başrolündeki tony soprano' nun vahüt emmi' ye acayip benzediği dizidir.
(bkz: yedi numara)
edit: yok lan o kadar benzemiyormuş. ama hep güzel bir benzetme yapmak istemişimdir. neyse bakam kısmet değilmiş.
4. bölüme geldiğimde farkettim ki tony'nin psikologunun etek boyu her bölümde biraz daha kısalıyor. bir sonraki bölümde koltuğunda sadece iç çamaşırı ile oturacağından korkuyorum.
bu diziyle ilgili ne yazabilirim diye düşündüm ve hala hakkını verebileceğime inandığım bir kompozisyon yazamadım. hangi karaktere değinsem yinede anlatmak istediğimi izlemeyenler hissedemeyecektir. o yuzden kısa kesmek en doğrusu olur. harika...
tnt kanalında perşembe günleri kurtlar vadisi pusu'dan sonra yayınlanan dizidir. özellikle kurtlar vadisi'nin ekibi izlesin de senaryo ve oyunculuk görsün.
ilk bölümünde insanı kendine bağlayan diziydi. hatta 6 sezonu da indirdim dvdye çektim bir köşede duruyor izlemeye başlasam bırakamam.
--spoiler-- tony soprano annesinin yanına gider ve müzik seti götürür yanında sonra bir dans müziği çalar annesiyle dans eder. en sonunda annesinin saçlarından öper işte bu türk insanının annesine olan sevgisini gösterme şeklidir. itiraf et tony sen türk' sün!
--spoiler--
finali ile birlikte benden çok şey alıp götürmüştür. şunu farkettim ki soprano ailesini gerçekten kabullenmişim ve sevmişim. sanki kanlı canlı tanıdığım insanlardan ayrılmışım gibi boşluğa düşmeme neden oldu. yeter ki devam etseydi, kopmasaydık o aileden diyorum hala... illa güzel diziler var (bkz: sons of anarchy), olacaktır da ama the sopranos gerçekten eşsiz bir diziydi. sıradışı ve doğal. nasıl the godfather bir fenomense, bu dizide öyle işte...
yapımcılığını david chase'in yaptığı tüm zamanların en iyi dizisidir. ayrıca birçok bölümü kendisi yönetmiştir.
özellikle 6. sezonu ile hayatın anlamı üzerine çok düşündürür. final bölümü inanılmazdır. donup kalır, felç oluruz adeta. özellikle tony soprano'nun jamais vu geçirdiği sahneler ya da görmüş olduğu tuhaf rüyalar ve onların dizideki gelişmelerle örüntülü ilişkisini çözmek bile inanılmaz bir deneyimdir.
her bölümün sonu ayrıca güzeldir. özellikle müzikleri; ama senaryosu, kurgusu ve oyunculukları da ayrıca etkileyicidir.
ayrıca steve buscemi'nin oyuncu olarak yer aldığı sosyo-ekonomik sınıf farkı üzerinde duran bölümleri ayrıca güzeldir. bazı bölümleri de bizzat yönetmiştir kendisi.
evet, eskiden severek izlediğim guardian dizisi vardı, ya da şuan da mad men ya da breaking bad güzel dizileri var ama bir daha bu kalitede bir dizi yapılabileceğine ihtimal vermiyorum.
final bölümünü bütün haftasonu boyunca izlemeye kıyamadığım dizi.ağlamaktan korkuyorum lan kötü bişey olursa.4 yıl falan gecikmeli izlediğimin farkındayım tabi ki.
uzun metrajlı film gibi dizidir. kalitedir, candır, on numaradır. karakterleri de muazzamdır. sadece 30-35 bölümünü izlemiş olmama rağmen, böyle yorum yapabiliyorsam, düşünün artık.
tony ve ailesi restoranda yemek beklerken, muhtemelen tony'i vurmak icin bekleyen adam tuvalete girer ve o anda ekran kararir, yaklasik 15-20 saniye sonra cast yazilari cikar. yani muhtemelen adam tuvaletten cikar ve tony'i vurur, yonetmen dizinin sonunu izleyiciye birakmis.
--spoiler--
gelmiş geçmiş en iyi uzun soluklu drama diyebiliriz hakkında. karakterlerin dünyaları o kadar net yansıtılmıştır ki çoğu zaman kendinize ait birşey bulursunuz diyaloglarda.
bu kimi zaman babasıyla kavga eden bir çocukta karşınıza çıkabilir, en iyi arkadaşların birbirini sırtından vurmasında da...