"yaşamım boyunca uykuyu beklediğim kadar hiçbir şeyi beklemedim. ancak anlamsızlık ve acı sonsuz bir gelişigüzelliğe vardığı günlerde derin derin, uzun uzun çok yorucu uykuları uyudum. yorgun, isteksiz ve umutsuz uyanıncaya dek."
"yabancısı olmadığım bir tek olgu var. o da kendi varoluşum. belki tek mutluluğum bu. tek bağlantım. kendimi kavrayamazsam, tüm varoluşum yitmiş demektir."
bir dilek gibi aklımda tuttuğum yazar ama insan...
"Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor bize. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Almanca, ingilizce, Latince, Goethe, Schiller, Rus- Alman savaşları, Karlofça- Pasarofça antlaşmaları, fen bilimleri, sayıların kökenleri, köklerin kareleri, tüm dünya ülkeleri. Tüm dünya ülkelerinin savaşları. Nasıl yurttaş olunabileceği. Askerlik görevleri. Savunma. Müslümanlığın koşulları. Faust'un özü. Bulutların oluşması.. Bütün öğrendiklerimi unutmak istiyorum."
Bugün doğum günü olan yazar ama insan... Yaşamın ucuna yolculuk ettiği kitabında şunu yazmıştı;
"Aynı yaştayız. O, kendisini yaşlı bir adam olarak tanımlıyor, ben kendimi yaşı olmayan bir insan"
Evet, yaşı olmayan bir insandı Tezer Özlü. Yaşadı mı yaşamadı mı bilmiyorum; önemi de yok. Önemli olan düşleyebildiğimiz. Ve ben şuan ve pek şuan'ın içinde Tezer'i düşleyebiliyorum. Bu yüzden, bana düş kurdurabildiği için seviyorum ya...
"Genç. Ama yüzünde derin çizgiler var. Sanki çocukken bile yüzü buruşukmuş. Genç. Ama her şeyi yaşamış da, artık hiçbir şeye aldırmıyor gibi bir tutum içinde. Gelişigüzel alıyor yaşamı. Sıkılıyor."
-hiç kimseyle kendimle bile yaşlanmak istemiyorum.
-sağlıklı kalmak için koşamam. soluk alayım yeter.
-şunu öğrenmelisin: sen hiçbir işe yaramaz değilsin. seni
senden çalan toplumdur.
-ben, belli bir ülkesi olmayan insanlardanım.
-son bireye kadar savaşmak, kendini feda etmek, yanlış bir
kahramanlıktır.
-aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her
zaman güçlüydü.
-dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki
güneş ışınlarının anlamı olmazdı.
Hayir o zamanlaar bonzaide yoktu, hangi kafayla bu apal sozleri sarf edebildi anlayamiyorum.
bu kadını ilk okuduğum zamandan beri zaman zaman hatırlayıp gözlerim yaşaracak kadar çok seviyorum. "aynı dili konuşan iki insan" olmamasına rağmen aynı hissedebilen insanlar olabilir belki de...
"şimdi artık dünyayı ben yönetiyorum. büyük bir coşkuyla başlayan hastalık, beni ankara'dan istanbul'a getirmiş, büyük kentin ortasındaki sinir hastanesinin bu sevimsiz odasına sokmuştu. yirmi dört yaşımda girdiğim bu odada büyük coşkularım, duyarlılığım, düşüncelerimin sınır tanımaz özgürlüğü, korkusuzluğum beş yıl süreyle elimden alınacaktı.
ama karanlık istanbul gecesinin yağmurlu neminde yalnız yorgunluğumu düşünüyorum. başka hiçbir şey. ilaçlarım veriliyor. uzun saatler uykuyu ararken tek yardımcım küçük radyodan dinlediğim müzik. torelli, marcello biraz olsun durgun anlar yaşatıyor. bu hastaneyi kentin diğer önemli klinikleri izleyecek, çeşit çeşit hastalar tanıyacak, kimiyle kavga edecek, kimiyle arkadaş olacağım. bazen dövüşüp, birbirimizin saçını yolacağız. gülümseyerek, kuzu gibi, elektroşoka yatmayı öğreneceğim. kendimi kurtarmak istiyorsam."
doktorun karanlık muayenehanesinde meşin bir yatak üzerine sırtüstü yatırılmışım.
-sinir hastanesine gitmek istemem, diyorum.
-neden? diye soruyor.
-orada deliler var, bana saldırırlar,
diye yanıtlıyorum.
-bak, burada üst katta da belki deliler var, sana saldırıyorlar mı?
bir an düşünüyorum. loş muayenehane ve dışarıda kış akşamının yağmurundan başka hiçbir şey algılamıyorum. yorgunum.
-hayır.
-o zaman neden gitmeyecekmişsin?
kısa bir süre sonra şişli'deki hastanenin taş yapısından içeri giriyoruz. karanlık bir bahçeyi geçiyoruz. hafif meyilli bir yoldan iniyoruz. eski bir yapının tahta merdivenlerini çıkıyoruz. burası eskimişlik ve günlük yaşamın canlılıklarından uzaklık kokuyor. yaşlı hemşire önden gidiyor, arkasında yürüyen anneme soruyor:
-acaba kendini balkondan atar mı?
"karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. herkes her geceki uykusunu uyuyor. ev soğuk. çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. genc bir kızım. ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizin olsun. bir haykırış! sessizce yatağa dönüyorum. ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. korkacak bir şey yok. kırlarda koşuyorum. sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. hep kırlar. esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. birazdan ölüm beni alacak."
Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, birşey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle, okullarınızla, işyerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım.
Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı kitabından.