filmleri evde yatakta uzanırken izlemek bana daha cazip geliyor artık, tabiki tiyatro. hoparlör sesinden bıkmış kulaklara düzeyli bağıran insan sesi ilaç gibi gelir.
Anlamsız bir kıyastır; her ikisinin de izleyici kitlesi aynı paydadadır. Ancak her ikisi de icra edilebildiği kadar güzeldir, eserden esere büyük farklılıklar göstermektedir.
Hayatım tiyatro olduğu için tiyatroyu bir kenara bıraktığımı varsayarsam objektif gözle bile olsa yine tiyatro diyeceğim düellodur. Bir sinema filmindeki x y z oyuncuları, o film bittikten sonra yeni bi filmde tekrar beraber oynayana kadar yaşlanıyorlar çoğunlukla. Bir de tiyatro ekibine bakalım, haftada 1,2,3 gün sahne alıyorlar geri kalan bazı günler prova için toplanıyorlar. Provadan sonra yorgunluk atalım diyip bi şeyler içmeye gidiyorlar. Sürekli bi etkileşim halinde oluyor tüm ekip. Kaprisli değillerdir. Anlayan adam kralı da gelse dekora yardım eder. Dekor da yaptım zamanında. Yaptım derken yapımında bulundum. Sahne yerleştirmesini her oyun biz yapardık zaten. Yeri geldi bi oyun yazdık abi bunu bi prova yapalım hoş olursa sahneleyelim abi dedik. Yeri geldi ışık müzikte yaptım. Yeri geldi oynamadım, diğer arkadaşlar da aktif olsun dedim. Daha bi ekip işidir. Sinema öyle değildir, orada da bulundum. Herkesin kendine göre görevi vardır. Kostümcüsü makyözü ayrı, yönetmeni, kameramanı. Herkes kendi işinden başkasını umursamaz. Baş rol oyuncusu seninle değil yapımcıyla oturur çoğunlukla. Para oradan geliyor tabi ki. Sinemadaki soğukluğa bir türlü alışamadım, tiyatro bu yüzden candır.