izlememle birlikte favorilerim arasına girmiştir. cinsellik yok, kurgu harika ve en önemlisi içinde nikola tesla var!
`
thomas alva edison`'un hayatı boyunca peşini bırakmadığı, adeta tüm bilimsel çalışmalarının önünü tıkadığı gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarından biri olan nikola tesla'nın hayatından birkaç sahne görmek için bile izlenir. özellikle alternatif akım makinesiyle birlikte konferans düzenlemeye çalıştığı sahne bir harikaydı! her ne kadar kurgu da gerçeğin dışına çıkılmış da olsa, izlemeye fazlasıyla değecek bir film.
güzel bir bilim kurgu filmi. herkesin bildiği ve takdir ettiği nikola tesla'dan bir parça olması bile, filmi izlenir kılıyor. konusu, görselliği etkileyici, oyuncuları iyi izlenesi film.
hugh jackman ve christian bale'in başrollerini oynadığı çok iyi kurgulanmış bir flim.
iki kumarbazın arasındaki çekişmeyi anlatıyor.aynı zamanda tesla ve edison arsındaki çekişmeye de değiniyor.
iki sihirbaz gibi görünsede üç sihirbazın hikayesini anlatan mükemmel bir film. Filmin içinde, teslanın bir elektrik dehası olduğu ve çalışmalarının edison tarafından baltalanmaya çalışıldığı az da olsa belirtilmiştir.
christian bale ile hugh jackman'ın oyunculukta üst seviyeye ulaştığı mükemmel film... harika bir kurgusu var ama ben filmin yarısından sonra filmi çözmüştüm ayıptır söylemesi ( göt kalkar hafiften.).
bir filmin basyapit olabilmesi icin tekrar seyrettigimde de zevk verebilmesini cok onemserim ve bu film ikinci kez seyrediste bile kesinlikle cok buyuk deger kaybedecektir benim icin.ucuz bir film diyemesem de filmde gecen olaylarin cok hizli gecilmesinden dolayi ve cogu yerinin "sonum icin bile olsa beni seyret"dedigi icin bu filmi basyapit olarak goremiyorum.
christopher nolan, christian bale ve michael caine üçlüsünün nasıl muhteşem bir üçlü olduğunu ve batman gibi bir karakteri yeniden nasıl bu kadar başarılı ve hayran olunacak şekilde ayağa kaldırdıklarını anlamamıza vesile olan muhteşem film. ayrıca filmde nikola tesla'nın müthiş bir bilim adamı olduğunu anlıyoruz.
tekrar tekrar seyrediyorum, her defasında farklı bir parçası etkiliyor beni. sonra oturup düşünüyorum, sanki gerçekmiş gibi adamları anlamaya çalışıyorum, hatta işi 'şöyle yapmalıydı, o zaman böyle olurdu'ya vardırıyorum.
aynı anda hem kendini öldürüyor, hem de intihar ediyor olma fikri beni rahatsız ediyor, henüz algılayabildiğim bir şey değil. bir insanı öldürmek yeterince kötüyken, bir de bu insanın tüm düşüncelerini, duygularını, korkularını bilip de onu öldürebilmek akıl almaz. sonra öldürülen insanın da kendisi olduğunu hesaba katıyorum, o makineye bilerek giriyor. ve bu bir kere olmuyor, defalarca yapıyor aynı şeyi. korkunç.
gerçi şimdi iki aydır yirmiyi aşkı izlediğim için ana konudan kopmaya başladım. bu aralar aklımı sarah kurcalıyor. 'senin ne olduğunu biliyorum' diyor kendisini sevmeyen ikize. gerçeği bilmek istediğini söylüyor, sevilip sevilmediğini soruyor, ve olumsuz cevap aldığında intihar ediyor.
neden? aslında kendisini sevmeyen kardeşe mi aşık? yoksa ikisi de kendisini sevsin mi istiyor? madem gerçeği öğrendin, kendi kocanla doğru düzgün hayatını yaşa, diğerini de rahat bırak. dışarıya karşı bir şekil işinizi ayarlarsınız, çok zor değil. veya bunca zamandır kandırılmak ağır geldiyse çek git. sonuçta karşında iki farklı adam olduğunu öğrenmişsin, 'sen de beni sev' nasıl bir saçmalıktır anlamış değilim. ne de olsa bir film, mantık hatası falandır diye düşünüyorum, yoksa filmde iyi kalpli kimse kalmayacak.
cutter da günlüğü alabilmek için fellon'un sandığa hapsedilip gömülmesine yardım etmişti. sonra da vurucu sahnelerde ortaya çıkıp 'sen ne yaptın böyle!' diye feryat edip güya ahlâklı geçiniyor.
harika anlatımıyla insanı büyüleyen film. her sahnesinde "kesin yine bir şey çıkacak" hissine kapılıyor insan. hırs ögesi mükemmel işlenmiş. insanı özeleştiri yapmaya da itmiyor değil.
Yönetmenliğini Christopher Nolan'nın yaptığı 2006 yılı Amerika, ingiltere ortak yapımı film. Yazar Christopher Priest'in aynı adlı romanından (Prestij (Roman)) sinemaya uyarlanan filmin özgün adı; The Prestige'dir