o yaz o kadar sıcaktı ki, göt kıllarım donun içinde boynunu bükmüş, ıslaklığın etkisiyle kopup gitmemek için birbirine sarılmış, yalvaran gözlerle bana bakıyorlardı. hemen götümü bi' vantilatöre dayayıp onları bu dertten kurtardım. derken bu sefer de fan etkisiyle bi' kaçının aramızdan ayrılmasına engel olamadık. hemen bizim leman teyze'nin yanına koştum, "abla şu yitip giden köt kıllarım için bi' helva çevir de yiyek" dedim. "kılda keramet olsa götten çıkmazdı" lafına tepki olarak hep iyi geçindim onlarla. bi' güzel gömdüm helvayı. susadım sonra. derken telefon çaldı.
-efendim!
-ha anıl, ben aslı.
-hangi aslı (amına koyyim)!
-yaa lisede vardı ya, üst dönem. ben ankara'dayım. sizin okula yatay geçiş yaptım. çimlerde oturuyoz. gelsene sen de.
-tamam geldim yarım saate.
ulan bi' gittik, üç tane keriz sıcağın alnında "sülalem raat" kıvamında doğal bronzlaşma peşinde. ikisi bizim liseden üst dönem. bi' de şöyle uzun saçlı, orta boylu, suratı yeri siken fakat sikmese güzel olduğuna inanacağım bi' hatun var. diğer iki çağdaş görünümlü keko nazik götlerini çimden kaldırıp tanıştırma zahmetine girmediği için mecburen biz davrandık.
-selam, anıl ben.
-bıdıbıdı.
aboooov, merhaba bile demedi karı amına itekliyim. diğer hatundan öğrendik ki bunlar beraber geçmiş bizim okula. bu da mecburen destek olma triplerinde. ama sonra hemşehri hemşehriyi gurbette sikti tabi.
ben karının barzo triplerini görünce ufak ufak bizimkilere doğru yanaştım. bi' kaç skindirik, konuşmuş olmak için kurulan cümle akabinde bu kabir azabından kendimi kurtarıp tüydüm. aslı olacak düdüklü tencere en son "ramazanda bi' iftar yapalım" diyordu. oldu amk maklube falan yiyelim.
*****
yine bir yaz, yine benzer sıcak. ama bu sefer göt kıllarım emin ellerde. kendinden havalandırmalı donumla salınıyorum ortamlarda. yine telefon çaldı. bu sefer biliyorum kimin aradığını. bunun da adı aslı ama bu başka. az öncekiyle karıştırmayın.
-kanka nabıyon.
-(kanka diyen dilini kesip eşşeklere yedireyim) iyi sen nabıyon.
-iyi noolsun takılalım mı akşam? ama oda arkadaşımı da getircem sorun olur mu?
-yok canıııııım ne sorunu.
karı geleceğini duyunca hemen bizim baba yadigarıyla beyin yer değiştirdi. neyse o akşam buluşuldu, gidildi bir miktar içildi, sonra tam bir angara beyefendisi olduğumdan kızlara yurda kadar eşlik edildi. kız omzuna kadar düz siyah saçları olan, orta boylu, hafif çekik gözlü, diğer hatunlara benzemeyen tuhaf bi' tip. ama albenisi falan yüksek baya. ertesi gün bu aslı bi' daha aradı. hayır kıza aslında ayar oluyorum ama tüm üniversite hayatım boyunca ekmek yedik bu kızdan. irtibatı koparmamak lazım. bi' şekilde ayıya dayı demeye gayret ediyoruz. neyse aradı bu, dedi ki içelim. dedim içelim amk. ama bi' şey de yapmak lazım. hemen bizim katıksız abazalardan birini aradım.
-üstad akşam bizim bi' arkadaşla buluşup içecez. sen de gelsene.
-hatun mu bu arkadaş.
-aynen.
pezevenk öldü mü, bayıldı mı ne sikim olduysa telefonu suratıma kapattı. yeri gelmişken bu heriften de biraz bahsedeyim. takribi 110-120 okka çeken, sarı, tüm hatunlara sikilecek obje gözüyle bakmakta beis görmeyen, öğrencilikte sahip olduğu arabayı her fırsatta prestij unsuru haline getirmeye çabalayan, ama bi' fırsatı olmadığı için her gece o izbe odasında sikini sıvazlayan, yunusu gıdıklayan, efendime söyleyeyim tavşana niyet çektiren, atmıklı peçetelerini odanın her yerine umarsızca savuran tam bir hımbıl. ama aslıyla o kadar muhattap olasım yok ki, çağırmak zorunda kaldım. kız pek güzel değil, ama buna versen ölüyü bile nefessiz siker (tabi ben öyle düşünüyorum ama o kadar da değilmiş sonradan anlattığına göre).
neyse akşam bu da geldi, gittik çimlerde içtik. bizim abaza bi' süre sonra bu muhteşem (!) eğlencemize alemlere akarak devam etmeyi teklif etti. mecburen tamam dedik bindik arabaya. yolda giderken aman allahım bir de ne göreyim. dünkü hatun tek başına yürüyor. muhtemelen de yurda gidiyor.
aslı'ya dedim, ara şunu çabuk. aradı, kız da hemen atladı mevzuya. bindik gittik. mekan taşşaklı. o zamanın parasıyla -ki sene 2007- 33lük bira 15 lira. lan haftalık kazancımla ancak 10 tane bira alabiliyorum. ama serde erkeklik var ya, aman efendim kıza da bira ısmarlamalar, nazik davranmalar, küçük kahkahalar, "bi bira daha içer misin"ler, neler neler. dışarıdan biri kameraya alsa, dese ki sen buydun o akşam, derim ki beni öldürmeyenin ta amına koyyim.
ama karşılığını aldık. ufak ellemeler, küçük küçük öpmeler falan. biliyosunuz işte o aşamaları. hayır evimiz yok ki götürelim. yurtta kalan sefilin tekiyiz o zamanlar. bizim abazanın evi de var ama, herif o kadar abaza ki bizimkine yazar korkusuyla ona da söyleyemiyorum. mecburen o geceyi o şekilde noktaladık.
ertesi gün aradım ben bunu. napıyosun falan diye skindirik bi muhabbete başladık. sonra buluştuk falan, sevgili oluverdik. arada geçen zamanlara çok girmeyeyim (özel onlar. hayvan!), gün geldi ayrıldık doğal olarak.
bu bana giderken bi mektup bıraktı. orada öğrendik ki, bu hikayenin başında bahsi geçen kız oymuş meğerse. taaa o zaman beğenmiş beni. sonra bambaşka birinin bizi ikinci kez tanıştırmasından, bunun ne kadar güzel bi' tesadüf olduğundan, geçirdiğimiz güzel zamanlardan bahsediyordu.
o güne kadar tesadüflere inanan ben, o günden sonra tesadüflere düşman oldum. mektup elimde, öylece kalakaldım. uzunca bi' süre tuttum elimde. meğer bunca zaman, bir tesadüfün yansımasıymış yaşadığım. elimdeydi mektup. uzun süre konuşamadım.
inanmadım tesadüflere. yaktım mektubu. ne de olsa zaman geçecek, yenisi yazılacaktı.