hudutsuz bir keder içindeyim...
sonsuz bir sükût içinde, bitimsiz bir uyku dileği...
ben nerdeyim?...
şair orhan veli’nin dediği gibi:
“bir yer var biliyorum- epeyce yaklaşmışım- duyuyorum- anlatamıyorum!”
ne denir?...
düşvâri: 26 Aralık 1989
telefonun zili çalıyor...açtım; annem...canımın nohut çektiğini söylemiştim, bugün onu yapmış, akşam yemeğe davet ediyor...
''düğümlenirken ufukta yolların ucu -bügün de gelmedi hasretle beklenen yolcu!''... hasret, yine hasret...
Kafa ve ruh adalesi genç olana dendi:
-''tam çağındasın!''
ve, geçiverdi perdenin arkasına: mezarından konuşuyor kalemimin doğrularında nefes alan!..
beni cücelerle karıştırmayınız; kabaklar ve kabak çekirdeğinden keyfiyetinkiyle mukayese dışıyım!..
(...)
dinleyin hamam böcekleri, ışıklar yanıyor yeniden!.
dinleyin kabaklar ve kabak çekirdekleri!
fikrimdir küçümseyen sürüngenleri: büyük doğu değeri!.
ben yarınınızdayım; mezar kazıcınızım!.
bir gölge'yim ki, dost elinde silgi!
şafak aydınlığı doğacak, dağılan dumanınızdan!
“dünyanın parası, su gibi gidiyor; paranın bereketi yok...
hiç bereket olur mu?..
delik delik fileye dolduruyorsun, herkesin gözü önünde getiriyorsun; çoluk çocuk var, hamile kadın var, alan var-alamayan var...
insanın canı çeker...
günah, günah!”
müslüman’ın kötüyü itmekte ve iyiyi çekmekte üç silahı vardır:
eli, dili, kalbi...
kalb, niyet ve irade olarak her iki fiilin de içinde olduğuna göre silah tektir:
yalnız el!.. el, yani fiil, aksiyon, doğrudan doğruya icra vasıtası!
aksiyon, bir fikir hareketi ve hareket hâlinde fikir demekse, fikirden daha mümtaz bir yeri var demektir!..
fikir, hareketi ve hareket fikri varsa kıymetlidir!..
zevzek adamda, ne aksiyon, ne ahlâk, ne de amel!..
dedi ki:
''büyük hadiselerin büyük amillerle hazırlanıp meydana geldiği zannedilmesin; en küçük bir hadise büyük bir ihtilâle sebep olur ve hatta bu ihtilâller öyle vuku bulur ki, bunu yapanlar da şaşkınlığa düşerler!''
alçakların ve alçaklıkların kol gezdiği şu dünyada, tek kelime zarfta...
üstadımın ''zarf'' isimli noktalaması;
-''şafakta bana uzatılan zarf;
kelime bu zarftadır, gerisi sadece harf...''
beni, son nefesimi vereceğim yerdeki en yakın mezarlığa gömünüz!
basit ve sade bir dini tören yeter.
bu dünyanın bomboş ve her şeyin ötelerde olduğunu görerek ölüyorum.
yevmiye: ufuk
üstadım'ın, bugün dost, düşman ve münafık soyunu bana o günden işaretledği sözlerinden biri:
-''bizim fikrimizi, diyalektiğimizi araklarlar ama bizden bahsetmezler!''
“ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir...
“ben”... bütün hayat, bu soruya cevap vermek üzere yaşadığımız hadiseler dizisinden ibaret..."
askerlik mi ?..
15 yaşımdan beri askerim... davamın askeri...
sağ sola sapmadan, hiç kolaya kaçmadan, sahici biçimde...fikir, fiil ve sanatı Ölüme ayarlı...
beni anlayabilecek olanlar, benim kumaşımdan olanlardır ancak!...
düşvâri: 26 aralık 1989
telefonun zili çalıyor...açtım; annem.
canımın .... çektiğini söylemiştim, bugün onu yapmış, akşam yemeğe davet ediyor...
''düğümlenirken ufukta yolların ucu -bugün de gelmedi hasretle beklenen yolcu!''... hasret, yine hasret...
aşk, ışıktır... aşk, vermek, karşılıksız vermek, karşılığında kendini kaybetmek ve bu kaybetmekte tarifsiz olan benini bulmaktır...
aşkı bilmek lazım; bilmek başka, bildiğini sandığını bilmek başka!..
sene 1982… üstadım’ın yanındayım…
benzerliklerimizden bahsettiği bir demde, ona çocukluğumdaki hadiseyi aktarıyorum:
“birbuçuk yaşımdayken öldü diye benim mezarımı açmışlar efendim. dudaklarım kıpırdayınca… nereden nereye?”
“diri diri gömeceklerdi. oradan dön ve yaşa!..
ben doğduğumda da, doktor iki parmağının arasına almış boynumu, öyle yıkamışlar. “yaşamaz bu çocuk” demişler. başıma gelmedik hastalık kalmadı çocukken…”
(…)
yaşıyorum… ruhumun şifasını, manâda yedikçe acıkan bir açlık yolunda arayarak… “işan” buyurdukları “onların” ölmeden önce ölme sırrına can koymuş ve gerçek hayatın bu soydan ölüm olduğuna inanmış olarak!..''
hiç değişmemek, en genç çağımın dava aşkı, sadakati, heyecanı, tohumun ağaca doğru gelişmesi ve neticede kesiksiz bir oluş zinciri halinde tohumdaki cevheri bir oluş kanunu ve hilkat sırrı hâlinde göstermekse,
“iyi, doğru ve güzel” için savaşmaksa, direnmekse, ben hiç değişmedim!