ticani

entry4 galeri0
    1.
  1. 2.
  2. Türkiye'deki Ticanilere, daha çok 1940'lı, 50'li yıllarda rastlanır. Bunların, gerçek Ticaniye tarikatiyle doğrudan bir alakası yoktur. Ticaniye tarikatı, 1740'larda Cezayir'in güney kesiminde ortaya çıkmış ve daha ziyade Tevhidi zikirler ile iştihar etmiş, etrafa yayılmıştır. Türkiye'deki Ticanilik ise, bir uydurmadan ibarettir. Kemal Pilavoğlu(1906-1977) isimdeki şahıs, kendince gördüğü bir rüya ile Ahmed Et-Ticani'ye intisap etmiş ve ondan tarikat ruhsatı almıştır. Onun bu tarzdaki açıklamasına, daha ziyade çevrede Deli sıfatıyla anılan müvazenesiz bazı kimseler inanmış ve ona canı pahasına bağlanmıştır. Pilavoğlu, Ankara'da doğdu. ilk, orta ve lise tahsilini de Ankara'da tamamladı. Bilahare Hukuk Fakultesi'ne devam edip başarılı olmasına rağmen, mezun olamadan, yani son sınıfta iken okuldan ayrıldı. Pilavoğlu, 1940`lardan itibaren, doğup büyüdüğü yer olan Ankara ve çevresinde mürit toplayarak tarikat faaliyetlerine hız vermeye başladı.

    Faaliyetini yoğunlaştırdığı belli başlı merkezlerden biri Ankaranın Çubuk ilçesi, bir diğeri ise Çankırı'nın Şabanözü ilçesiydi. 1943 de, tarikat faaliyetleri suçundan 24 müridiyle beraber mahkemeye verildi ise de, kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Kemal Pilavoğlu liderliğindeki Ticanilerin, 1950 seçimleri öncesinde ve sonrasında CHPnin dümenine girdiği ve onların aleti haline geldiği anlaşılıyor. O tarihlerde Zafer gazetesinde yayınlanan haberlere göre, Pilavoğlu ve müritleri 10 Nisan 1950 günü CHP Ankara il başkanlığı binasında üye kayıtlarını yaptırmışlar. Ardından da, ta köyler kadar gidip toplantılar düzenleyerek bu partinin propagandası için seferber olmuşlar ve partiye pekçok yeni üye kazandırmışlar. CHPnin akıl hocaları, Nurcuların DPye destek vermelerine mukabil, anlaşılan onlar da dindar kisveli bir grubun halk arasında partileri adına çalışmasını uygun görmüş; ancak, bunları istedikleri gibi kullanabilecekleri bir mesafede tutmaya çalışmış. Nitekim, seçimlere kadar DP aleyhinde görünen Ticaniler, seçimden sonra da DP iktidarını sıkıntıya sokacak, başını ağrıtacak tahripkar faaliyetlerde bulunmaktan geri durmuyor. Seçimlerden sonra, mübarekler zikri-duayı bırakmışlar, var güçleriyle büst ve heykelleri kırmaya yönelmişler. Onlar heykel kırdıkça, CHPliler de dindarları ve iktidar partisini protesto eden mitingler düzenliyor. Bu gösteriler, nihayet meyvesini verdi ve 25 Temmuz 1951de Atatürk hakkında işlenen suçlara dair, ileride çok kişinin canını yakacak olan bir kanun maddesi çıkarıldı. Evet, 5816 sayılı Atatürk`ü Koruma Kanunu, Ticanilerin heykel kırma teşebbüsleri sebebiyle, önce ülke gündemine, sonra da Meclis gündemine getirtilip kabul ettirildi.

    Son olarak, 1952 senesinde Malatyada Başbakan Adnan Menderesin yanı başında gazeteci Ahmet Emin Yalmanı kurşunla yaralayan ve aynı tarihlerde bir kısım Ticanilerle aynı cezaevinde kalan Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmezin bu kimseler hakkındaki bazı tesbit ve gözlemlerine de bakmakta yarar var. Üzmez,Şu Bizimkilerisimli kitabında Ticanilerden şöyle bahsediyor: Bir de Kemal Pilavoğlu vardı, hapishanede. Kimine göre sahtekar, yalancı ve ahlaksız; kimine göre de büyük veli... Kim ne derse desin, ben gördüklerimi yazmalıyım. Ticanileri gıyaben bilirdik. Onlarla ilk defa Ankara Hapishanesinde karşılaştık. Şalvarlı, poturlu, sakallı, sakalsız tipler. Başlarında takke ile kalpak arası başlıklar, ayaklarında çarıklar, lastikler. Paçaları dizlerine kadar uzanan yün çorapların içine sokulu acayip kılıklı insanlar. Orta Anadolu insanları. Çoğunun adının başında bir de deli eki var. Deli Sadık, Deli Yusuf, Deli Mevlut... Delilik onlarda bir ünvan gibi. Onlara göre Deli olunmazsa veli olunmaz. Hapishane idaresi onları çok ezerdi. Çok acırdık. Ama onlar hallerinden şikayet etmezlerdi. Hatta ölmedikleri için hayıflanırlardı. Şu zalim gardiyanların dayaklarıyla ölseler şehid olacaklardı. Çoğunun hapishaneye düşüş biçimi akılları durduracak çapta birer çılgınlıktı. 1951 yılları. Mecliste ezan okumuşlardı. Bir de Putçular vardı. Onlar da heykel kırarlardı. Bunların en meşhuru Deli Sadıktı.Ben en büyük puta saldırdımderdi. En büyük put dediği Ulustaki heykeldi. O günlerde ülkenin her yanında mitingler düzenleniyordu: Ataya uzanan elleri kırılacak. Kahrolsun Ticaniler. Kahrolsun irtica...

    Ulus Meydanı'nda yine bir miting ve kürsüde ateşli bir hatip. O sırada kılık kıyafeti perişan bir köylü vatandaş. Omuzunda kocaman bir balyoz, elinde kalın bir urgan vardır. Heykelin dibine kadar sokulur; kaidesine çıkar; daha yukarı tırmanmak ister. Onbinlerce insan minnet ve taktirle alkışlamaya hazırlanır. Kürsüdeki hatip de susmuştur. Herkes bu köylünün heykele tırmanmasına yardım ederler. Sanki ne olacağını anlamışlardır. Şu köylü vatandaş heykele çıkacak, elindeki iple kendisini uygun bir yere bağlayacak, sonra iki eliyle balyozu kavrayarak bütün gücüyle haykıracaktır: Atam, senin heykellerine saldıran alçakların kafalarını bu balyozla bin parça ederim. Şimdilik tahminler yanlış çıkmaz. Vatandaş heykelin tepesinde, kendisini bir yere bağlar, iki eliyle balyozu kavrar. Artık sıra kalabalığa dönüp nutuk atmaya gelmiştir. Büyük kitle, bağırmaya, alkışlamaya, coşmaya hazırdır. Bakarlar ki balyoz heykelin tepesine olanca ağırlığı ile inip kalkıyor. Sanki balyoz kafalarına inip kalkmaktadır ve başlarlar bağırmaya: in aşağıya alçak! Alçak gerici, pis yobaz... Alçak dedikleri adam o anda epeyce yükseklerdedir. Heykelin ta tepesinde. Herkese tepeden bakmakta ve balyoz sallamaktadır. Polis çaprılır. Bir anda ortalık ana baba gününe döner. Polis gelir, zabıta gelir, itfaiye gelir. Düdükler çalınır, silahlar çekilir, sular sıkılır, merdivenler kurulur. Deli Sadık elde balyoz bir taraftan heykelin kellesini döver. Ve güç bela onu heykelin tepesinden indirirler. Etraftan ağıza alınmayacak küfürler, cılız saldırılar, güvenlik kuvvetleri linç edilmesine mani olurlar. Artık hayatı kanunların teminatı altındadır. Karakola götürülecektir. Deli Sadık yine mecnunca işler peşindedir. Yüksekçe bir yere çıkar ve bağırır: Ulan sahtekarlar. Ben de bu adamı gerçekten seviyorsunuz sandım da bu işe kalkıştım. Elinizde şehid olmayı ummuştum. Meğer sizinki kuru gürültüymüş... Tarihin Yorumu 1Temmuz 1951: Oyuna getirildikleri için M. Kemalin büst ve heykellerini parçalayan Ticanilerin bu davranışı bahane edilerek, yurdun çeşitli yerlerinde protesto mitingleri yapıldı. Protestolu organisyasyonların başını ise, iktidar muhalifi CHP'liler çekiyordu. Oysa, geçen yıl yapılan genel seçimler öncesinde bu partinin mensupları ile Ticaniler müşterek çalışmalar içinde bulunuyordu. Seçimler öncesinde Ticanileri Ankara ve çevresinde kullanan CHPliler, iktidarı kaybedince, bu kez Ticanilerin tahribatını iktidardaki DP`ye mal ederek protesto gösterilerine öncülük etmeye yöneldi. kaynak: 01.07.2005 m. latif salihoğlu
    2 ...
  3. 3.
  4. şeyhinin üç erkek çocuğuyla çırılçıplak basıldığı yobaz tarikat.

    ulan şu islamcı yavşaklardan bir tane ahlaklı dürüst adam çıkmaz mı be?

    --spoiler--
    Atatürk büstüne tarihte ilk defa, 25 Şubat 1951’de Kırşehir’de saldırıldı.
    Saldırganlar Ticani’ydi.

    *

    Ticanilik, dilimize “yobaz” manasında yerleşmiştir ama, aslında tarikat ismi.

    *

    Ticanilik veya Ticaniye, Kuzey Afrika kökenli… 1780’li senelerde, Fas doğumlu Ebu’l Ahmed et-Ticani tarafından Cezayir’de kuruldu; Cezayir, Fas, Tunus, özellikle Senegal, neredeyse bütün Afrika’ya yayıldı. Türkiye’ye 150 sene sonra, 1930’larda, kerameti kendinden menkul Kemal Pilavoğlu diye biriyle girdi.

    *

    Bildiğin din bezirganıydı, hukuk fakültesini son sınıfta bırakmış, tarikat marikat ayağıyla yolunu bulmaya başlamıştı, Ahmed et-Ticani’yi rüyasında gördüğünü, şeyhin kendisine el verdiğini, ruhsat verdiğini söyleyerek, mürit toplamaya başlamıştı. Müritlere “ahbap” denirdi.

    *

    Kemal Pilavoğlu, klasik tarikat şeyhlerine benzemezdi, sakalı makalı yoktu, hergün traş olur, takım elbise giyer, kravat takardı. Janti şeyhti yani… Müritlerine tahta kılıç dağıtır, “itikadın sağlamsa, bu kılıç kavga anında 70 metre uzar” derdi! Kavgada tahta kılıçla kalakalan salaklara “demek itikadın zayıf” denirdi! Müritleriyle beraber seyahat etmez, “siz trenle gidin, ben uçarak geleceğim” derdi. Kendisini uçarken gördüğüne şahitlik eden, kendisi gibi sahtekar yardımcıları vardı. Bu dolandırıcıya inanan garibanlar, yiyecek, para, altın, elindekini avucundakini yağdırırdı. Günün son model otomobilleriyle gezerdi.

    *

    Cumhuriyet düşmanlığını paraya çevirir, cebini doldurmak için cehaleti sömürür, “heykel puttur, laiklik dinsizliktir, hilafeti kaldıran Atatürk melundur” derdi. 1934’ten itibaren defalarca kovuşturmaya uğramış, her defasında yemin billah “ticaniliği bıraktığı”nı söyleyerek, sıyırmıştı. En ses getiren eylemini, 4 Şubat 1949’da yaptırdı… iki müridini TBMM’ye gönderdi; dinleyici bölümüne oturdular, milletvekilleri oturum halindeyken, ayağa kalktılar, Türkçe ezanı protesto etmek için bağıra bağıra Arapça ezan okumaya başladılar. Bu eylem, yabancı basına bile “görülmemiş hadise” olarak yansıdı.

    *

    Demokrat Parti iktidara gelince, gün bugündür dedi, gemi azıya aldı, daha büyük ses getirmek için, iki müridini Kırşehir’e gönderdi. Neden Kırşehir? Ankara’da takipteydiler. Orası müsaitti. 25 Şubat 1951, karlı bir kış gecesiydi, saat sabaha karşı 4 civarı… Siyah bir otomobil seçmişlerdi. Eski belediye binasının yanına park ettiler. Çekiçlerini aldılar, indiler, yürüdüler. Şehrin tören alanı olarak kullanılan Yeni Çarşı’daki iş Bankası’nın önüne geldiler, orada bulunan, Atatürk’ün beyaz mermere yontulmuş yüzüne vurmaya başladılar, burnunu, çenesini kırdılar, koşarak kaçtılar, aynı otomobille Ankara’ya döndüler.

    *

    Memleket ayağa kalktı.
    istanbul, Ankara, izmir’de halk sokağa döküldü, istanbul Üniversitesi’nden kalabalık bir öğrenci grubu Kırşehir’de protesto yürüyüşü yaptı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Çankaya Köşkü’ndeki bronz Atatürk büstünü Kırşehir’e gönderdi, kırılan büstün yerine, içişleri bakanı tarafından törenle yerleştirildi.

    *

    Enselendiler tabii… Kemal Pilavoğlu tutuklandı, yargılandı, yedi sene hapis yattı, çıkınca bırakılmadı, jandarma nezaretinde yaşamak üzere Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Eşini, üç çocuğunu aldı, 20 müridiyle birlikte Bozcaada’ya yerleşti. Etrafında sempati toplamak için, öğrencilere bedava defter, kalem dağıttı, bakkal dükkanı açtı, manav açtı, mandıra açtı, fırın açtı, ada ekonomisine hakim oldu. “Şarap günahtır, üzümlerini şarap üretenlere verenler cehennemde cayır cayır yanar” diyerek, Müslüman bağcıların yüreğine korku salıyor, adayı terkeden Rumların bağlarını ucuza satın alıyor, pekmez üretiminden servet ediniyordu. Mürit sayısı 150’nin üstüne çıkmıştı, müritler boğaz tokluğuna efendi’ye çalışıyor, karşılığında sevap kazandıklarına inanıyorlardı. Yüksek duvarlarla çevrili, çiftlik evinde oturuyordu. işlettiği fırının üst katında, çırılçıplak halde, üç erkek çocuğuyla basıldı. iftira mıydı? Başkası bassa, belki iftira denebilirdi ama, 65 yaşındaki tarikat şeyhini 10 yaşındaki erkek çocuklarıyla basan, bizzat kendi eşiydi! Tutuklandı. Bursa’da yargılanırken, 5 ay sonra öldü.

    *

    50’li yıllara damgasını vuran sahtekar ölünce, Nakşibendiler, Süleymancılar, Nurcular ön plana çıktı, Ticaniliğin pabucu dama atıldı. Ancak, 25 Şubat 1951’deki Kırşehir eylemiyle Atatürk büstlerine yönelik saldırıların önünü açmıştı, Atatürk heykellerine saldırmayı adeta moda haline getirmişti.

    *

    1951-2014 arası toplam rakamı bilmiyorum ama, sırf 1951’de Atatürk heykellerine yönelik 57 saldırı olmuştu. Arkası çorap söküğü gibiydi.

    *

    2010’lara kadar yobazlar saldırdı, AKP’nin iktidara gelişiyle beraber, tıpkı Demokrat Parti iktidarından güç bulmaları gibi, Atatürk heykellerine yönelik saldırılar tırmandı. 2010’lardan itibaren bayrağı bölücüler devraldı. izliyorsunuz… Kırıyorlar, yakıyorlar, kafasıyla futbol oynuyorlar. Çünkü, mesele sadece “laik-antilaik” meselesi değildir, dincilerle-bölücülerin ortak düşmanıdır Mustafa Kemal Cumhuriyeti.

    *

    Ve…

    *

    Ticani tarikatının merkez üssü neresiydi biliyor musunuz?
    Hani geçenlerde, Amerikan gazeteleri “Türkiye’den IŞiD’e militan akıyor, Ankara Hacı Bayram semti IŞiD’in militan devşirme merkezi” diye yazdı ya… Kemal Pilavoğlu’nun merkez üssü, işte o Hacı Bayram semtiydi.
    Kırşehir’de Atatürk büstünü kıranlar da, orada yuvalandıkları bir adreste yakalanmıştı. Kemal Pilavoğlu’nun müritlerine elini öptürdüğü Ankara’daki evi de, Hacı Bayram’daydı.

    *

    Bazı şeyler hiç değişmiyor bu topraklarda değil mi…
    Büstlerini yıkan zavallıların, Atatürk’ün fikirlerini asla yıkamayacakları gibi.
    --spoiler--

    http://sozcu.com.tr/2014/...dil/ataturk-bustu-621277/
    2 ...
  5. 4.
  6. kemal pilavoğlu bunların başını çekiyordu . bozcaada'da zoraki iskana tabi tutuldu.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük