"o susarken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, solurken. Sanki bunalımı bile rahatlatıcı. O varken ya da yokken. Teninin bu denli güzelliği sonsuz durgunluktan kaynaklanıyor ve bana bu sonsuz yeryüzünden, yaşamdan ve ölümden daha da sonsuz geliyor. işte bu duygu nedeniyle onunla olmalıyım, onsuz bile olsam."
"Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var.
Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun."
"Bizi saran sıcaklığın. Soğuyan gecelerin.
Ve geceleri bürüyen yıldızların. Ve dolunayın.
Ve dolunayla birlikte uykusuz kalan insanların.
Dolunayla birlikte uykusuz kalınan gecelerin soluk,
sisli sabahlarında ölümü bekleyen insanların.
(Ölüm de bir günlük olay değil mi ? )
Bizi saran sıcaklığın. Soğuyan gecelerin.
Ve geceleri bürüyen yıldızların.
""iki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı özü olmalı evrenin.""
Sonsuza dek varan, var eden, yaşatan,
yaşamı ileri çağlara doğru devreden bu birleşme..."
"Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz?
Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması, çocukluktan engelleniyor.
saptırılıyor, çarpıtılıyor.."
"karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizin olsun."
"her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. hiçbir beklenti olmadan, hiçbir yük olmadan ya da insanın kendi kendine mutluluk dediği kısa anlardan yoksun. tüm duyguların en güzeli duygusuzluk, öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve tüm insanları kucaklayabileceği duygusuzluğun duygusu."
"Yabancısı olmadığım bir tek olgu var.
O da kendi varoluşum. Belki tek mutluluğum bu.
Tek bağlantım. Kendimi kavrayamazsam,
tüm varoluşum yitmiş demektir."
"onu sevmeyi bir tutku haline dönüştürüyorum. bu sevgide tüm sevgilerim, sevebilme gücüm var. gelecekteki sevgileri de yaşar gibiyim. Geçmiştekileri de."
"...Ölümü denemekse, on sekiz yaşında intihar ettin,
güzel genç bedenin ile ölmek,
cesedini bulacak kişileri,
alın,
bu acımasız yaşam sizin olsun,demek istedin.
iyileştirdiler.
Sana daha da acımasız olduklarını yaşatmak istediler..."
"çoğu tutucu insanlar. tüm düşünceleri para, ev, araba ve çocuklarının güzel geleceği. gizli sevgililer edinmeye çalışan ama kendilerini mutlu aile babaları, ileri bilim adamları göstermek isteyen, insanın özünü anlamaktan yoksun kişiler."
"yaşam, mutlak tutkularla dolu. yaşamı sevmekle birlikte ölüme alışmak da büyüyor, gelişiyor. güzellikler kazanıyor. bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam, yaşamı da o denli rahat, o denli güzel uğurlamalı. sevgilerimi doyumla devretmeliyim."
Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, birşey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle, okullarınızla, işyerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım.
Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı kitabından.
"karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. herkes her geceki uykusunu uyuyor. ev soğuk. çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. genc bir kızım. ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizin olsun. bir haykırış! sessizce yatağa dönüyorum. ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. korkacak bir şey yok. kırlarda koşuyorum. sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. hep kırlar. esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. birazdan ölüm beni alacak."
doktorun karanlık muayenehanesinde meşin bir yatak üzerine sırtüstü yatırılmışım.
-sinir hastanesine gitmek istemem, diyorum.
-neden? diye soruyor.
-orada deliler var, bana saldırırlar,
diye yanıtlıyorum.
-bak, burada üst katta da belki deliler var, sana saldırıyorlar mı?
bir an düşünüyorum. loş muayenehane ve dışarıda kış akşamının yağmurundan başka hiçbir şey algılamıyorum. yorgunum.
-hayır.
-o zaman neden gitmeyecekmişsin?
kısa bir süre sonra şişli'deki hastanenin taş yapısından içeri giriyoruz. karanlık bir bahçeyi geçiyoruz. hafif meyilli bir yoldan iniyoruz. eski bir yapının tahta merdivenlerini çıkıyoruz. burası eskimişlik ve günlük yaşamın canlılıklarından uzaklık kokuyor. yaşlı hemşire önden gidiyor, arkasında yürüyen anneme soruyor:
-acaba kendini balkondan atar mı?
"şimdi artık dünyayı ben yönetiyorum. büyük bir coşkuyla başlayan hastalık, beni ankara'dan istanbul'a getirmiş, büyük kentin ortasındaki sinir hastanesinin bu sevimsiz odasına sokmuştu. yirmi dört yaşımda girdiğim bu odada büyük coşkularım, duyarlılığım, düşüncelerimin sınır tanımaz özgürlüğü, korkusuzluğum beş yıl süreyle elimden alınacaktı.
ama karanlık istanbul gecesinin yağmurlu neminde yalnız yorgunluğumu düşünüyorum. başka hiçbir şey. ilaçlarım veriliyor. uzun saatler uykuyu ararken tek yardımcım küçük radyodan dinlediğim müzik. torelli, marcello biraz olsun durgun anlar yaşatıyor. bu hastaneyi kentin diğer önemli klinikleri izleyecek, çeşit çeşit hastalar tanıyacak, kimiyle kavga edecek, kimiyle arkadaş olacağım. bazen dövüşüp, birbirimizin saçını yolacağız. gülümseyerek, kuzu gibi, elektroşoka yatmayı öğreneceğim. kendimi kurtarmak istiyorsam."
bu kadını ilk okuduğum zamandan beri zaman zaman hatırlayıp gözlerim yaşaracak kadar çok seviyorum. "aynı dili konuşan iki insan" olmamasına rağmen aynı hissedebilen insanlar olabilir belki de...