hayat acılı bir sey. ama ısrarla guzel, sahane, leziz tarafları da var.
sen yakınlarımdayken onları hatırlıyorum.... filmi.
----------spoiler-----------
"nobody said that ıt would be easy....some stories are harder than others plus each person has his own kind of sadness. ı am thankfull for your existence. and ı am giving u our little infinity..."
ama işte, sonuç itibariyle kanser konulu bir film işte. yani hayatında kanser olmayan benim gibi insanların "yaaa çok kötü bir şeymiş yaaa" diye ağlaması için yapılan başka bir film daha. ha ben ağlamadım orası ayrı. ama duygulandırdı şerefsizler.
Tekrar tekrar okunası bir aşk hikayesi. Masumane, huzurlu, sevimli... (bir ara hazel'ı kıskandığım doğrudur.)
Bir yandan da umutlu...
+ tamam...
- tamam
Hepimiz aynı yıldızın altında yaşıyoruz ancak istediğimiz kişi o Yıldızın üzerinde olabiliyor bazen... işte o zaman yıldızın altında kalan 7 milyar kişiden bir tanesi bile o boşluğu kapatmaya yetmiyor.
şurada okuduğum entry'lerin hemen hemen bir çoğunda "ergen romanı" diye adlandırılmış kitap. yani ergen döneminde okumazsan hayatın acılarını hissedemeyecekmişsin gibi anlatılmış. henüz kitabını okumayarak kendime büyük haksızlık ettiğimin farkına vardım filmi izleyince.
film gayet güzel,duygusal,ölümü hatırlatan,acıyı hissettiren,yaşama sevinci veren,yaşama sevincini kaybettiren duygulara gark ettiriyor (yani en azından bende böyle oldu. ciğerlerimi,bacağımı,gözlerimi,aşk'ı,hayatı anlamayı,unutulmayı hissettiriyor.film'in bir çok sahnesinde hissettim bunları.mesela anne frank evinde,çatı katına çıkılan o sahnede shailene woodley ile birlikte benimde ciğerlerim sıkıştı. ben o kadar savaşabilir miyim bilmiyorum. bir de peyami safa'nın dokuzuncu hariciye koğuşunda aynı şeyleri hissetmiştim.). bazı replikler var ki,insanın beynine bir balyoz gibi iniyor.
"-acının olayı bu.acı hissedilmeyi talep eder."
"-sayılı günler içinde bana bir sonsuzluk verdin ve bunun için sana müteşekkirim."
"-seni seviyorum ve doğru şeyleri söylemek gibi basit zevklerden kendimi mahrum etmeye pek meyilli değilim."
"-nefes alamamak korkunç."
"-(sigara için) aslında yakmadığın sürece sana zarar veremezler. şu ana kadar bir tane bile yakmadım. bu bir metafor. öldürücü şeyi dişlerinin arasına koyuyorsun ama ona seni öldürme izni vermiyorsun."
"-depresyon kanserin yan etkisi. -hayır,depresyon ölmenin yan etkisi."
gibi ve daha niceleri.
not: kitabını alıp okuduktan sonra tekrar buraya geleceğim
ayarı yerinde bir dram filmi. izlerken bir şeyleri düşünmene, sorgulamana yol açıyorsa o film olmuştur. bu da olmuş. gereksiz, anlamsız kısımları yok muydu, elbette vardı. ama film bu adamlar yaparken/yazarken hem 15 yaşındaki ergene, hem 30 yaşındaki olguna, hem hastaya hem sağlıklıya hitap etmek isteyebilirler. izleyen herkes kendinden bir şeyler bulduğu kısımları alır. kafana dank eder o kısımlar. ulan üç günlük dünya dersin. yarın kimin ne olacağı belli değil dersin. kıymet bilelim, şükredelim, üzmeyelim, üzülmeyelim dersin... dersin de sonra yarın aynı haltları tekrar yersin. ama yine de film 2 saat 7 dakika boyunca sana bir şeyleri hatırlaman için yardımcı oluyor. gerisi sana kalmış. film lan bu daha ne yapsın. Krzysztof Kieslowski demiş ya;
"Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değildir, o filmleri izleyen insanlardır."
Hem hüzün, hem komedi hem de aşkı aynı anda izleyebileceğin bir dizi. Hazel ve augustus gibi bir aşk kim istemezki...Ama filmdeki bir sahne kitapta yok sadece. Benim gördüğüm kitaptan sonra en değiştirilmemiş filmdir. Bir de giriş kısmını tekrar tekrar izliyorum
ağlamayanların "nası ağladınız lan" tepkisine, bir filmin ağlatması durumunun büyük oranda izleyen kişinin o anki ruhsal durumu ile bağlantılı olduğunu belirtmek isterim.
benim çok az filmde ağlamışlığım vardır, hele yanımda biri varken imkansız ağlamam. bu filmde ağladım mı? ağladım! film çok hüzünlü ve etkileyiciydi evet ama benim ağlamam tamamen yalnız ve depresif olmamdandır. bu hissiyatta daha önce hayat bilgisinde de ağlamıştım hatırlarım.
diğer taraftan ortalama hassasiyetteki her insanın ağlayabileceği etkileyicilikte olduğunu belirtmek ister, sevgilerimi sunarım.
son olarak pain demands to be felt, okay?
Biraz sıkıcı bır film olsa da izlemeye değer. yorumları okuyunca çok katı yürekliyim galiba dedim öyle salya sümüklük bır moda girmedim şahsen. aynı konuyu işleyen daha güzel filmler izledik çünkü.
Bana göre iğrenç bir film. Herkes o kadar abarttı ki çok harika çok güzel diye nedir bu dedim ve açıp izledim izlemez olaydım iki saatim boş yere gitti.
kanser hastalığından muzdarip oldukları için hayata tutunmaya çalışan iki gencin birbirlerinde aşkı bulmasının öyküsünü konu alan bir aşk filmi. güzel, ama çok acıklı. willem dafoe abimiz filmde kısa görünse de, arıza yazar rolünde yine döktürüyor ve izleyiciyi kıl etmeyi başarıyor.
Başta ergen filmi diye ön yargılı yaklaşsam da, kitabını yüz kere okuyup filmi izlemeye gittiğimde daha film başlamadan ağlamaya başladığım muhteşem kitap. Kurgusu muhteşem olsa da anlatımı güzel bulmadığım doğrudur.
ilk bir saati sıksa da, özellikle ikinci saati mükemmel olan film. ilk yarım saat sonunda neredeyse sıkıntıdan kapatıyordum. ama sonuna dek izleyin filmi.
bence çok abartılmış olan kitap. klasik kanserli genç aşıklar. biri ölür biri ağlar. kötü demiyorum sadece abartılıyor. filmini izlemedim bir şey diyemem.