serinin dördüncü oyunu double agent splinter cell ve gizlilik kavramını bir adım daha ileri götürmüştür. tek kişilik oyununun iyiliğinden öte iki ajan yanyana yada 4 ajan karşılıklı görev yapmanız gizlenirken ki endişe ve gerginliğinizi doruk noktasına taşımaktadır.
ajanımız görev başındadır. bir binaya girer, binada siviller ve japon müttefikler vardır. ajanımız kimseyi öldürmeden tamamlamak zorundadır görevi. telsizde müdürle şöyle bir konuşma geçer:
a : ajan , b : müdür
b: fisher , do not kill anyone , i repeat no kills!
a: ok, i'll be careful
b: fisher, you gotta be more than careful , you have to be a gandhi !!!
serinin ilk oyunu. olaylar gürcistan da başlar, çin ordusundan bir generalin kendi kafasına göre hareket ederek amerika yla çin arasında savaş başlatmasına ramak kalmasına kadar devam eder. bize de bu savaşı engelleme görevi verilir. 2002 oyunu olsa da 2010 da hala kendini oynatan, gözü rahatsız etmeyen grafiklerinin olması takdire şayandır.
oyunda 2 adet silah var, düşman öldürme ve ışıkları söndürüp ortamı karanlıklaştırmada yarı yarıya kullanılıyor.
iple duvardan sarkıp odaya dalma gibi karizma bir hareket oyunun 2-3 yerinde var.
heat vision ın etkin çapı biraz düşük, bahçe gibi açık arazilerde çok güvenilmemeli.
oyunu başından sonuna kadar oynarsanız 7-8 saat sürüyor. bitirince hayatı siyah beyaz yaşıyor, beşiktaş a gönül vermeye başlıyorsunuz.
köpekleri öldürürseniz muhafızlar dikkat etmiyor bu duruma, geçip gidiyorlar; ancak köpeğin sahibini öldürürseniz köpek ölümüne takip ediyor.
köpekler kokunuzu aldı mı takibe başlıyorlar. neredeye giderseniz sinsi sinsi geliyorlar. sahibi de peşinden tabi. ikisini almak için güzel bir fırsat.
wall minelar eğer düşmanlar devriye geziyorlarsa bir işe yaramıyor. harekete duyarlılar zira. bu nedenle dikkatlerini çekmek, özellikle kendini göstermeniz gerekiyor etkin çalışmaları için.
işaret fişekleri otomatik makineli tüfeklere hedef saptırmak için. ısıya duyarlılar.
bombanın trajektorisi iyi değil, sürekli geriye yalpalama durumu var.
adamları etkisiz hale getirdikten sonra saklamak için taşımaktan ziyade ortamı karartmaya bakın. daha az uğraşırsınız.
arkanızda canlı adam bırakmasanız bile, etkisiz hale getirilen düşmanları saklamazsanız alarm seviyesi siz bölümün belli kısımlarında geçtikçe artıyor.
sam fisher ın telsizden amirine güzel konuşmaları, esprileri var.
eğer (benim gibi) "önüne geleni vur, yak yık, ortamın anasını becer" tarzında oyunlara alışıksanız (serious sam, quake vs vs..) başta çok ters gelen oyun.
double cross oyuna başlar, gördüğü ilk düşmanı alnının çatından vurur.
telsiz: what the hell are you doing fisher! the mission is over.
lan lan?
double cross gizli olması gerektiğini öğrenmiştir.
terörist kampında gölgeler içinden gizli gizli yürürken bir fare osurur. nöbetçiler ayaklanır;
telsiz: jesus fisher! the mission is over.
bir yıldız kayar, nöbetçiler kıllanır;
telsiz: you are paid to be invisible fisher, the mission is over.
adama sabırlı olmayı öğreten stealt action oyunudur bu seri.
bu tip oyunları hiç sevmiyorum, bunu da sevmedim zaten. bu hariç devam oyunlarını da oynamadım.
bu çıktığı dönem ilginç bir psikologum vardı benim de stres kaynaklı panik atağım vardı. psikoloğum bana bir gün bunun cdsini verip bunu oyna dedi. ciddi şekilde oturdum oynadım, önce paniğim gitti atağım haldı bir süre daha sonra o da kalmadı. mutluyum.
sadece normal bir öldür devam et tipinde tps olmayan oyun serisi. Strateji yapmak gerekiyor. Bölümleri illa tek bir yoldan bitirmek değil birçok değişik yoldan bitirmek mümkün. Sürükleyip götürüyor. Oynayınız oynatınız.
double agent versiyonunda birden kendinizi oyunun içinde bulmanıza neden olan oyun. düşman tarafından farkedilince ateş etmek yerine çalışma masasının altına saklanası geliyor insanın. ses ve görsel efektleri mükemmel.
ilk 4 oyunun insanı yavaş ve kararlı oyun oynamaya bir nevi mecbur bırakan (kötü anlamda değil), ama yavaş yavaş günümüz trendlerine uymak zorunda hissedip action tarafını öne çıkaran, yinede her türlü sevip sayacağımız bir karakteri "sam fısher (m. ıronside)" içinde barındıran her daim oynalınası "oyun". Son çıkan oyun kötü değil ama sanki "OLD SCHOOL" oyun havası yerine action film izliyormuşuz gibi bir ruh hali yaratmıştır. Bu durumun oyunun yapımcılarının ve daha bir çok yapımcının olduğu gibi herşeyin "HIZLI" olduğu günümüze adapte olma kaygısı yüzünden olmuştur. Yeni hızlı tüketim "MULTIPLAYER" merkezli oyunların yerine hikaye bazlı oyunları seviyorsanız, ilk 4 oyun harikadır.
temmuz ayında uplay ile ücretsiz hediye edilecek olan oyun.
şuanda prince of persia the sands of time halen ücretsiz alınabiliyor sanırım yarın falan bu oyun verilecek. platformu kullananlar kütüphanesinde fazlalığı seviyorsa alabilir.