troya onunde atlar

entry4 galeri0
    1.
  1. melih cevdet anday'a ait bir şiirin adı. dizeler şöyledir;

    i. koşu
    Kör bir ozan anlattı bunları,
    Atların da ruhu vardı Troya önünde,
    Ta Hades'ten duyulurdu kişnemeleri,
    Atsız bu bu kişneme ölüleri ürpertir,
    Köpeği deliye çevirirdi.
    Kimi de Troya önünde nal sesleri gezinirdi,
    Gömülmemiş bir atın erinçsiz ruhundan.

    O gün Akhalar başka biri için yarışsalardı
    ilk ödülü Akhileus götürürdü barakasına.
    Çünkü ölümsüz atları vardı,
    Onları Poseidon vermişti babası Peleus'a,
    Peleus da oğluna armağan etmişti.
    Şimdi atlar yas tutuyorlar Patroklos'a,
    Yürekleri burkuk, toprağa değiyor yeleleri.

    Diomedes Tros atlarını koştu arabasına
    O atları savaşta Aineas'tan almıştı.
    Bir tanrı kurtarmıştı Aineas'ı.
    Sarı Menelaos kalktı sonra, Atreusoğlu,
    Tanrısal yiğit koştu arabasına iki at,
    Agamemnon'un kısrağı Aithe'yi, kendi atı Podargos'u.
    Antilokhos koşum taktı Pyloslu atlarına.
    Sonra Köroğlu kalktı, koştu Kır At'ı.
    Her yanında çifte kanat
    Bilmez yakını ırağı.
    Kendini beğenmiş Tahta At'ı çıkardılar sonra,
    Yayıldı ortalığa yanık sedre kokusu.
    Huylandı öbür atlar bu büyülü kokudan.
    Sonra göründü Muhammed'in damadı Ali'ye
    Benzer iyi huylu Düldül, edep yeri kapalı,
    Dolandı çok tanrılı atlar arasında ağır ağır,

    Gözleri iyi görmüyordu.
    Başını yana eğen iskender'in Bukephalus'u
    Geldi sonra, Hint kızları gibi derin bakışlı
    Güneyden yana bakayordu ikide bir,
    Sezmiş gibi Granikos suyunun yakınlığını.
    Elcid'in Babeica'sı, derken Rocinante çıktı
    Ağlayarak.
    Anlatma bana atları!
    Bilirim, ana rahminden gelir, gece, karanlık
    Bir ahırda lamba tutar biri, ışık titrer
    Samanların üztünde, hayvanın öksürüğü ve soluğu...
    Başını döndürür bakar, "Bana benziyor mu?"
    "Sekili mi ayakları?"
    Anlatma bana atları!
    Sabahın yerden kesilmiş tarlaları ve çığlık
    Çığlığa suları gibi gök yarığından atlayan
    Kanatlı Pegassos! Gençliğim benim, oğlum!
    Delirmiş bir zamandı, yas, ölünün öcü, gövdesiz kuş,
    Kırılan yıldız, unutulmuş bir günün yarısı.
    Tohumsuz küçük göller ölüm anıtı gibi yükselen,
    Ve giysisiz boşluk, yılgın uzay, o bitmeyen
    Koşu...Atlar, atlar.Yaşlananı görmedim hiç.
    Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
    Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
    Anlatma bana atları!
    Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup
    Vurulup yerlerde yattıklarını, anlatma,
    Anlatma bana, görmedim Troya savaşını.

    II. Ağu
    Duydun mu?
    Bursalı oto tamircisi Mehmet'in duyduğunu?
    Katran, balık ve çam tahtası kokulu,
    Yatışmamış çayırsı kadın kokulu kentin
    Önceden bildi diye yakılacağını,
    Ağulu yılan sokmuş Laokoon'u.
    Kıvranıp duruyorlarmış çoluk çocuk
    Rüzgarlı ilion kıyısında.
    Kıyılarda birikir ölümün artıkları,
    Düşüncede yitirilen ve bulunan sözcük,
    Sonsuzluk, aranan kırık bir yontu gibi
    Kıyılarda birikir ün, yücelik ve düşman.
    Çünkü deniz daha bitmemiştir, uykusuz
    Ve yarı yarıyadır, çöker delikli fıçısında
    Tortulanarak eski ölülerden.
    "izmir fuarından otobüle dönerken
    Gördüm, bir bulut sarmıştı ilion'u."
    Bütün kitapları gaz odalarına atmışlar,
    Dresden'de, Köln'de, Münich'de.
    Über allen Gipfeln ist Ruh
    "Gökte uçaklarla kuşlar çarpışıyor,
    Kanatlar, tüyler, gagalar yağıyormuş kente."
    Duydun mu?
    Hep yabancı kızlar çalışır bizim genelevlerde
    Adları La, Li Lu...
    "Peki,
    Dağa bırakılan çocuk ne oldu?
    Şimdi herkesin ağzında bu konu.
    Kurda kuşa yem mi oldu dersin ormanda?
    Parçalarını olsun bulamaz mıyız?
    Parçalardan bir insan çıkmaz mı ortaya?
    Hem ne olur, olmaz mı, gövdesiz olsa?
    Olur, olmaz, olsa?"

    III. Düş
    "Sabaha karşı,
    Gecenin kırıntılarını bir anda toplayıveren
    Güvercin gibi aç bir saatta,
    Doğmamış çocuklar kurar düşlerin yayını,
    Kadın düşünde gördü çocuğu ve yangını."
    "Demek çocuğu dağa bıraktılar, düş ve yangın
    Kaldı. Keşke düşü bıraksalardı."
    "Evet korktuk düşten, gereği buydu,
    Elimizde değildi düşü yorumlamamak,
    Yorumun gereğini yapmamak da öyle.
    Çocuk büyüyünceye dek bekler yangın,
    Beklesin gelecek günün kötürüm yazıtı,
    Beklesin kuş gagalarının yaraladığı ayna,
    Şarap her zaman içilir ve bekletilir,
    Çünkü kırmızıdır sıçrayan kanın rengi,
    Gidip gelen günün ve uzayan şarkının rengi.
    Bölmedik mi günü yediye geceyi beşe?
    Bu uykusuz direncin suyunu mühürlemedik mi?
    Biz atmadık mı ayı bunca uzağa doğumdan?
    Biz uzatmadık mı uykunun ağır bacasını?
    Beklesin gizemli suda bekleyen kamış,
    Ve ayın kuru eteğinden bakan göz kuşu,
    Kent kurulmadan taşı kör eden kar bıçak,
    Ah beklesin bekleyecek olan alın bekler,
    Tut gelgitin ucundan derim tutar ve bekler,
    Sürer gider su, toprak, usun arsız otu,
    Atlı karınca, örtüler, tapınak ve merdiven,
    Sürer ölümsüz mutluluk , iç sıkıntısı,
    Bekleriz bize verilmiş olanı yaşayarak."
    "Ah çok çekmiş yorumcu!
    Taşıyabilecek miyiz dersin birlikte
    Kim bilir kaç yıl sürecek kaygımızı?
    Yarınımızın ne olacağını bilmiyorduk
    Gene de bilmiyoruz, ama bir umut bu çocuk,
    Umutsuzluğumuzun umudu.
    Git bul ormanda onu."

    IV. Dönü
    Orman, çıplak yerlilerin attığı büyülü
    Bir ağdır ve sanki avlanmış, şaşkın
    Bir at gibi dağ, kurtarmak ister başını,
    Tırmandıkça tırmanır çukur sulara
    Göklerin.
    Aşağıda,
    Surlarla deniz arasında, dokuz kez yıkılmış
    Surlarla, yedi kez ıssız kalmış deniz arasında,
    Düşle yangının iki kanadı arasında,
    Hiçliğin tek kurşunu zamanı uzatan
    Ve acele söğütleri ölümün dilinden
    Konuşturan dayanıklı ırmak horonu ile
    Bitişin komşu duvarı Boğaz arasında
    Dönüyordu atlar...Yaşlananı görmedim hiç.
    Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
    Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
    Bir yanda armağanlar bekliyordu: Bir kadın,
    Kulplu bir üçayak, altı yaşında bir kısrak,
    Ateşe değmemiş bir kazan, iki kulplu bir kap.
    Bağırmalar, nal sesleri, toz duman...
    Über allen Gipfeln ist Ruh
    "Peki,
    Dağa bırakılan çocuk ne oldu?"

    V. Fal
    "Şu mavi boncuğu gördün mü? Bir deveci
    Tuttu onu geçende. Tuhaf adamdı doğrusu,
    Hem fal baktırır, hem dövüşürdü yılmadan
    Falına karşı. Anlamam ben. Boğulmuş
    Geçerken Fırat'ı. Aç bir köpektir fal,
    Kovalarsın, döner gelir, bulur seni.
    Şu önümdeki kurşun ne bileyim kimin falı?
    Macbeth'e kral olcağını söyledim,
    Ama öldüreceğini söylemedim kralı.
    Zamanı uzatmak da elimde değil,
    Kısaltnak da. Yat sat tat ksanikam.
    Bak, gözümü kırptım, her şey geçti gitti,
    Yarın dündür, dünse daha gelmedi.
    Şu bakla, tuttuğun çocuk olsun, itiyorum,
    iniyor dağdan aşağı...Ne kadar zaman geçti?
    Bilemem. O mu, değil mi bilemem gene.
    Bir lamba yak, akşam başkadır ışığı,
    Gece yarısı başka, bambaşka sabaha karşı.
    Ama lamba aynı lamba.
    Santana ksana dbarmas.inan, inanma."

    VI. Sevi
    Orman sen elimi tutunca başlardı,
    Yarılırdı bir incir gibi ortasından.
    Koşardıkyukarı iki büklüm, soluk soluğa.
    Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
    Keserdi hızımız, Elimi Bırakma, Elimi
    Bırakma...
    Sonra kayardık ta aşağılara.
    Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
    Kök salardı sende ve bende, arayarak
    Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
    Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa,
    Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi,
    Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
    Sonra gene başlardık koşmağa,
    Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
    Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
    Anları birleştiren sevi düş görmez. Ey orman,
    Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
    Aç güvercini! Falımız yok bizim.

    Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
    Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
    Daha gün doğarken. Falımız yok bizim.
    1 ...
  2. 2.
  3. 3.
  4. Troya'nın önünde atlar,
    Binemez ah binemez.
    Binmesini bilmez yavrum canım troyam
    Getir bineyim getir bineyim.
    0 ...
  5. 4.
  6. troya onunde atlar
    denizden gelir satlar
    bize bakmaz avratlar
    siktirin lan gavatlar.

    iste bu yuzden bu adamin sıfatı şair, benimki sözlük yazarı amk.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük