upuzun pan'larıyla size tek kelime etmeden tüm mekanı ve hikayeyi anlatabilme yeteneğine sahip yunan yönetmen, özellikle özelden genele çekimleri ile, dolly ve şaryo nasıl kullanılır dersi verir, konu işleyişi birçok yönetmencik tarafından feyz alınmıştır.
yunanistan a sempatiyle bakmamın baş müsebbibi olan yaşayan en iyi ve gelmiş geçmiş en iyi 5 6 yönetmenden biri-hemen kızmayın bana göre böyle- . özellikle puslu manzaralar ve ağlayan çayır da bitirmiştir olayı. kamera açıları, hikaye, mitolojik arka plan vb sinemayı sinema yapan ne varsa hemen hepsinden müthiştir.
--spoiler--
ağlayan çayır daki askerin annelere şimdi çocuklarınız arkadaki siperde yatıyor demesi ve puslu manzaralar da kamyon kasasında tecavüze uğrayan kızın kanlı elini kamyona silmesi insanı mahveder. yazınca bile tüylerim diken diken oldu.
--spoiler--
Bergman ın Tarkovski hakkında belirttiği gibi '' o düşsel mekanlarda bir uyurgezerin güveniyle hareket eder, hiç açıklama yapmaz... ben bütün hayatım boyunca onun büyük bir doğallıkla dolaştığı kapıları yumrukladım durdum.'' (büyülü fener)sözlerini pek normal bir şekilde Angelopoulos için de söyleyebiliriz diye düşünmekteyim. dolaştığı sokaklarda sanki köşe başında bir seyicisinizdir. hiç bir netlik olmadan onunda filmine ismini verdiği gibi buğulu zamanlarda belki de fazlasıyla net olaylara tanıklık edersiniz. filmlerinin en mükemmel özelliklerinden biri de müziklerin olayların ritmine kıvamında uyması. The weeping Meadow hiç bitmeyecek bir acı gibi müziğiyle duygularınızın en ücra köşesine yerleşip geniş yaralar açabilir. çok başka kavramları acı çekerek sorgular halde bulabilirsiniz kendinizi. ölümü sonsuzluğu bu kadar güzel sorgulayan manzaralarını bu kadar gerçekçi ve yalın belirleyen bir yönetmen olduğunu sanmıyorum. hiç bitmeyecek bir hikayeye fakir duygularla başlamak gibi... bir gün üçerisinde tek doz Angelopoulos alınması tavsiye edilir aksi takdirde önüne geçemeyeceğiniz bir bunalım olarak yan etkisini gösterebilir. bu entry nin sonunu ondan satın aldığımız bir kelime ile bitirmeli; yabancı... *
kendi ekolünü yaratan, en başarılı yönetmenlerden biridir. ister tarihe hakimiyetiyle, ister insana hakimiyetiyle başarısını defalarca kanıtlamış yönetmendir. ayırt edilmeksizin bütün filmleri çok güzeldir.
fakat illa ki bir en iyi seçme kaygısı var ise bence;
(bkz: sonsuzluk ve bir gün)
aslında (fikrimce) çok farklı dillerden konuşuyor olsalar da her nedense tarkovski ekolünün dahilindeki sinemacılardan biri sayılan meşhur yönetmen. birey bazlı bir sinemacı oluşu belki de bu hususta mühim bir etmendir. her birinin türkçeye çevrilmiş versiyonu olup olmadığının belirsizliğinden ve çeviri hatalarından kaçınmak için ingilizce sıralamak gerekirse meşhur filmleri;
kanımca nuri bilge ceylan'ın örnek almaya, hatta taklit etmeye çalışıp beceremediği; görüntü ve hikayeyi çok ustaca kullanan,"leyleğin geciken adımı(1991)", ulis'in bakışı"(1995), "sonsuzluk ve bir gün"(1998), "ağlayan çayır"(2004) gibi çok iyi filmleri olan yönetmen.
ulis in bakışı** gibi bir abideyi bizlere hediye etmiş yönetmen. sinema tarihinin savaşı en az mermiyle, en az top sesiyle ama en acı bir biçimde anlatmış yönetmeni.
angelopoulos filmlerin ana teması yolculuktur. bu yolculuk aynı zamanda içseldir; bir arayışı dile getirir. birey, kendisiyle hesaplaşır ve bu yolculuğunda bir değişim yaşar. (sonsuzluk ve bir gün filminde özellikle ana karakterin hayatına giren küçük bir çocuk ile başlayan serüveninin kendi üzerindeki değişim ve sorgulamalara dikkat edilmelidir.)
bu yolculuk daha çok bireyin hem kendine hem de 'öteki'ye karşı yaşanan yabancılaşmayla doğrudan kaynaklıdır.
filmlerinin kendine has dokusu ve atmosferi sinemanın anlatım alanını genişletmesi ve zorlaması adına çok onemlidir.gerçeği arayıp sorgularken sinemanın geleneksel dramatik anlatımınıbir çok düzlemde terkeder; kendine has mekan ve zamanlar yaratır ana karakterini o mekan ve zamanda yolcukılar. yol hem arayışın, parçaları toplamanın, hem de kandi dışına düşüşün cehennemidir; çünkü ucu açık sonsuz bir yoldur bu.onun karakterleri gerçekliğin içinden geçerken onun bir bakıma düşselleştirirler... o bakımdan yol angelopoulos un filmlerinde gerçeklikten kurtulma arayışının da bir aracıdır denilebilir.
Le Regard D ulysses, iyi bir Angelopoulos filmi. Özellikle Amerika da sürgün yönetmen A nın, doğduğu kenti ikiye bölen son filminin gösterimi için oraya geldiği ilk bölüm.
Bir de, taraftarların bir polis tamponuyla sokakta karşı karşıya geldiği, A nın geride ve arada kaldıgı, Morgenstern in sağa saparak gözden kaybolduğu sahne .Sanki üzerine büyük harflerle Angelopoulos yazılmış kadar kesinlikle yönetmenin imzasını taşıyor. iyi Seyirler.
eleni karaindrou ile uyumu kusursuz olan,sözün az olduğu filmlerin yönetmeni
bilmediği bir dilde şiir yazabilmek için kelime satın alan şairin hikayesine küçücük de olsa yer verdiği eternity and a day kült flimlerinden biridir..
en iyi filmi "ulis'in bakışı"dır.
mitolojik göndermelerin ve uzun durağan sekansların yer aldığı şiir gibi bir filmdir.
hareketli filmlere alışanlara sıkıcı gelebilir.