''Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların,
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu işi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, işte oldu şimdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?''
işte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
ve başlar bize maval okumaya.
ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.
"Anlamadım! Ne dediniz? Fikret büyük şair değil miydi?
fikret karanlıklar içinde bir nur görüp halkı o nura doğru götürmeye çalışırken siz nerelerde idiniz?
niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? ben fikret'e erişemedim. onun sohbetlerinden yararlanamadım. kendimi bedbaht sayarım. fakat onun bütün eserlerini okudum. birçoğu ezberimdedir. o hem büyük şair hem de büyük insandır.
efendiler! zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım."
M.K. ATATÜRK
cok yanlis gelmis olan buyuk ozan. tipki zamaninda anlasilmadigi gibi, yuz yil sonra dahi, "atayis, ermenici, kafir, batici," deyip gecilmektedir. fikret'i herkes anlayamaz tabii, siz, kucuk ideallerinizle anlayamazsiniz onu. elit kesimden gelmesine, maddi yonden rahat olmasina, mutlu bir aile yasantisi olmasina, kisacasi hicbir sikintisi olmamasina ragmen en karamsar sairlerden birisi oldugunu soyleyebilirim. neden mi? halkina bakip huzunlenir o. konustugunda agzini kapayan padisaha ofkelenir. yahu siz sirf dusuncelerinizi yaziyosunuz, hem de kirpa kirpa, buna ragmen jurnaller, takip edilmeler... yok devlet baskanina suikast girisiminde bulunanlari ovmus de bilmem ne. yok yere sanki. batici degil, insanci. hicbir zaman anlasilamayacak gerci, hep bos laf bunlar. bes kurus icin dun yuzune gulduklerinin suratina tukurenler, aslinda calisir pozisyonda olmasina ragmen, "ben az is yaptim," diyerek memuriyetten istifa edip, biriken maasini da almayi reddeden fikret'i anlayamaz.
servet-i fünun'un kurucusu olan şair. kendisi çok karamsar, içe kapanık bir insandır. bu da onun şiirlerini etkilemiştir. şiirlerini genellikle bu doğrultu içerisinde yazmıştır.
'sis' şiiri en karamsar şiiri sayılabilir. bu şiirde istanbul'u fahişeye benzetmiştir. şehirdeki insanların kirlenen ruhundan bahsetmiştir. ayrıca ikinci abdulhamid hakkında da olumsuz eleştiriler yapmıştır.
din konusunda da birtakım gariplikler yaşamıştır. gençlik yıllarında inançlı bir insanken, 24-25 yaşlarından sonra ateist olmuştur. oğlu haluk'ta papaz olmuştur. hatta oğlu için yazdığı şiirler de mevcuttur.
Müslüman bir ailede yetişip daha sonra batı tarzı bir okulda öğretmenliğe başlayan ve bu okulda materyalist bir görüşe sahip olan ve bu sebepten dolayı islam'a birçok hakarette bulunan, oğlu haluk'un papaz olmasıyla bunalıma giren, abdulamid'e olan kini yüzünden abdulhamid'e siukast düzenleyen ancak başarızsız olan ermeni komitacılarını öven ve bu komitacıların başarısızlıklarından dolayı
(bir lahza-i taahhur) adlı şiiri yazan ancak daha sonra ittihat ve terraki hükümeti ele geçirince abdulhamid han'ın kıymetini anlayan
bunun üzerine (han-ı yağma) adlı şiiri yazan ve pişmanlığını dile getiren servet-i fünun dönemi sanatçısıdır.
servet-i fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirildiğinde; dergiyi fen alanından kopararak tamamen edebiyat dergisi yapmıştır. Hayatı 1901 öncesi ve 1901 sonrası olarak ikiye ayrılır. 1901'de fransız ihtilali'ni konu alarak dergide yayımlanan makale sebebiyle, dergi kapatılmıştır.
mektep (galatasaray lisesi) ile spor klübününü bir bütün olarak mütalaa ederek bu bağın gittikçe güçlenmesine ve bir gelenek haline gelmesine yardım etti.
büyük galatasaraylı şair , galatasaraya öylesine aşık bir insandı ki, ittihat ve terakki'nin teklif ettiği maarif nazırlığını elinin tersi ile bir kenara iterken, mektebi sultani'ye müdürlük teklif edilince, birincilikl
31 mart isyanında yüzlerce geri kafalının mektebi yakıp yıkmaya geldikleri anda onu kollarını birbirine kavuşturmuş olarak sultani'nin demir parmaklıklı büyük kapısı önünde buldular. vücudunun mektebe adeta siper etmişçesine, karşısındaki cahil topluluğa : ''önce beni çiğnersiniz, sonra mektebi yıkabilirsiniz. '' demek cesaretini göstermiştir.
--spoiler--
kıran da olsa kırıl sen, fakat bükülme sakın...
--spoiler--