biri başkanımızın fanatiği haline gelmiş, diğeri de uzun boylu 2 genç arasında geçen diyalagtur.
rtefe:
-boyu uzun olanın aklı kısa olurmuş, gerizekalı.
buaaduk:
-rte nin boyu kaçtı?
inanın bu söz ona bin dayaktan daha iyi gelmiştir.
kutsalına gelen laf genç arkadaşımıza soğuk duş etkisi göstermiştir.
Radyocunun biri bana ne kadar değer biçersiniz diye bir konu atar ortaya ve acayip fiyatlar çıkar.
Adamın biri derki: 750 tl.
Radyocu kız şaşırır ve sorar: neden 750? hani bir sürü rakam söylendi ama 750 ilk oluyor.
Adam büyük bir soğuk kanlılıkla : ortalama 50 kilo olsanız anca bu fiyat . çünkü eski kaşarın kilosu 15 der.
Adam apar topar yayından alınmıştı. Dj bozuntuya vermemeye çalışsa da çok bozulmuştu.
not: gerçek bir olaydır. o sıralar kaşarın kilosu o civardaydı.
-nerelisiniz hanım efendi?
+sanne be slk şhey.
-kızınca çok tatlı oluyorsun ama.
+püffss gerzek.
-nerelisin allanı seven sölede gidem..
+sn çok fazla oldun ama al sana..(şrrraakkk)okkalısından.
-çok manyak cevaptı hadin aeol bye bye.mucx
yaşar usta-bak beyim, sana iki çift lafım var.koskoca adamsın.paran var, pulun var, herşeyin var.binlerce kişi çalışıyor emrinde.yakışır mı sana ekmekle oynamak.yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak.ama nasıl yakışmaz.sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saaddeti çok gören.anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor.ama ben boşuna konuşuyorum.sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum.hıh.sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi saim bey.sen mi büyüksün.hayır ben büyüğüm, ben, yaşar usta.sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç.gözümde pul kadar bile değerin yok.ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç birşey yapamayacaksın.yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi.çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız.bizler birbirimizi seviyoruz.biz bir aileyiz.biz güzel bir aileyiz.bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun.dokunma artık aileme.dokunma çocuklarıma.dokunma oğluma.dokunma gelinime.eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni.anlıyor musun.vururum ve dönüp arkama bakmam bile.(çıkar)
felsefe profesörü, yazılı kağıtlarını dağıtmış ama kağıtta bir tane soru var. O soru da "bana bu sandalyenin olmadığını kanıtlayın." diye ilginç bir soruymuş ama öğrencilerden biri sorunun altına "hangi sandalye?" yazmış!
ingiliz Kralı 8. Edward istanbula, Atatürkü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti verir. Atatürk ziyafetten önce görevlilere:
-Bana ingiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz. der.
Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koyarlar.
Akşam 8.edward sofraya oturunca kendisini sarayında zannederek memnun olur. Atatürke dönerek:
-Sizi tebrik ederim ve teşekkür ederim, kendimi ingilterede zannettim. Diyerek memnuniyetini bildirir.
Sofraya hep Türk garsonları hizmet etmektedir. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük kayık tabakla birdenbire yere yuvarlanır. Yemekler de halılara dağılır.
-Bu Millete her şeyi öğrettim, Fakat Uşaklığı Öğretemedim. der.
bu ingilizlere tokat gibi bir cevaptır.
aradan bir 90 yıl kadar geçer.bir siyasi parti iktidar olur.birkaç yıl sonra o iktidarın politikaları neticesinde sosyal medyada ingiliz kralına verilen Atatürkün de olduğu o yemeğin bir fotoğrafı yanında o iktidarın başbakanının kellesi ve rahat uyu atam biz öğrettik ifadesi yer alır.
bu da türk milletine tokat gibi bir cevaptır malesef.
Atatürk, ingiliz devlet adamı ile köşkte yemeğini yemiştir. Derken meyve faslına geçilir tam herşey kusursuz gidiyor derken garsonun elindeki tabaktan bir elma düşer ve yuvarlana yuvarlana ingiliz bürokratın ayağının dibine kadar gelir. Herkes utancından yerin dibine girmişken, Paşa kendinden emin bir tonlamayla ayarı verir:
"Bayım bu millet herşeyi öğreniyor ama uşaklığı öğrenemiyor"
Atatürk Lozan'a ismet paşayı gönderir. Avrupa medyası da olayla yakından ilgilenir ancak bir çok taraf büyük bir şaşkınlık içindedir. Sağırlığıyla ünlü bir adamın bu görüşmeye gitmesine anlam verilemez. Avrupalı bir bayan gazeteci M. Kemal paşaya zerzenişte bulunur.
"mösyö o kadar insan içinden göndere göndere bu sağır adamı neden gönderdiniz?"
Paşa fransız gazeteciye fransızca ayar vermekte bir an bile tereddüt etmez:
"bu vakitten sonra bize kulak lazım değil madam, biz söyleyeceğiz onlar yapacaklar."