raylardan gelen ince tiz sesler. arada çalan kornası (ya da kendine özgü bir adı varsa) loş ışıkları. şimdilerde camlarindaki hilal ve yıldız. solda deniz, batan güneş ve körfezde buruk bir akşamüstü. sağda kırgın yamaçları. demirlemiş yorgun gemiler. anadoluya uzanan bu raylar. ne yıllar, ne hikayeler, ne insanlar... tren.
en son üniversite yıllarında, takriben 6-7 sene önce yaptığım yolculuktur. şimdi hızlı tren ayağına o yolculuklar da yapılamıyor Afyon - istanbul arasında herhalde.
Türkiye'de olan ekspres treni eğlencelidir mesela vagonlarda yapılan nostaljik konuşmalar insanı keyiflendirir ama yorucu olur kanısındayım. Bir gün bende bineceğim.
Bikackez yataklıyla gittim Torosları aştık.ama birde askerdeyken kışın yerler karla kaplıyken.erzurumdan Elazığ'a yük treniyle gittik bir vagonu bize vermişlerdi. içinde kömür sobası yanıyordu yattığımız yerden karlı dağları izliyorduk fazla değil 3gün de gitmiştik.
türküdeki "arap atlar yakın eder ırağı" dizelerindeki gibi, günümüzün trenleri de yakın ediyor istasyonları.
gerçek tren yolculuğu örneğin, adana'dan sabah 9 da geçip izmire ertesi gün 16 da varan ve 31 saat süren tren yoculuğudur.
henüz uzun bir gemi yolculuğu yapmadım. o da eminim güzel ve enteresan bir deneyim olurdu. fakat tren yolculuğu bir başkadır benim için. okuduğum rus klasiklerinden midir, izlediğim romantik dönem filmlerinden midir bilmem, tren garları bana hep çok romantik ve hüzünlü gelmiştir. garlar içinde bulunduğu toplumun kültürünü birebir yansıtır. yaşayanlarının ruhunu taşır. bir gar düşündüğünde, her çeşit insan ile alakalı bir görüntü oluşturabilir insan zihninde. limanlarda veya hava alanlarında böyle bir durum yok. üstelik onlar ayrılıkları değil daha çok, kavuşmayı simgelerler. hem yanınızda veya karşınızda oturan insanlarla ve yaşamlarıyla ilgili senaryolar geliştirebileceğiniz ölçüde bir zaman dilimi ve yalnızlık sunmazlar size. çok kısa ve ruhsuzdur günümüzdeki pek çok hızlı ve konforlu şey gibi. içinden geçemezsiniz hayatın, içini göremediğiniz gibi yaşayanlarının...
''acaba neden bu kadar dalgın? üzgün ya da öfkeli mi? neden etrafı izlemiyor? kitap okuyacaksa neden bu gürültüyü tercih etti? yoksa o da benim gibi seviyor mu bu gürültüyü? gidiyor mu? geliyor mu? uyumadığına göre o da benim gibi heyecanlı ve mutlu olmalı? gömleğindeki leke kahve lekesi mi çay lekesi mi? çok beklemiş midir? o da benim kadar özlemiş midir? ankara çok soğuk mudur? dönüşte her defasında olduğu gibi çocuk gibi ağlamamalıyım bu sefer ya da boşver bunu şimdi düşünmeyeyim...
tüm bu sorular her birinin hikayesi bir ötekine karışmış, rayların üzerindeki hüzünlü bir yolculuktur.
Üniversiteye gittiğim dönemlerde sıkça yaptığım eylem. Zaman zaman aşırı kalabalık olsa da insana farklı bi huzur verir. Otobüs yolculuğuna benzemez. Etrafı seyrederek yolculuk yapabilirsiniz