Pink'in* duvarı, çevresinin onun üzerindeki yoğun etkileri ve kendini soyutlamanın zorlukları. Roger Waters kendi deneyimlerini ve Syd Barrett'ın hayatı üzerine bu duvar konseptini kurdu.
Herşey bir insanın delirmesi ve kendini soyutlamak, bir duvarın arkasına sığımak istemesiyle başladı. Ne güzel albümdür, dinlenmelidir mutlaka her insan evladı.
insanlar, kendi hayatlarını yaşamalıdırlar. herkes, bu dünya üzerinde tek bir varlık, başlı başına bir oluşumdur. işte bu oluşum, bazen kendini bir yere kısılmış hisseder. gerçekten de kısılmıştır daha doğrusu; kıstırılmıştır. bunu yapan sebepler:
1. aile
2. okul
3. sevgili/kız arkadaş
4. devlet
işte bu sebepler, insan etrafında bir duvar oluşturur. bütün insanların etten bir duvar oluşturması gibi. bu duvarın içinde tanıdık yüzler görünür. işte bizim, o duvardan, dışarı çıkmamıza yardım edecek insanlardır bu tanıdıklar. bize pencere olacaklardır. ama onlar da kaparlarsa içeride kalırız ve artık diğer insanlar için biz de duvar olmaya başlarız.
Albümün bu kadar başarılı olmasını, roger waters'ında tıpkı pink gibi kendisi ve çevresiyle çatıştığı bir dönemde the wall'u yapmasına bağlamak gerek.
Rick Wright'la olan sonu gelmez kavgaları(gruptan atılması fakat geçici olarak konserlerde bulunması ardındansa psikolojik tedavi görmesi), david gilmour'la olan kavgalarının müzikal kavga niteliğini bir kenara bırakıp kişisel bir hesaplaşmaya dönmesi ve gruptaki 'gruplaşma' gibi sorunlar albümü ve albümün tematiğini çok gerçekçi yapmıştır.
(#3700276)'nolu entrymde de belirttiğim gibi, özellikle comfortably numb grubun o dönem ki aydınlık ve karanlık arası kalan psikolojisini çok iyi anlatır. Bir simülatör gibidir adeta.
Kısacası, the wall, müzik tarihinin çok büyük bir albümü. Eleştirmenlerin yorumlarındaki önyargı division bell gibi bir albüme bile 5 üzerinden 2 yıldız vermelerinden belli.
roger waters' ın stadyum şovlarının totaliter titreşimlerinin rahatsızlıgıyla tek basına ustlendiği epik müzikal album. müzikalin kahramanı cocukken kişilik bozuklugu yaratan sureclerden gecer ve izleyicilerin-dinleyicilerin eşcinsellere ve siyahlara saldırmaları için hasta ruhlu bir rock n roll fuhreri olur cıkar. eleştirmenlerce pekte basarılı bulunmayan album milyonlarca kişiyi etkilemiş ayrıca belli gerceklere dikkat cekmiştir.
eskiden küçükpark'ın en iyi nargile kafesiydi. şimdi sadece adı balçova'da ekonomi üniversitesine yakın bir yerlerde kalmıştır. iki kafenin sahibi de gidip aliağa'da bir kafe açmıştır.
paul cantelon ile little jonathan ortak yapımı olan, neşeli ezgileriyle sizi yunanistan'ın eski evleriyle dolu sokaklarında seke seke yürüyor hissi veren, araya serpiştirilmiş hüzünlü nağmeleriyle taş duvarlar arasında sıkışıp kalmış minik bir kediyi gözünüzün önüne getiren melodi.
roger waters'ın bir konserde sahnedeyken kendisini sürekli rahatsız eden bir hayranına tükürmesinden sonra sahneyle seyirciler arasında duvar çekme fikrinden ortaya çıkmış, filmi izlenmedikçe don't leave me now, one of my turns ve empty spaces gibi değerinin anlaşılamayacağı albüm. kendisi pink floyd'un herkes tarafından bilinmesini sağlamazken, zaten dark side of the moon'la yukarıda olan grubun biraz daha yukarı çıkmasını sağlar.
animasyonlarda yanlış hatırlamıyorsam gerald scarfeimzası vardı . dönemine göre deneysel olarak nitelendirilebilecek bir yapıt. pink karakteri roger waters 'ın hayatıyla aynı eksende düşünülebilir.
eskişehir' de ert içinde yer alan gar bar da bize alt yazısız- ingilizce seyrettirilip, uyuz ettirilen belgesel. ah bu pink floyd' un görkemli konserlerindeki; duvar yapıp da sahnede, kırmaları gösteri değil midir? *