insanı insana insanca anlatma sanatıdır. shakespeare'in bu nacizane tanımını beğenmeyip içini boş bulanlar olacaktır. ancak yine de en kısa tarifi budur bu işin.
insani, insana, insanla, insanca anlatma sanatidir. sahne üstünde de olsaniz, izleyici koltugunda oturuyor da olsaniz heyecan verir. bir kere temas etmisse yüreginize kopamazsiniz.
bir gülen maskesini, bir aglayan maskesini takar duygudan duyguya sürükler sizi.
- "romeo ve juliet" gibi duygu yüklü,
- "ku$kent" in ku$lari (aristophanes) gibi yaratici ve komik,
- "cyrano" gibi hayran olunasi, (bkz: cyrano de bergerac)
- "kelami" gibi cin fikirli (beni ben mi delirttim - ferhan sensoy),
- "grease" müzikali gibi hareketlidir.
bazen sahnede oyun boyunca tekerlekli bir sandalyede oturan ve hic konusmayan kadinin oyunculuguyla sarsilmaktir.
tiyatro sahnede yasar, dolanir kanli canli, siz de oturdugunuz yerden cekersiniz icinize bir derin nefes gibi..
tiyatro dünyadan kaçış gibidir bence. sanırım bu yüzdendir ki tiyatroya aşırı bağlanışım ve başıma ne kadar kötü bir olay gelse daha fazla sarılışım. düşünün bir kere; hayatınızda olamayacağınız bir rolü canlandırıyorsunuz ve bunu yaparken kimse sizi durdurup sen bu değilsin demiyor. daha sen bu kişiliğe bürünmeden herkes seni kabullenip öyle izliyorlar hatta. bazen cinsiyetin değişiyor. birkaç dakikalığına bile olsa karşı cinsin neler hissettiğini bağımsız hareketlerinle algılayabiliyorsun. bazen hiç edinemeyeceğin bir özelliğe sahip oluyorsun tiyatro yaparken. ve önceden o özelliğe sahip olan insanları kınarken bir nebze de olsa hak vermeye başlıyorsun. çünkü yaşamadan bilinmez derler ya, işte o anda yaşıyorsun aslında ve o insanların duygularını anlıyorsun. sonra bitince tekrar eski sen oluyorsun ama dışarı çıkınca seni tebrik ederlerken gerçek adını bile bilmeyip, roldeki adınla hitap ediyorlar. rolde aşırı duygusal, sorunlu biriysen tiyatro bitiminde yanına gelip sanki seni avutuyormuş gibi beğendiklerini söylüyorlar; üzülme çok güzel oynadın der gibi. gerçekten gördüm bunu. ve o anda anladım ki tiyatro insanların hayatlarından bir kesiti mutlaka gözler önüne seriyor ve o kadar içine çekmiş ki o oyun insanı, dahası çıkamamış bile ve sizi hala roldeki insan gibi sanıyor. başarınızı da bu sayede anlamış oluyorsunuz.
tiyatro şu hayatta başıma gelen en güzel şeylerden biri diyebilirim. ve hayatta beş şeye tutkum varsa bunlardan biri de tiyatrodur ve hep yerini koruyacaktır. yaşadığım sürece -şuan yaşım çok küçük olmasına rağmen- gerçekten çok büyük mutluluk duyduğum ve çok büyük acı çektiğim şeyler oldu. ve tiyatroya eğilimim, tiyatrodaki duruşum, ilgilenişim bunlar sayesinde oldu hep. hatta yeteneğim bile buna bağlı gelişti.
iki sene önce ilk oyunumda sevgilimin gülen gözlerinin bana çarptığını gördükten sonra yapmadım bir daha tiyatro. hatta seyircisiz boş sahneye bile çıkmadım. çünkü o ölmüştü ve rol yaparken karşıma baktığımda o kişiyi görememekten korktum hep. ama anladım ki hayatın kendisi bir tiyatro ve gerçek hayatta nasıl yoksa tiyatroda da olmayacak ama tek fark izleyecek. bu sayede bağlandım hayata ve tiyatroya; dedim ya ikisi de aynı şey.
ve ilerde bana sorsalar neden tiyatroyu seçtin diye; sanırım cevabım ben onu seçmedim, o beni kendine çekti olur.
yerini akla gelen hiçbir maddi manevi şeyin dolduramayacağı tek sevgili, gerçek sevgili. mutlu eden, zor gününüzde size destek olan, yaşamak için, mutlu uyanmak için bir sebep veren kutsal varlık.
ilk okul 5 den itibaren oynadığım ünv den sonra bıraktığım bıraktığıma pişman olduğum yaşam tarzımdır çok seviyorum tiyatroyu ben o yetenekle doğmuşum zaten ne mutlu bana.
antik yunan da önce tanrıları yüceltip insanları dine yönlendirdi. sonra soylularla dalga geçmeye başladı. soylular durumu farkedip "ulan böyle iyi halk eğlensin, bize de bulaşmasın" diyerek göstermelik bir şekilde destekledi. ortaçağ da kilise yasakladı. sonradan yine dini empoze etme amacıyla kullandı. 2700 yıl sonra brecht geldi bu durumu yıktı ve "bilinçlenin katarsis yaşamayın" dedi. epik tiyatro -uzakdoğunun da etkisiyle- doğdu.
ya politik ya da dini öğelere kurban gitti garibim.
neyse ki çağdaş tiyatro anlayışı bu durumu yıkabilmiştir.
hiç sevmediğim sanat dalıdır. sinema varken yanına yaklaşılması gereksizdir. eski çağlardan kalma hala neden olduğunu bilmediğim bir sanat türüdür bu. neden hala sanatçılar bütün programlara çıkar da " tiyatromuzu yaşatalım!" tarzı şeyler söylerler? tiyatronun özelliği nedir? sadece iyi oyuncuların kendini kanıtladığı yerdir zannımca. bana katılmayanlar olacaktır, eminim.
tiyatroda çok abartılı mimikler, kıçı kırık 3 5 dekor vardır. günümüzün teknolojisinde son sürüm efektler kullanmak varken, gerçek mekanlar varken neden tiyatro olsun ki? şimdi hiç tiyatroya gitmeden yorum yaptığımı sanıyorsunuzdur. gittim. çok kasıntı oyunculuklar gördüm. belki hiç iyisine denk gelmedim, bilemem. demode olmuştur. eskimiştir, boku çıkmıştır. tiyatrocular da parasız kalmama adına orda burda çırpınmaktadırlar, yazıktır. oysa ki onlar güle oynaya sinema filminde oynayabilirlerdir ancak hala nostalji peşindedirlerdir.
tiyatro, yardım et bana!
uyuyorum. uyandır
karanlıkta kayboldum, bana en azından ışığı göster
tembelim, utandır
yorgunum, ayağa kaldır
kayıtsızım, vur
kayıtsızlığım devam ediyor, yüzüme patlat bir tane
korkuyorum, cesaretlendir
bilgisizim, eğit
canavarım, insana dönüştür beni
kendimi bir şey zannediyorum, gülmekten öldür beni
iyiliğe inanmıyorum, beni şaşkına çevir
aptalım, değiştir
kötüyüm, cezalandır
zalim ve zorbayım, benimle savaş
darkalıyım, dalga geç benimle
kabayım, bilinçlendir
dilsizim, dilimi çöz
artık rüya görmüyorum, enayilik ve korkaklıkla suçla
unuttum, hatırlamamı sağla
kendimi yorgun ve yaşlı hissediyorum, çoçukluğumu yeniden yaşat bana
ağırkanlıyım, bana müziği armağan et
üzgünüm, neşeyi bul bana
sağırım, sancının şiddetini haykır
huzursuzum, bilgeliğin büyümesini sağla
güçsüzüm, dostluğu alevlendir
körüm, ışık ver
çirkinliğe tabiyim, fetheden olarak güzelliği kabul et
nefretin kölesi oldum, var gücümle sevgiyi sunmama yardım et
( ariane mnouchkine'in 2005 "dünya tiyatro günü" bildirisi )