en son üniversite yıllarında, takriben 6-7 sene önce yaptığım yolculuktur. şimdi hızlı tren ayağına o yolculuklar da yapılamıyor Afyon - istanbul arasında herhalde.
raylardan gelen ince tiz sesler. arada çalan kornası (ya da kendine özgü bir adı varsa) loş ışıkları. şimdilerde camlarindaki hilal ve yıldız. solda deniz, batan güneş ve körfezde buruk bir akşamüstü. sağda kırgın yamaçları. demirlemiş yorgun gemiler. anadoluya uzanan bu raylar. ne yıllar, ne hikayeler, ne insanlar... tren.
istanbul - ankara arasında şimdi haydarpaşa da hüzünlü ve sessizce duran terkedilmiş trenlerle birkaç kez yolculuk etme fırsatı bulabilmiştim. yaşım küçük olmasına rağmen o zaman bile gerçekten çok etkileyici gelmişti. filmlerdeki gibi, sanki kendi filmimin baş rolündeymişim gibi hissettirmişti.
Her insanın hayatında en az bir kez uzun bir tren yolculuğu yapması gerekir. Yavaş yavaş giden trenle dağları delersiniz, ırmakları geçersiniz, köprüleri aşarsınız.
Yolculuk boyunca kendinizi sorguya çeker, sıkılınca bir ucundan bir ucuna gezersiniz. Her istasyonda ayrılıklar, kavuşmalar görürsünüz. Otobüse, uçağa göre tanımadığınız kişilerle daha samimi sohbet edersiniz. belki yolculuk sonunda yaşı sizden büyük olsa bile dost edinirsiniz.
transsibirya'da yapmak istediğim eylem. moskova'dan başlayıp, rusya'yı boydan boya trenle geçmek, dışarıda kar varken, yavaş yavaş hareket eden bir trenin sıcacık kompartmanında uyumak harika olurdu.
eşsiz ve çok keyiflidir. eski trenlerle çok daha etkileyici bir havası vardı. bir an da kişiliğinizde farklı özellikler olduğunu yakalayabiliyorsunuz. kimi yolculukta şair, kimi yolculukta ressam oldum. bazen bir kitap eleştirmeni iyi bir okuyucu iyi bir gözlemci oldum. seyahat özgürlüğünü size derinden yaşatabilecek bir ahengi mistik bir tarzı var diyebilirim. modernize edilmiş şimdiki trenlerimizde o havayı alamıyorum. yavaş ve ağırdan giderken o tren hayat güzel akardı. camdan selamlardım koruları, şehirleri, istasyon görevlilerini. ve adapazarı kocaeli arasındaki simitçileri...