bir aracı olması beklenen cumhurbaşkanı ilk sınavında fos çıktı, geleceğin anayasası diye çıkan refarandum çocuk oyuncağına döndü, ülkenin en önemli dış politkalarından biri olan ermeni soykırımı yalanı baş mütteffik tarafından kabul edildi, ülke tüm dünya'nın karşı durmasına rağmen savaşa girmek için hazırlığa başladı, temel ihtiyaçlara zam geldi,birçok bomba yakalandı, 17 şehit verildi peki sonra ne oldu bursa 58 bin bilmem kaç küsürle rekor kırdı. Anaysa kitabından yerlere yapışan borsa bu yukarıdakilerin hiçbirinden etkilenmedi. Şimdi bu borsa bu ülkenin borsası mı, yoksa bu borsa bizim de bu ülke mi bizim değil?
yüce önder atatürk'ten sonra zaman içerisinde yarı-bağımlı, tam-sömürge haline gelmiş bulunuyoruz. son 50 yıldır fazlası ile bunu hissediyoruz bu durumu. öyle ki bizi sömürge haline getirmiş güçler ülkede kendilerine karşı en ufak bir ayaklanmayı yine bizim iktidarlarımız aracılığı ile faşist yollarca halletmekdirler.
yalan olaydır, kimsenin gücü yetmezdir Bunu yapmaya. türkiye ne sömürgedir ne yarı sömürge. he 'turkiye yari somurge bir ulke'dir diyen Bunu da dedi ; (bkz: tam Bağımsız türkiye). yemeyin Bizi antiemperyalizm ayağına. inanan, Bilen herkes türkiye'nin tam Bağımsız ülke olduğunu kavrayaBilir. yoksa, Boş siyaset yapmakla kimse kazanamaz. siz siz olun, Bu Boş antiemparyalistciklere kulak asmayın. zaten ülkemin sömürge olduğunu hissedersem aynen kaparım silağımı, Bıçağımı ne kadar işgalci ve Benim halkımı suistimal eden varsa savaşarım. Buraya entry girmem.
türkiye'nin yarı sömürge olma durumu hemen hemen kurulduğundan beri devam etmektedir. cumhuriyetimizin ilk 15 yıllık dönemini atacak olursak geriye kalan tüm dönemlerde uluslarası sermayenin devamı olan egemen güçlerin açık sömürüsü ve baskı dönemleri ile geçmiştir. yarı sömürge durumun işgalden geçtiğini sanan milliyetçi ve sözde vatansever ülkenin alt tabakalarına yapılan açık sömürüyü görmezden gelerek, işgalin ancak askeri olduğunu sanabiliyorlar. zihinlerinin açıklığı 19 yy. kalmış, akıl tutulması yaşayan ne kadar kişi varsa sözde muhalefet yürüterek ülkeyi en büyük çıkmaza sürüklüyorlar. fakat her zaman söylendiği gibi tarih onlara gereken cezayı verecektir.
ülkemiz yarı sömürge değil, ne yazık ki tam sömürge oldu denilebilir. atatürk'ün söylediği gibi; bir ülkenin tam bağımsız olabilmesi için siyasi, ekonomik ve askeri açıdan tam bağımsız olması gerekmektedir. siyasi olarak tam bağımsız olmadığımız gün gibi ortadadır. rte yapılacak operasyon için abd'den icazet istemektedir, şu ırak'a, abd'ye en azından bir nota verilmeliydi diye düşünenlere saygı değer başbakan rte "ne notası veriyorsun kardeşim müzik notası mı?" şeklinde gerekli açıklamayı yapmıştır, şimdi bağırıp çağırması, abd ye çok kızması, hiddetlenmesi ise göz boyamadır.
ekonomik olarak ise; rahmetli turgut özal ve adnan menderes ile sayın süleyman demirel'in ürettiği politikalar, yetiştirdikleri politikacılar sayesinde ayağımızdaki dona kadar abd'ye borçlandırılmış, içinden çıkılamaz bir kaosun ortasında terkedilmiş olduğumuzda maalesef acı gerçektir. tam rakamlar verilemese de bugün görsel ve yazılı medya'da söylendiği kadarı ile türkiye'nin dış borcu 400 milyar usd doları seviyelerine ulaşmıştır. toplumumuz üretmeden tüketmeye alıştırılmış, magazinel basın ile beyinler uyuşturulmuştur.
askeri açıdan bakıldığında, ülkemizdeki tüm askeri araç ve teçhizatın %90'ı abd yapımıdır. kısacası abd güneydoğu'muzda sürekli bir terör unsuru oluşturmuş ve diri tutmuş, bize kredi vererek bizi kendisine sürekli borçlandırmış, üstelik verdiği bu kredilerle yatırım yapmamızı engellemiş, terörden mütevellit silah ve mühimmat satışını da yine bizlere yapmıştır.
işte mustafa kemal atatürk ve silah arkadaşlarının bizlere emanet ettiği türkiye'nin bağımsızlık politikasını boza boza getirdiğimiz son nokta. şimdi bunun neresi yarı neresi tam orası bilinmemekte, cevabı da bir türlü verilememektedir.