aşkın ne kadar yıkıcı bir duygu olduğunu ama aynı zamanda da dünyadaki en güzel şey olduğunu anlatan filmdir. beni çok etkilemiştir. filmin sonu ise benim bile gözlerimi doldurmayı başarmıştır.
hayal kırıklığıdır, başından sonu belli olan klişe bir senaryosu vardır. insana hiçbir şey katmayan bi filmdir.
--spoiler--
sırf annesi mektupları sakladı diye yıllarca görüşememişlerdir, yok artık. zaten hollywood filmi besbelli gölde yüzen ördekler falan. bu kadar mı yaratıcılığınız. avrupa filmi olsa kız en baştan anneye resti çekip giderdi film de orada biterdi. bir iki güzel noktası da var filmin ama 7.9 u haketmiyor.
--spoiler--
bu filme hasta olmuştum ilk izlediğimde. hani unutulmaz film replikleri olayı var ya. işte bu filmde o kadar çok unutulmaz diyalog var ki. bir adamın karısına bu kadar bağlı olması onu asla bırakmaması çok etkileyiciydi açıkçası.
n: benimle kalsan nolur sanki?
a: seninle kalmak mı?! neden? halimize bak hep kavga ediyoruz.
n: evet hep öyle yapıyoruz. kavga ediyoruz. ben kibirli bi sersem olmaya başladığımda sen bunu bana söylüyorsun, sen baş ağrısı olmaya başladığında da ben sana söylüyorum! senin duygularını incitmeye korkmuyorum. çünkü sen bi sonraki baş ağrıtıcı şeyi yapmaya koyuluyorsun.
a: nolmuş yani!
n: yani ilişkimiz kolay olmayacak. gerçekten zorlu olacak ve buna her gün katlanmak zorunda kalıcaz ama ben bunu istiyorum! çünkü seni istiyorum. senin tamamını sonsuza dek istiyorum! benim için bi şey yapar mısın? lütfen benim için hayatının 30-40 yıl sonrasını gözünün önüne getirmeye çalış lütfen. eğer o adamla görüyorsan git! seni bi kez kaybettim ve eğer gerçekten istediğin oysa seni bi kez daha kaybetmeye dayanabilirim ama sakın kolay yolu seçme.
an itibari ile 3. kez izleme girişiminde bulunduğum ve kesinlikle duygusal bulmadığım acaba işin sırrı sonunda mı diye de merakla, inatla izlemeye çalıştığım film. *
belli sahneleriyle insanı boğazı kuruyana kadar ağlatabilen film. aşksız bir hayatın ne kadar boş olduğunu anlıyorsunuz. kimse mükemmel değildir ama sevmek bunu da örter. karşısındakini mükemmel olduğu için değil gerçekten sevdiği için seven iki insanı anlatan bir film özetle.
a: ''ben bir kuşum, ben bir kuşum, sen de söyle.''
n: ''sen bir kuşsun.''
a: ''şimdi ben de bir kuşum de, söyle.''
n: ''eğer sen bir kuşsan, ben de bir kuşum.''
***
ne derler bilirsin doktor. bilim bir yere kadar işler sonra devreye tanrı girer.
bir şeylerin yarım kaldığını düşünüyorsan hep özlersin demişti bir arkadaşım.
yarım kalan bir aşk iz bırakır. oldukça derin bir iz. aşk hızlı tüketilmediği için tutkuyla devam etti.
en sevdiğim sahnelerden biri de şu;
--spoiler--
+halimize bak şimdiden kavga etmeye başladık !
-evet böyle yapıyoruz, kavga ediyoruz. ben kibirli bir sersem olmaya başladığım zaman sen bunu bana söylüyorsun, sen baş ağrısı olmaya başladığın zaman da ben sana söylüyorum.senin duygularını incitmeye korkmuyorum. çünkü sen yine bir sonraki baş ağrıtıcı şeyi yapmaya koyuluyorsun.
+ne olmuş yani?
-yani ilişkimiz kolay olmayacak. gerçekten zorlu olacak. ve buna her gün katlanmak zorunda kalıcaz. ama ben bunu istiyorum çünkü seni istiyorum. senin tamamını sonsuza dek istiyorum. benim için bir şey yapar mısın? lütfen benim için hayatının 30-40 yıl sonrasını gözünün önüne getirmeye çalış. eğer o adamla görüyorsan; git. seni bir kez kaybettim, eğer gerçekten istediğin oysa sanırım tekrar kaybetmeye dayanabilirim. ama sakın kolay yolu seçme.
+hangi kolay yol? kolay bir yol yok ki. naparsam yapayım birileri inciniyor.
-herkesin ne istediğini düşünmeyi keser misin. benim ne istedediğimi düşünmeyi bırak ya da onun ne istediğini. sen ne istiyorsun? sen ne istiyorsun?
aşk cesaret, ağır sorumluluk, biraz özveri, karşındakini anlamaya çalışma, gerekirse ağır kararlar alma, kısacası gerçek aşkı yaşayabilmek göt ister. filmle ne alakası var derseniz, filmi ağır bir darbe arkasından izleyince bu filmden bunu aldım.
bugün bu filmi hayatımda bilmiyorum kaçıncı kez tekrar izliyorum ve sıkılmıyorum. bundan güzel bir aşk filmi, bir aşk anlatımı, bu şekilde derinlik, daha gösterilmedi, gösterileceğini de pek sanmıyorum. filmin sonundaki bitiş parçasını baya bir dinledim bugün, böyle bir aşkın var olduğu ümidi hayata bağlıyor.
--spoiler--
lunapark sahnesinde noahın teklifi değil teklifteki evetleri duydukça suratındaki gülüşünün büyümesi,
gölet gibi bir yerde haydi allie yapabilirsin diye bağırması o harika sahne,
araba sürme sahnesi,
yemek masasında simsiyah giyinmiş noah..
allienin yıllar sonra yaz aşkını gazetede görünce duvağı ile küvette olan sahnesi ve ben şu anda ne yapıyorum yüz ifadesi,
denize gittiklerinde hanım kızımızın saçmalamaları ve noahın harika ötesi cevapları..
--spoiler--
ve aklıma gelemeyen bir sürü şiirsel kare. hepsi.. hepsinde bir yaşanmışlık var.
ne derler bilirsin, bilim bir yere kadar işler sonra devreye tanrı girer - the notebook
güldüren,ağlatan, huzur veren bir aşk hikayesidir. bazı kurgu hatalarının dışında kesinlikle izlediğim en iyi aşk filmleri arasına girmeyi başarmış olan filmdir.
ya ben ruhsuz, igrenc ve duygusuz biriyim ya da bu film gercekten cok siradan ve basit. filmin ortalarindan itibaren ciftin noah ve allie oldugunu anliyorsunuz zaten. sonunu da kestiriyorsunuz elbette. neyine bu kadar agladiniz, nicin 21. yuzyilin en iyi ask filmi dediniz anlamiyorum. *
tanim: 2 saatinizi bosa harcamaniza sebep olacak film.
Bu nasıl aşk, böyle aşklar var mı yahu dedirten film. Dönüp dolaşıp yine birbirini bulan iki insan. Hep birbirlerini sevmişler vs. Çok hüzünlü bitiyor ama.