izlerken dünyayla bağlantımı koparabilen 2-3 filmden biridir. tabi ilk izleyişte yaşanılan zevki, alınan tadı daha sonra 500 kere de izleseniz alamıyorsunuz. ama en azından ona yaklaştıran tek bi şey var. filmi ilk defa izleyen birisiyle izlemek. evet böyle bir manyağım ben. çok sevdiğim bir filmi ilk defa izleyen birileriyle izleyip aynı tadı almak için eve gelen bu insanları rehin alıyorum ve zorla izletiyorum.
ihtimal çok düşük de olsa ümidimi kaybetmiş değilim birgün titanic izlememiş birini bulacağım ve düzeneğe bağlıycam.
neden her izlediğimde o kelepçenin anahtarını bulamadıkları ve rose'un yardım için birilerini aradığı sahnede heyecanlanırım bilmem. biliyorum işte ne olacağını ama hala heyecanlanıyorum. sanırım bu da filmin ne kadar izlersen izle aynı duyguyu yaşattığının ve eskimediğinin kanıtıdır.
Yönetmenliğini James Cameron' un yaptığı, ismini batan bir gemiden alan ve bunun hikayesinin anlatıldığı 1997 yapımı filmdir. Filmde yaşanan zengin kız, fakir erkek aşkı ölümsüzlüğünü korumaktadır. (bkz: jack ve rose) etkileyici bir film olduğu söylenebilir. 100 defadan fazla izlenebilme potansiyeline sahiptir ve her seferinde sizi derinden etkileme garantilidir. Bir süre sonra geminin batışa geçtiği yani içerisine su almaya başladığı sahneden sonra izleyememeye başlayabilirsiniz. şu da unutulmamalıdır: izlediğiniz her defa rahatlıkla ağlayabilirsiniz.
ilk izlediğimde
''insan sevdiğini suyun içinde bırakıpta kendi nasıl sandala çıkar, bu ne düşüncesiz kız, yazık oldu jack'e, haybeye gitti çocuk'' dediğim filmdir.
tamam duygusal bir film fakat kısır bir döngüye sahip. Luzumsuz bir aşk hikayesi, eksik filikalar. Ölmemek için Jack'in Rose'u çıkartığı o tahta parçasının 3 kişi alma kapasitesine sahip olması ki, Jack 'ın salak gibi ona çıkmayıp Roze'yi çıkarması ve kendini ölüme terketmesi falan filan başka da hiçbirşey yok. inanılmaz bir oyunculuk yok zira inanılmaz bir oyuncu da yok ama inanılmaz bir film müzigi var.
morgan robertson adlı yazar titanic'in batışından 14 yıl önce yazdığı romanda titan adındaki geminin batış sahnesini aynen kaleme almıştır. romandaki gemi titanic ile aynı limandan kalkmaktadır, gemi ağırlık ve uzunlukları neredeyse aynıdır ve aynı koordinatta batmıştır.
kesinlikle çok güzel bir film ve çok güzel bir aşk hikayesidir. insanı en zayıf olduğu noktadan vurur. gözlerinden yaş akıtır. özellikle son sahneleri ile.
zamanin gazetelerine baslik olmus, buyuk tartismalara yol acmis efsane 'even god himself could not sink this ship' cumlesi, trt farkiyla 'hicbir guc bu gemiyi batiramaz' seklinde ekranlara yansidi.
film basladigndan beri sirf bu sahne icin bekledim ve tam da tahmin ettigim gibi konuyla ilgili konusan 2 adamin ikisi de malum cumleyi icap ettigi sekilde seslendirmedi. ama esas ohannes ve de cus dedigim nokta bu degildi. bundan 2-3 dak once,rose'un enkazdan cikan karakalem resminde goguslerinin mozaiklenmis olusuydu. bravo diyorum kadarini ben bile tahmin edemezdim. bak millet cikti aya, biz yine kaldik yaya. titanik'in yaninda insan sureti ne kadar kucukse, bizim beynimizin calisan bolumleri de iste o kadar. karakalem, resim, sanat, ucube mi ki o mozaikledin? resim lan o!
aaaaah ah
(bkz: sevgili mathilda, insanoglunun yurumesini dort gozle bekliyorum)