"devrimci inançları olan kadınların sert, militan bir dış görünüş bürünmelerine karşıyım. kadın kadın olabilmeli. bu da kolay değil. halklara olan sevgisini, insan ancak bireylerle olan ilişkilerinde geliştirebilir. çok sevmeyen, çok sevişmeyen birinin insancıl bile olabileceğine inanmıyorum." (eski bahçe eski sevgi)
'' Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur- artık hiçbir yerdesin. ''
bu kadın... ah bu kadın!
kalanlar isimli kitabıyla hep apayrı bir yere oturttuğum yazar, insan... işte sevdiğim bir alıntı:
"iktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı. Ben bir kezinde aklımı yitirdim, ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir durumdayım."
"Bazen kendim bile, kendime kalabalık geliyorum." sözlerini sahibi yazar ve insan... Bugün doğum günü kendisinin... Biraz buruk, biraz kırgınız... Ama kırgınlığımız tezer özlü'ye değil; hayata... Ki huyumuzdur bu bizim. Ama çokça özlem doluyuz. Kelimelerin bir cenneti varsa orada olduğunu biliyoruz tezer özlü ve Leylâ Erbil'i mektupsuz bırakma lütfen...
Bir var bir yok olan zamanın ucunda yaşayan kadın o kadar ucundaydın ki hayatın ölüm paklardı seni.
Berlin gibi bir ölüm.
Pavese gibi bir ölüm.
Elektriği beyin hücrelerine daha iyi gönderebilmek için tuz kullanıyorlardı;ama sen sayıyordun içinden:dayan buna diye.
Ucundaydın çünkü, vücudunun, düşlerinin:diğerlerinde olduğu gibi.
Güzel kadın, arkanda kalanları bıraktın: bizleri bizlere yani.
"insanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur." Dedin ve gittin, ölümün taa öbür ucuna.
"Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. insanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altında alabilir. işte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim."
bir kaç gün önce "kalanlar" kitabını okudum. ardından bıraktığı notlar ve daha önce yayımlanmamış yazılarının olduğu kitap. bana bütün kitapları bütün bir yolculuk gibi hissettiriyor, her kitabını bitirdiğine bir durakta mola veriyor sonra bitmeyen yolculuğuna devam ediyorsun. çarpan cümlelerinden birisi:
Kesinlikle kanat güner'den en az bin kat daha mantıklı ve aklı başında bir depresif o ayrı, fakat; herkes intihar etmeli o vakit sadece kanat güner ve tezer özlü gibi insanlara zor değil hayat.
pes etmemek lazım. herkes kendi cehennemini yaşıyor.
yazılarına hayranım rahmetli tezer'in. umarım sonraki hayatında (bkz: reenkarnasyon) mutlu olur.
"tanrının var olmayacağına inandığım geceye dek, ona hepimiz için uzun uzun yakarıyordum. artık yakarmama gerek kalmadı." (çocukluğumun soğuk geceleri)
"Neden bunalımları çözemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz. Yirmili yaşların başındaki insanlar böylemi olmalı? Sevişmek için ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimlerine mi bakıp heycanlanmalılar? ilk kadını genelevde mi tanımalılar?. Karı kocalar birbirlerinin gövdelerine "mal" gözüyle mi bakmalı? insanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor.. Çarpıtılıyor..."
sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. içgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla, iş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.