Bir kere dünyanın en pahalı şehridir. Narita'ya ayak basar basmaz şehir merkezine (shinjuku, harajuku, shibuya vs) gitmek için taksi tutarsanız, yandığınızın resmidir. Çünkü en az 300 $'ı gözden çıkarmanız lazımdır. Bunun yerine gümrük çıkışından sonra limouzin bus desklerine uğrayın. 30-35 $'a istediğiniz yöne otobüsler kalkmaktadır. Otobüsler klimalı ve son derece rahattır. Bu arada taksiler yalnız havaalanında pahalı değildir. Taksi açılış ücreti 720 yendir (yani 7 $). Kilometrede başı da 1 $ para atmaktadır. Gözünüzü taksimetreden alamaz, "Allah'ım daha gelmedik mi" diye dua edersiniz. Şehirde her yere metro ile ulaşım mümkündür. Mesafeye göre 180-360 yen arası bir fiyat verirsiniz. Ve bir önemli nokta daha; sakın metroya bindim diye biletinizi benim gibi çöpe atmayın. Çıkışta tekrar okutmak zorundasınız. Yoksa tek kelime ingilizce bilmeyen gişe görevlilerine yarım saat dil dökmek zorunda kalırsınız.
Şehir yukarıdaki entrylerde de değinildiği gibi muazzam kalabalıktır. Özellikle iş başlangıç ve mesai bitim saatlerinde sokaklar hele metrolar korkunç kalabalık olur ve bir görevli insanları sırtından iterek vagonlara sokmaya çalışır. Japon erkeklerinde fordçuluk çok moda olduğu için rush hourlarda (kalabalık saatlerde) erkek ve bayan vagonları bazı hatlarda ayrılmıştır.
Şehirde gezilecek yer çoktur. Ama benim gibi iş için 1 haftalığına (hatta 5 gün) gittiyseniz hiçbir yeri doğru dürüst göremezsiniz. Bu yüzden en az 1 hafta sadece gezmeye ayırmalısınız. Şehrin cazibe yeri shinjukudur. Burada punkçı Japon delikanlıları, çarpık bacaklarına rağmen süper mini giymiş Japon kızları görebilirsiniz. Çoğunlukla hepsi kumar makinelerinde oyun oynuyorlardır. Shinjuku aynı zamanda işyerlerinin olduğu bir mekan olduğundan fazlaca bir özelliği yoktur. Ginza ise elit dükkanların ve markaların bulunduğu caddedir. Burada Gucci,Versage ve pekçok ünlü markayı satan mağazalar vardır. Bir bayan ayakkabısının 470 $ olduğunu gördüğümde Ginza'nın bana göre olmadığını anladım. Eminim size göre de değildir.
Ropongi ise clup ve diskoların olduğu mekanlardır. Özellikle Vanilla ve Gaspanic tavsiye edilir. Japon kızları ayarlamak hiç de sorun değildir. Biraz kendine güven, biraz uzun boy ve çat pat ingilizce yetmektedir. Ama çoğu çarpık dişli ve çarpık bacaklıdır. Bir büyük rakı içmeden yapılması tavsiye edilmez.
Yemek konusunda sushi sevenler için hiçbir sorun yoktur. Ama sevmeyenler için her köşe başındaki McDonalds'lar tavsiye edilir. Ama hamburger etleri domuz karışımlıdır. O yüzden size fishburger tavsiye ederim.
Tokyo'ya gidip de illa gitmeniz gereken yerler ise Asakusa ve Akhihabara'dır. Asakusa eski bir tapınaktır ve kendinizi samuray filmindeki Japonların eline esir düşen Avrupalı gibi hissedersiniz. Asakusa'ya giden yolda hediyelik eşya satan dükkanlar vardır. Sakın "ulan bunlar Japon pazarlık yapmazlar" demeyin, süpermarkette bile pazarlık yaparak daha ucuza mal alabilirsiniz. Asakusa'da da muhakkak pazarlık edin. Bu arada işi abartıp olayın mistik yanını da bok etmeyin. Akhihabara ise elektronikçiler mahallesidir. istanbul Eminönünden, Beşiktaşa kadar bir yer düşünün ve komple elektronik eşya sayıldığını hayal edin, öyle bir şey. Sakın acele etmeyin. Devamlı fiyat sorun, yol üstündeki değil, ara sokaktaki dükkanlara uğrayın ve pazarlık yapın. Bir de sakın aklınızdan çıkarmayın, Japonya'da elektrikli aletler 110 v ile çalışır. Muhakkak adaptör alın.
Tokyolular genellikle sıcakkanlı insanlardır. O kadar ki yağmura yakalandığımda yaşlı bir çift şemsiyelerinden bir tanesini bana vermişti ve kendileri bir şemsiyenin altına sığmaya çalışmışlardı. Ama son derece çekingen ve korkaktırlar. Onlarla konuşurken sesinizi çok yükseltmeyin ve seri bir ingilizce ile konuşmayın. Tek tek harflari basarak konuşun, aksi takdirde ben ingilizce bilmiyorum, özür dilerim diyerek yanınızdan ayrılırlar.
Son olarak sakın ama sakın tanımadığınız bir Japon'a hele bir Japon çocuğa el şakası yapmayın. Çocuk istismarı kabul edilebilir ve başınız ağrır. Japonlar son derece asosyaldirler ve vücut temasını mümkün mertebe kullanmazlar.
19-25 Temmuz arasında tekrar orada olacağım için de yeni bilgiler için ikikererafineyi izlemeye devam edin.
Japonya'nın başkenti. Japonca'da i kelime anlamı "doğuda başkent"dir. 12 milyon nüfuslu metropolitan bölgesi olan Tokyo dünyanın en büyük kentlerinden biridir.
Tokyo Körfezi kıyısında liman şehri Tokyo 19. yüzyıla kadar Edo ("haliç kapısı") adı ile tanınmıştı. Edo kalesi 12. yüzyılda güçlü samuray klanı Edo ailesinin yurdu olarak Japon tarihine meydana geldi. 1603'de Tokugava Şogunluğu kurucusu ieyasu Tokugava, Edo'yu şogun yönetiminin başkenti yaptı. Şogunluk rejimi altında Edo Japonya'nın kürtürel ve ekonomik, politik alanında merkezine gelişti.
1868'da Şogun yönetimine son veren Japon imparatoru, Kyoto'dan Edo kalesindeki eski şogun sarayına göç edip, eski başkent Kyoto'dan doğuda başkent olduğundan dolayı şehrin adı Tokyo'ya değişti. Yeni Japonya imparatoruluğu'nın resmi başkentine karar verilen Tokyo, II. Dünya Savaşı'nda ciddi bombardıman edilerek yıkıldı. Ancak savaştan sonra, Japonya'nın ekonomik gelişimiyle büyümeye devam etmektedir.
Japonya'nın bir şehridir. Tokyo deyince aklıma hep hızlı ve öfkeli deki han geliyor. Adam öldü dirildi öldü dirildi en sonunda öldü. Manitası dul kaldı. Ah han ah olgun görünümlü şımarık çocuk.
ziyaret etmeyi planlıyanların önce aşağıdaki önsöze bir göz gezdirmelerini tavsiye edebilirim. zira japonya sadece tokyo değil. çok daha derin bir kültüre sahip.
öncelikle tokyo'nun inanılmaz bir metro ve raylı sistem ağına sahip olduğunu söylemek lazım. bu nedenle şehir içinde bir noktadan başka bir noktaya geçmek çok kolay. bunu da göz önünde bulundurarak kalacağınız yeri seçerken lokasyondan ziyade fiyatı göz önünde bulundurabilirsiniz. ha illa "ya şöyle otelden dışarı çıkınca gezip tozabileceğim, yemek yiyebileceğim ya da oturup iki bira içebileceğim yerler yürüme mesafesinde olsun" diyorsanız shibuya veya shinjuku'yu öneririm. buralar tokyo'nun beyoğlu, kadıköy tadında yerleri... bir de chiyoda var. burası gelir seviyesi biraz daha yüksek insanların kaldığı biraz daha sakin ancak yine de bir o kadar merkezi bir yer. Buradan da gezilecek görülecek yerlere ulaşmak çok kolay.
bu arada tokyo'da konaklamak için de farklı seçenekleriniz var. misal düşük bir maliyetle kapsül otellerde kalabilirsiniz. ancak pek konforlu olmadığını göz önünde bulundurmak lazım. bir de ryokan denen geleneksel japon hanları var. yer yatakları, tatami döşemeli odalar, alçak çay sehpaları falan... baya geleneksel japonya kafası. fakat tokyo'daki ryokanların pek bir numarası yok ve gereksiz pahalılar. o nedenle yine en iyisi booking.com'dan eli yüzü düzgün bir otel bulmak.
zaten "ya ben japonya'ya tarih kültür için falan geldim" diyorsanız tokyo'dan 1-2 gün feragat edip kyoto'ya gidin derim. evet, tapınak mapınak tokyo'da da fazlasıyla mevcut ancak amacınız uzak doğu kültürünü ve tarihini tanımaksa kyoto'yu da görmekte fayda var. neyse bu başka bir mevzu.
yer işini hallettik, şimdi ne yapılır ne edilir mevzusuna gelelim. öncelikle japonlar acayip planlı programlı insanlar. bu nedenle turistik yerlerden tutun da restoranlara kadar bir çok yer rezervasyon kafasıyla çalışıyor. bunlardan biri de imparatorluk sarayı. saray'ın bahçesi ziyaretçilere açık ancak içini gezmeniz için internet üzerinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. bir başka mutlaka görülmesi gereken ancak gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız gereken yer, robot restaurant. bir de bilen bilir, son dönemde japonya'da owl cafe diye bir trend var. içeride sağda solda baykuşların dolaştığı, bir yandan kahvenizi içerken bir yandan da baykuşları mıncırarak tuhaf kafalar yaşabileceğiniz yerler. çok gitmek istediğim halde rezervasyon ile içeriye aldıklarını öğrenince baya hayal kırıklığı yaşamıştım... velhasıl gideceğiniz yerleri önceden planlar hatta rezervasyon yaptırırsanız iyi olur.
bir de gitmeden önce şehirdeki etkinliklere bir göz atın. özellike bir sumo turnuvası veya baseball maçı gün içerisinde 2-3 saat zaman geçirmek için ideal. ayrıca içeride güzel kızlar bira servisi falan yapıyorlar...
illa tapınak mapınak diyorsanız senso-ji ve meiji tapınaklarına bir uğrayın. özellikle senso-ji'nin güneş battıktan sonra bir hayli hoş bir görüntüsü var. hemen çıkışında da yerel bir pazar bulunuyor.
meşhur bir balık pazarı var. sabaha karşı 5-6 gibi müzayede ile bağırış çığırış balık satılıyor. gece 2-3'e kadar bir barda takıldığınız akşamlardan birinde gece 3 gibi atlayın bir taksiye gidin. zaten müzayedeye giriş için gece 3-4 gibi balık pazarında yerinizi almanız gerekiyor. biraz meşakatli bir aktivite ama görülesi...
anime, manga kafası yaşamak isteyenler için akihabara cennet. ayrıca electronik town olarak geçiyor. her türden mangalar ve anime figürlerinin yanı küçük elektronik pasajlarında abidik gubidik elektronik aletler bulabilirsiniz. bu arada japonya ve çin'i birbirinden ayırmak lazım. japonya bir elektronik cenneti ancak fiyatlar çin kadar ucuz değil.
bu arada hazır akihabara'ya kadar gitmişken bir maid cafe'ye de uğrayın.
gece hayatı için her köşede bir gece kondu odası büyüklüğündeki izakaya denilen meyhanelerden bulabilirsiniz. bir akşamınızı buralara ayırın. yemekler güzel, içeride de bir esnaf meyhanesi havası oluyor. japonlar zaten acayip tatlı insanlar. şahsen ben yan masada oturan adamlara ne yediklerini sorduktan sonra masama aynısından bir tane gönderdiler hemen. velhasıl tek başınıza gitseniz bile çok eğlenirsiniz muhtemelen...
club falan derseniz roppongi tokyo gece hayatının beşiği. zaten etrafta bolca turist görebilirsiniz. ancak japonların müzik zevkinin berbat olduğunu söylemek lazım. genellikle yanarlı dönerli ortamlarda bangır bangır çalan mtv şarkılarından bahsediyorum...
biraz yerel barlar için ebisu'yu tercih edebilirsiniz.
peki bunları için ne kadar para ayırmak gerekir sorusunun ucu biraz açık. zira tokyo'nun dünyanın en pahalı şehirlerinden biri olduğu gibi bir rivayet var. açıkçası bu tam olarak doğru değil. zira fiyat skalası çok geniş. ben 8.000 yen'e de 800 yen'e de yemek yedim. turistik yerler biraz daha pahalı ama aynı tatları sokak aralarındaki küçük restoranlarda da alabiliyosunuz. velhasıl günlük 10.000 yen gibi bir bütçe gezmesiyle tozmasıyla size fazlasıyla yetecektir.
tokyo'da yaşayabileceğiniz en büyük zorluk dil. ingilizce bilen çok az. bilenler de berbat bir aksanla konuşuyorlar. ancak insanlar inanılmaz nazik ve yardım sever. misal kayboldunuz. birisine adres soruyorsunuz. öncelikle "piriiiz, ripiiiit egeeeeen." gibi biir cevap alıyorsunuz. ("please repeat again" demek istiyor.) güç bela derdini anlattın, adam gitmek istediğiniz yeri google maps'ten arıyor. evet öyle, "ya bilmiyorum birader" falan yok. sonra sizinle beraber gideceğiniz yere kadar gidiyor. velhasıl ingilizce iletişim kuramasanız bile bir şekilde insanlar size yardımcı oluyor.
uzun lafın kısası; insanlarıyla kültürüyla falan bambaşka bir gezegen gibi tokyo. daha önce de belirttiğim gibi derin bir tarihi mirastan çok modern, ışıl ışıl hatta biraz da tuhaf bir şehir ve bu özellikleri itibariyle bambaşka bir deneyim sunuyor.