turnusol kağıdı gibidir.
gurursuz hatunlara çok koyar ve deli gibi arar mesaj atarlar geri dönmeniz için.
gururlu hatunlara da cok koyar ama kabullenirler durumu ve çok isteseler de aramazlar.
terk edilirseniz bi gün hissediceğiniz duygular;
kendinizi boşlukta hissedersiniz, delicesine aşıksanız bağırarak ağlarsınız çünkü içindeki o kocaman, tarifsiz şeyi anca o zaman atıcağınızı düşünürsünüz. ama bu kolay değildir tabi bi müddet ağladıktan sonra kendinizi motive etmeye çalışırsınız onun artık sevgiliniz olmadığına kendinizi inandırmaya çalışırsınız ama sadece "çalışırsınız" bu imkansız bişeydir çünkü baktığınız her surat ona benzer herşey onu hatırlatır size, dinlediğiniz şarkılar ağlatır her seferinde sizi. bir süre sonra özlem başlar onu bidaha göremezsem die düşünürsünüz. o terketti sizi ve sorular sormaya başlarsınız kendinize sevgisinden "beni hiç sevmedi mi?" gibi sorular ama kızamazsınız ona hiç bi zaman nefret olmaz sevginiz hep seversiniz onu o bilmese bile...
bir perşembe gecesiydi. her buluşmamızda olduğu gibi saatlerce birlikte gezmiş tozmuştuk ve eve girme vakti gelmişti. hava inanılmaz soğuk, ben üzerimdeki montun kalınlığına güvenip ince giyinmişim ve ankara ayazında üşüyorum. ellerimi tuttu, buz gibiler.
"söz ver" dedi bana, bir yandan montumun düğmelerini iliklemeye çalışırken. "bir daha bu kadar ince giyinmeyeceksin. hasta olacaksın bak. hadi söz ver. bir daha kaşkolsuz, eldivensiz dışarı çıkmak yok". söz verdim, iyi geceler öpücüğümü aldıktan sonra yüzümdeki o aptal mutlulukla eve girdim. karanlığın da etkisiyle çapraz iliklediği düğmelerimi açarken onun parmaklarına dokunuyor gibi hissediyordum kendimi. aşk böyle bir şeydi işte. çok seviyordum onu.
ertesi gün hiç görüşmedik, rutin mesajlaşmalarımızda da değişen bir şey yoktu. yine aşkım, yine bitanem... ancak final dönemi çatmıştı ve ikimizin de sınavları vardı. bu nedenle sınavlar bitene kadar çok sık görüşemeyecek olmak üzüyordu ikimizi. ( ya da sadece beni)
cumartesi günü tüm gün bekledim. sabahtan akşama dek ondan tek bir mesaj gelmemişti. o gün sınavı olduğunu bildiğimden üstelemedim. "canı sıkkındır belki" diyerek, "yoğun olmalı mutlaka" diyerek kendimi oyaladım bir şekilde. pazartesi günü teslim edeceğim 2 projem ve gireceğim 2 finalim vardı. onları düşünmeliydim. arada bir bu sessizliğine canım sıkılsa da, son buluşmamızın sıcaklığından ötürü bir sorun olabileceğini aklıma getirmemeye çalışıyordum. ona güveniyordum.
derken tek bir çağrı bile gelmeden gece oldu. artık dayanamadım, yaşayıp yaşamadığını bari haber vermeli insan sevdiğine, diye düşünerek mesaj attım. biraz nazlı, biraz sitemkar bir tonda. gelen cevap hayalkırıklığıydı. hayatında kimseyi istemediğini belirten bir mesajdı bu. anlam veremedim. donmuş gibiydim. tüm günün yorgunluğunu, stresimi uzaklaştırabilecek bir tek kişi, başımı omzuna koyup ağlayabileceğim bir tek kişi vardı ve o arkasını dönmüştü bana.
biraz zaman vermek istedim. suskunluğum sadece 2 gün sürdü. sonrasında görüşmek istedim, reddedildim. ne düşündüğünü ona ne ifade ettiğimi her sorduğumda suskunluklar cevapladı beni. ağır bir depresyona girdiğini düşündüm. gurur murur hak getire, unuttum ne varsa. ne olursa olsun yanında olduğumu, onun benim için dünyadaki her şeyden daha değerli olduğunu ve onu çok sevdiğimi tekrarladım ama cevap değişmedi... suskunluk...
bekledim ve bir gün, zoraki bir buluşma sözü aldım ondan. buluştuk... gözleriyle "satmışım dünyayı seviyorum seni" derken, dudakları benden soğuduğunu, artık bittiğini söylüyordu. anlayamadım. ağladım, çok ağladım. kafasını çevirip bir kez olsun bakmadı bile.
hızlı adımlarla uzaklaştım yanından, bir yandan gelmesi için dua ederek tüm gönlümle.. gelmedi.
o günden sonra haftalar boyunca her gece rüyalarımda onu arıyordum, bir türlü bulamıyordum... gelmedi.
aylarca ağladım, hasta oldum yattım... gelmedi.
lanet ettim, unuttum dedim... gelmedi.
kendime oyuncak aşklar yarattım... gelmedi.
bekledim, çok bekledim... gelmedi.
gelmedi...
sıkmayın kendinizi ilk başta. sakın ağlamayın. ben kahkaha attım mesela. hemen ayağa kalkmayın. sakın küt küt atan kalbinizi dinlemeyin.
hemen birileriyle paylaşın. sakin olun. her genç kızın başına gelir. hatayı kendinizde aramayın. narsistlik, egoistlik her zaman iyidir. zamanında atılmış bir kahkaha her zaman iyidir.
hayatım altüst oldu demeyin. belki altı üstünden daha iyidir. son 1 ayda en yakın arkadaşım dahil her şey değişti. kısfmet.
bakın her şey tertemiz, yepyeni.
yarın tamamen bembeyaz bir sayfaya doğacak güneş.
gülmeye hazır mısınız?
bana yapamazsın dedi. bana dedi! yapacağım hem de en iyisini! kendinize acımaktan vazgeçin. aha 10 dakika oldu ve hala yaşıyorum.
sırtımdaki ağır yükü attığıma göre daha hızlı koşabilirim artık.
sevgili dediğin yük yapmaz ki aslında kalpte. elinden tutar ve koşar. uçarsın.
seversin. artık yürümeyi bırakıp, hep koşarsın. sabah onunla uyanır, gece onunla uyursun. nasıl daha mutlu ederim sorusu hep kafandadır. kaybetme korkusu da tabi.. alttan alırsın ne dese.. haklı da olsan susarsın; düzelir, dersin. sevmeye devam edersin, o da bir gün seni sever umuduyla.
ertesi günün sabahı, yine ona uyanmışken; telefonuna bir mesaj düşer..
en kötüsü beklenmedik anda olanıdır.
araya bir soğutma taktiği girmesi de yeterince kötüdür ama hiper ilgi içinde iken, şok etkisi yaratabilir.
sevgili sizinle hayatını geçirmek isteyen kişidir. çok uzun zaman peşinizde koşmuştur. dunya alem durumu bilir. ailesiyle bile tanışılır. kendisi yurtdısından donmeden önceki son haftalarda ''vize al bilet yollayayım sana'' der, hatta terketmeden bir gün önce gül filan yollar. bir gün sonra ''zaten anlaşamıyoruz'' gibi bir bahaneyle de karşılaşabilirsiniz iyi mi.
ve telefon kapanır. söyleyeceğiniz bir ''neden'' bile duyulmayacaktır.
ve şu kısafilmdeki gibi hissedilir:
önce etraftan söylenilenlere inanılmaz. zaten değse üzmezdi derler. yok hayır neden değmesin ki o sizin biricik sevgilinizdir. uğruna bir çok şey feda ettiğiniz, emek verdiğiniz kişi bir kere neden nankörlük yapsın ki denir. seviyorduk birbirimizi denir.
inanamama evresi
yakıştırmama, konduramama
o sevgidir çünkü o ana dek.
ama aslında sizi çoktan gözden çıkarmış *, hesaplamış, kararını vermiş kişidir.
daha kötüsü geçmişe dönülüp bakıldığında yaşanır. yanyana fotoğraflarda sizin yüzünüz netken onun gözleri tam anlaşılamayan bakışları vardır. o bakışlarda aslında her an her şeyi yapabilecek insanı görürsünüz. korkarsınız. görememişim bu bakışları dersiniz.
yaşanılanlar sorgulanır. nasıl olur da bunlar yalan olur denir. her terkedilme yalan ilişki demek değildir zaten denir. ama bu kez sizinkinin yalanlar üzerine kurulduğu anlaşılır.
isyan edip sinirlenilir, sabahlara kadar günlerce ağlanır, uykusuz kalınır. ve o sırada düşünülür ki sevgiliz o an gayet mutlu, yiyor içiyor gülüyor, uyuyor. seven sevdiğini böyle üzmez denilir. önce kızılır sonra yeniden ağlanır.
sonra ona söyleneceklerin listesi yapılır. kırgınlıkla başlar, öfkeyle sitemle devam eder.
sonra mantıklı bir açıklama bulunur belkş içiniz rahat etsin diye.
ama cevap hiçbiri değildir.
sonra anlarsınız ki zaten cevabın önemi yoktur
daha önce ayrılan mılyonlarca ınsan gibi siz de öyle ya da böyle o noktaya gelmişsinizdir.
sonuç bu!
konuşmaktan vazgeçilir. size değer vermeyen sizin söylediğinize de değer vermeyecektir.
en doğrusu budur. herkes söyler. ama kendiniz de anlamalısınız.
ne nasıl diye düşünülüyordur hala.
vazgeçilir.
çünkü yapılan her hesap gözyaşı olarak geri geliyordur.
Senin ikliminden göçüp gitmek de varmış garip bir kırlangıç gibi uzaklara. Demek yokluğunu da görecekti kör olası gözlerim. Yardan uzak, vefadan ayrı, ölüme yakın bu sürgün şehrin havasını solumakmış alnıma kazınan. Sensizliği koynuma alıp her gece ilişikte bekleyen ilişkilerimin günahlarını da omuzlayıp en ağır suskunluk nöbetlerinde gizliden gizliye ismini zikretmekmiş yaşamak bir yerde.
Tüyü bitmemiş öksüz acılarımdan ricat edip sevgine iltica ettiğim günden beri yaşam daha bir yaşanılası görünmüştü göz bebeklerime. Kısa zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığımız ne varsa aslında sonsuzluğa bedeldi. O kısa anlar şimdi anı olmaya aday. Doğuştan ölgün hayatım, güzel hiçbir şey yaşamadığıma dair aleyhimde şahitlik ederken Tanrıya sunacağım tek kanıttır yanında eğreti yanlarımı süzgeçten geçirdiğim anlar. O lekesiz anılar.
Sen yoksun, şimdi kıran girecek umutlarıma. Gözlerim daha bir rutubetli, gözyaşlarım daha bir derişik. Zindan gecelerden kızıl şafaklara uzanan münferit bir sancı, sahipsiz bir acıdır kimsesizliğim. Sensizliğin mealidir derimdeki çatlaklıklar, gözaltlarıma çöreklenmiş gamdan dağlar.
Şimdi yanımda olman için feda edemeyeceğim herhangi bir nesnenin adı var mıdır, şüpheliyim. Benliğime gözdağı verip duygularımı koyuyorum masaya. Zaten uğruna bozuk para gibi harcayabileceğim en değerli yanımdır senin için yerlere çaldığım yüreğim. Yere düşen bir dilim ekmeği, mukaddesliği üzere öpüp alnıma koyar gibi bütün hazin yanlarını gönülden sahiplenip taç ediyorum başıma.
Gittiğin her yerde, her neresi olursa olsun, ayak izlerini bıraktığın toprak yollarda, gölgeni bağışladığın kerpiç duvarlarda, aynalara lütfettiğin aksi sedanda benden kalma izler bulacaksın unutma. Çünkü yanında götürüyorsun ta başından beri sana ait olan beni. Kalubelada, henüz bütün ruhlar yeni yaratıldığında sana hediye edilmişti zaten özüm.
Ümidimin çorak topraklarında yeşeren filiz, işlediğim en büyük sevaba verilmiş cennetsin. Hayatın benden alıp götürdüğü ne varsa hepsi sensin.
Yine karamsar resimler çizip dikilip karşısına, kendime acımalarımı döküp saçıp dört bir yana, kuşatıldığım bu acımtırak hislerin sarhoşluğunda sana seni yazıyorum. Seni ben bilip sende birleştiriyorum eksik parçalarımı. Gitme kal demek çözüm değil bilirim. Gitmelerin bir dönüşünün olduğunuda Bunu bilerek direnirim sensizliğin cellâdına. Kader dediğin yokluğuna sabretmekse sabır taşı olurum dönüşünü hayal ederek.
Cinnetten çıkma bir gecenin sabahı. Bedenin artık cana dar geldiğini hatırlatan dayanılmaz ölüm sancılarını aratmayacak kadar derinden zuhur eden acılarla teneşirin üzerinden doğrulur gibi fırladım yataktan. Daha kaçıncı gecesiydi ki senden ayrı olmanın ama nice bin yıllar deviren tarihin başlangıcına dayanıyordu sensiz oluşum. Bu antik yalnızlık isadan bile önceden. Ve dün gece kelimeleri zincirlere vurup dudaklarında hiçbir şey söylemeden uzaklara gittin sen.
Yer gök yalnızlık kokuyor yine. Oysa nasılda mutluydu ömrüm seninle sevgi basamaklarını birer birer çıkarken. Beni burada kâğıtsız kalemsiz bırakıp gözlerini armağan ettiğin kente olan nefretim artıyor durmadan. Sıradan bir alışmışlık semptomu değil bu içimde barındırdığım. Alışkanlıklarımdan elbet bir gün vazgeçebilirim. Ama güneş batıdan doğduğu gün ve yıldızlar sulara indiğinde belki o zaman vuku bulur senden vazgeçişim.
Gittin Sensizlik gölgeliyor şimdi yarınlarımı. Uzaklığınla örselenmiş yarım bir aşkı sırtlamak üstelik bütün her şeyin tek taraflı olması ihtimalini de iliştirip yüreğime nasıl bir azabın karşılığıdır tarif edilemez. içimde yanan ateş bilirim sadece beni yakar sana dokunmaz.
Gittin Yokluğunu gösteriyor bütün saatler. Aylardan eksikliğin, günlerden sensizlik... Bütün şarkılar hüzzam makamı. Bir gün bir yerde buluşma ümidi bile yaşama değer kılmıyor avuntularımı da kattığım hayatı. Yol kenarlarına atıldım çaresizliğimle baş başa. O kadar anlamsızım ki, gözden çıkarıldım el üstünde tutulurken. Esir edildim seni özlemeye.
Gittin Nasılda kolayca kayıverdin avuçlarımdan, kalbimin en ücra köşelerine bile sızdığın gibi, aniden, zamansızca gittin işte. Unutulma korkusu sıkıyor şimdi boğazımı olanca kuvveti ile. Hatıratının isli sayfalarına beni de katarsan bir daha anımsamamak üzere işte bu bitişimin diğer adıdır. Ya dönmezsen demiyorum, elbet döneceksin. Beni ürküten döndüğünde başkasından izler görmek gözlerinde.
Gittin Ne kadar da basit telaffuz etmek bu eylemi, altı üstü iki hece işte. Bir çırpıda, sadece ağız açıp kapama hamlesi ile dökülüveriyor dudaklarımdan, herhangi bir zahmete katlanmadan. Gittin! işte hepsi bu... Özlemek tam karşılığı değil beni düşüncelere salan şeyin. Geberiyorum yokluğundan.
bir anda bütün ayrılık şarkılarına anlam kazandırır. terkedilişin şekline göre diskografi takip etmeye başlatır.alkollü ortamlar cazip olmaya başlar.geceler sezen aksu dinleyerek başlar orhan gencebay ile son bulur.kayıp gecelerin sabahın da başında ki ağrıyı ,yürek sızısı unutturur.sürekli başa döndürür.ve her gece başı döndürür.
aslında bilirsin bir gün ayrılığın geleceğini ne de olsa bu ilk ilişkin değildir ama hani en başında bu sefer çok farklı diye başlamışsındır ya hayatının en güzel iki yılını ona vermişssindir... terk edilmenin t si bile geçmiyordur aklından. onun için çevrendeki bütün insanlardan vazgeçmişsindir bunu yaptığından haberin bile olmaz çünkü her şey o kadar güzel gidiyordur ki ondan başkasına ihtiyaç duymazsın bile. sonuç olarak gözünü açıp kapatınca anlarsın terk edilmişsindir hem de karar verilmiş bir şey yokken, en zayıf anında... belki mesajla ayrılmak bile bunun yanında hiç acıtmaz canınızı, çünkü ayrıldığınızdan haberin bile olmamıştır. bundan sonrası mı? koskocaman bir boşluk ama tabi bir süre. şöyle ki yataktan bile çıkmak istemeyecek canınız, izlemediğiniz film, duymadığınız teselli kalmayacak tabi yemek yiyememeniz de cabası. ama şunu da unutmayın ki bu da geçecek ve en kötüsü belki de en güzeli zaman geçtikçe kötü anılar akıldan silinecek ve akılda tek kalan yaşadığınız güzel anılar olacak, ondan nefret etmek mi? asla. hiç bir zaman unutulmayacak hayatınızın en güzel yıllarını paylaştığınız kişi... bir de sakın zaman her şeyin ilacıdır palavrasına inanmayın, bırakın doyasıya yaşayın acınızı emin olun bu sizi çok daha güçlü biri haline getirecektir...
beni böyle severmiş gibi yapıp yarım yarım yaşatacağına yaşanması gerekenleri terk et daha iyi.
böylesi daha iyi gelecek belki.
terk edilmek başta üzecek besbelli,
ama sahte öpüşlerinden daha az acı verici gerçeği.
galiba beni terketmen gerek
bunu istediğimi biliyorum
terk et
bunu yapacak kadar karakter sahibiysen eğer.
terk edilmek bazen sürüncemede kalmış bir ilişkiyi yaşamak kadar acı vermeyebilir.
30.03.2010. nasıl bir tesadüf ki bu. bugün terkettin beni ve ben sözlüğe girdiğimde bugün bu entrymin artı oylandığını gördüm.
bir garip duygudur. insanın çevresine boşluktan bir duvar örer. kimselerin yaklaşamadığı, kimselerin yıkamadığı bir boşluk. boşluğun içinde bir sağa bir sola koşup durursun. gözlerin kapalı. kimseye çarpmaz ellerin. terkedilmenin sonrası, yalnızlıktır. öğrenirsin.