bir perşembe gecesiydi. her buluşmamızda olduğu gibi saatlerce birlikte gezmiş tozmuştuk ve eve girme vakti gelmişti. hava inanılmaz soğuk, ben üzerimdeki montun kalınlığına güvenip ince giyinmişim ve ankara ayazında üşüyorum. ellerimi tuttu, buz gibiler.
"söz ver" dedi bana, bir yandan montumun düğmelerini iliklemeye çalışırken. "bir daha bu kadar ince giyinmeyeceksin. hasta olacaksın bak. hadi söz ver. bir daha kaşkolsuz, eldivensiz dışarı çıkmak yok". söz verdim, iyi geceler öpücüğümü aldıktan sonra yüzümdeki o aptal mutlulukla eve girdim. karanlığın da etkisiyle çapraz iliklediği düğmelerimi açarken onun parmaklarına dokunuyor gibi hissediyordum kendimi. aşk böyle bir şeydi işte. çok seviyordum onu.
ertesi gün hiç görüşmedik, rutin mesajlaşmalarımızda da değişen bir şey yoktu. yine aşkım, yine bitanem... ancak final dönemi çatmıştı ve ikimizin de sınavları vardı. bu nedenle sınavlar bitene kadar çok sık görüşemeyecek olmak üzüyordu ikimizi. ( ya da sadece beni)
cumartesi günü tüm gün bekledim. sabahtan akşama dek ondan tek bir mesaj gelmemişti. o gün sınavı olduğunu bildiğimden üstelemedim. "canı sıkkındır belki" diyerek, "yoğun olmalı mutlaka" diyerek kendimi oyaladım bir şekilde. pazartesi günü teslim edeceğim 2 projem ve gireceğim 2 finalim vardı. onları düşünmeliydim. arada bir bu sessizliğine canım sıkılsa da, son buluşmamızın sıcaklığından ötürü bir sorun olabileceğini aklıma getirmemeye çalışıyordum. ona güveniyordum.
derken tek bir çağrı bile gelmeden gece oldu. artık dayanamadım, yaşayıp yaşamadığını bari haber vermeli insan sevdiğine, diye düşünerek mesaj attım. biraz nazlı, biraz sitemkar bir tonda. gelen cevap hayalkırıklığıydı. hayatında kimseyi istemediğini belirten bir mesajdı bu. anlam veremedim. donmuş gibiydim. tüm günün yorgunluğunu, stresimi uzaklaştırabilecek bir tek kişi, başımı omzuna koyup ağlayabileceğim bir tek kişi vardı ve o arkasını dönmüştü bana.
biraz zaman vermek istedim. suskunluğum sadece 2 gün sürdü. sonrasında görüşmek istedim, reddedildim. ne düşündüğünü ona ne ifade ettiğimi her sorduğumda suskunluklar cevapladı beni. ağır bir depresyona girdiğini düşündüm. gurur murur hak getire, unuttum ne varsa. ne olursa olsun yanında olduğumu, onun benim için dünyadaki her şeyden daha değerli olduğunu ve onu çok sevdiğimi tekrarladım ama cevap değişmedi... suskunluk...
bekledim ve bir gün, zoraki bir buluşma sözü aldım ondan. buluştuk... gözleriyle "satmışım dünyayı seviyorum seni" derken, dudakları benden soğuduğunu, artık bittiğini söylüyordu. anlayamadım. ağladım, çok ağladım. kafasını çevirip bir kez olsun bakmadı bile.
hızlı adımlarla uzaklaştım yanından, bir yandan gelmesi için dua ederek tüm gönlümle.. gelmedi.
o günden sonra haftalar boyunca her gece rüyalarımda onu arıyordum, bir türlü bulamıyordum... gelmedi.
aylarca ağladım, hasta oldum yattım... gelmedi.
lanet ettim, unuttum dedim... gelmedi.
kendime oyuncak aşklar yarattım... gelmedi.
bekledim, çok bekledim... gelmedi.
gelmedi...
Yemek yiyememek,
konuşamamak,
odaklanamamak,
hiç bir şeyden tat almamak,
bir yerleri yıkıp dökme arzusu,
üzülüp ağlayamamak,
en kötüsü de terk eden taraftan nefret edememek...
orta da got gibi bırakılmanın resmidir.
kalan, siz olursunuz.çıkan ise; arkasından uzun geceler boyu aglayacagınız kişidir.
eşittir mi? koskoca bir hic.
büyük hüsranlardır. kendini birden boşukta hissedersin. yüzüstü bırakılmış gibisindir. ne umutlarla ne hayallerle baktığın geleceğin bir kelime yüzünden bitmiştir. geçmişe de geleceğede bakmak istemezsin. çünkü hayallerin bitmiştir. sönmüştür. terk edilmişsindir argoda kullanıldığı gibi tekme yemişsindir. poponda hala o tekme izi ömür boyu kalıcak hissine kapılırsın. bütün umut ışıklarını kapatmıştır. son mum a da sen üfleyip kapatmışsındır.
işte o kişi demişsindir hayatına sokmadan önce. ve hayatına sokarsın. işte bu dediğin kişiyi. ama ne kadir ne kıymet bilinirsin canım cicim ayları geçtikten sonra. belki aldatılırsın bile. ruhun duyamı duymazmı bilemezsin. etrafını o toz pembe güzellikten göremezsin. manganın dediği gibi mutluluk bile acı veriyor çünkü sonu var biliyorum dersin. kendin kurmaya başlarsın. canım cicim ayları biter. bir eksiklik her zaman kendinde ararsın. iğneyi ona batırıyorsan çuvaldızı kendine. olumsuz düşünmemeye çalışırsın. ama umutsuzluğa kapılmaya başlarsın. hayat anlamsız gelmeye başlar. önce kendini sonra onu sorgulamaya başlarsın. eski günler bitmiştir. işte bu dediğim insan gitmiştir eti kemiği aynı olan insan aynıdır fakat ruhu değişmiştir. o o değildir hayatına soktuğun kişi o değildir.
günlük konuşmalar canımlı cicimliği geçmiş aramalara cevap gelmemiş. mesajlara hiç cevap gelmez duruma gelir. daha da olumsuz düşünmemeye bakarsın. olsun dersin ama gözüsn sürekli telefondadır. yoktur yoktur yoktur. kalkamazsı kendini dünyanın en ağır insanı sanar oturduğun yere çivilenir kalırsın. umut yoktur hakem düdüğü beklenir altın gol yoktur. maça 1-0 malup başlasan bile bir umudun olur fakat bunun bir umudu kalmamıştır. çünkü ruhlarınız bir değldir. ve hakem düdüğü çalar o beklenen mesaj gelir. işte hayatım bu dediğin insan o değildir. mesajı açıp açmamakta kararsız kalırsın. acaba mı acaba mı diye belkide eskisi gibi olurmuyuz diye belkide o mesaj o kısa ama öz olan cümle seni seviyorum diyen cümlemi gelicek diye heyecanlanırsın. ama beklenen kelime o değildir sen sadece kendini avutur ruhunu tatmin etmeye çalışırsın. gelen mesaj içler acısı bi hal alabilir. çünkü artık seni istemiyordur. büyük umutlarla ruhunu beslediğin kişi istemiyordur. tekme yemişsindir terk edilmişsindir. sebepsiz yere ayrılıktır bu. dünyanın öbür ucu da olsa aşk aşktır. aşk için ölmeli aşk o zaman aşk tır. yeri ve zamanı belli değildir uzak yakın gereksizdir. aşktır bunun adı aşk. terk edilmiş aşkların hikayesidir. tekme yiyenlerin hikayesidir.
sonuçları =
ağlamaktan göz bebekleri görünmeyen gözler.
kırık yaralı bir kalp.
hüsran.
kafanda dolaşan binlerce kurt.
acı.
son defa yüzünü görememek.
hayattan soğuma.
en kotu sekillerinden biri de 'sebepsiz'dir. hicbir sey demeden, hoscakal bile, sadece gitmistir. aramissinizdir, mesaj atmissinizdir, konusmak icin her yolu denemissinizdir ama nafile. sanki bir anda ucup gitmistir. beklersiniz. cunku bilirsiniz, bir nedeni vardir. 5 yildir tanirsiniz o'nu ve bu yaptigini o'na asla yakistiramazsiniz. elbet bir bildigi vardir tabi. sabirla beklersiniz. daha once olmamis midir sanki? ayni seyi daha once yapmamis midir? ama o zamanlarda haklidir. sizin hatanizdir. peki simdi nedir hata ve kimdedir? her sey o kadar yolundadir ki, bu gidisin sebebi olarak ne o'nda ne de kendinizde bir hata bulabilirsiniz. 'bir sey' olmustur ve gitmistir yalnizca. size sadece beklemek duser. sabirla beklemek, yeniden. cunku daha once beklediginize degmistir. sizi o kadar o kadar mutlu etmistir ki, bu bekleyisi mutlulugu bekleyis olarak adlandirip devam edersiniz. ne de olsa o, dunyanin en akilli ve mantikli adamlarindan biridir sizin icin. elbet bir aciklamasi vardir ve dogru zamani bekliyordur o da. her gun dusunur, merak edersiniz. bir sure sonra verdigi aci, mutlulugun sinirlarini asar ve sizi yiyip bitirmeye baslar. o'nu beklerken kendi hayatinizi kacirmissinizdir. 'o'nsuz da yapabilirim. gittiyse gitti, kendi tercihi.' der, kendinizi avutursunuz. soz verirsiniz kendinize, bir daha ayni seyler olmayacak, diye. tutarsiniz da sozunuzu. ta ki eski gulusuyle tekrar karsiniza cikana kadar... en kotu sonucu da budur iste terk edilmenin: terk edenin 'bile bile' geri donmesi size.
geceler büyür, bogar insanı. gündüzler depresif kişi modunda ilerler. derin nefes almak zordur. nefessiz kalınabilir bazen. eksiksindir işte. parçası olamamişssındır ki . o giderken bile bütündür. sensindir yarım olan.
için kutuplardaki buzları eritecek kadar yanar yanar da, ısıtmaz yalnızlıktan üşüyen ellerini.
donarsın.
giden sevgiliyi bir kaç kadehte, acıklı şarkılar eşliginde anar durursun.hayat böyle geçmez bilirsin, elden de bişey gelmez. zamana ilaç diye sarılırsın, yanılırsın...
bu mertebeye ulaşmak için yapılması gerekenler araştırmacılar tarafından sıralanmıştır: (bkz: nasıl terkedilirim)
1- hayatınızda ondan daha değerli bir şey olmadığını her fırsatta ona hatırlatın.
2- bırakın aldatmayı, yalan bile söylemeyin.
3- her fırsatta onun yanındayken ne kadar mutlu olduğunuzu hatırlatın ona.
4- sevdiği her şeyi ezbere bilin.
5- tartışmalardan sonra hata onda olsa bile alttan alan hep siz olun.
6- onun için her şeyinizden vazgeçebileğinizi ona kanıtlayın.
7- onsuz bir hiç olduğunuzu anlamasını sağlayın.
8- sürekli o mutlu olsun diye çabalayın.
9- dünyada herkesten çok onu sevin, koşulsuz bağlanın.
10- aşkın gerçek anlamının o olduğuna inandığınızı onun hissetmesini sağlayın.
sevgilisiyle mutlu olan, sevgilisini çok seven hiç bir insanın aklının ucuna dahi getirmediği, ama başa gelince dünyanızı başınıza yıkan durum. önce olayın şokuna girersiniz. sesiniz çıkmaz. konuşamaz olursunuz. gözünüzden yaş bile düşmez o dakikalarda. daha dün gece uyumadan önce "seni asla bırakmayacağım çünkü çok seviyorum", " ağlama göz yaşına kıyamam" diyen sevgilinin size böyle bir kötülük yaptığını kabul etmez mantığınız. mantık bir yanda kendince bu bir hata çıkarımları yaparken devreye kalbiniz girer. paramparçadır kalp. ne yapsın. kanamaya başlar. kalpten akan her damla kan, sizin göz pınarlarınızdan akan bir damla yaş olarak vücudunuzdan atılır.