"okumak çok sıkıcı. bunalıyorum, daralıyorum, uykum geliyor, haz alamıyorum ağabey" diyen insanların eline verilecek kitaptır. insan bu kitabı okurken tebessüm ediyor, Atay'ın küçük oyunlarına, küçük hikayelerine kendisini kaptırıyor. yeri geliyor hikmet benol gibi dünyayı kavramak, en ince ayrıntılarına kadar yaşamı ve yaşantıları sezmek istiyor. hulasa okur bu kitapta Atay'ın dehasına hayran kalıyor.
eğer sizin de çevrenizde "okuyamıyorum ağabey" diye sitem eden arkadaşlarınız varsa bir adet tehlikeli oyunlar alın ve arkadaşınıza hediye edin. eminim bu sıkıntısından kurtulacaktır.
"... beni hemen anlamalısın, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız..." iletişim yayınları, ikinci baskı, sayfa 318.
oğuz atay şaheseri. tutunamayanlar'dan daha gerçek geldi bana. özellikle " düşüş " kısmı hayatımı kaydırmış bulunmaktadır. okuduğum en sağlam kitaplardan.
"pijamalarını çıkarmadan çorabını giymeye başlayan bir insan, kendini giyinme eyleminin içinde bulduğu için, pijamalarını çıkarınca onları katlamadan yatağın üstüne fırlatır. bunun zararı nedir? bunun zararı şudur : bakkaldan dönünce katlanmamış pijamalarla karşılaşan yalnız bir insan, istemeden bir geriye dönüş yapar ve bu arada hiç yaşamadığını düşünür. işte mantık ve ruhbilim böyle birleştirilir albayım."
hayat, bizim için en büyük ve en tehlikeli oyundur.
figüranı olmamak için uğraştığımız bir başrol adaylığımızdan bahsediyoruz.
hayat, bize istediği rolü verse de bu oyunda, ya tehlikeleri göze alarak daha büyük roller üsteleneceğiz ya da oyunun kurallarına sıradan bir oyuncu olarak boyun eğip, oyunun bitmesini bekleyeceğiz.
ne yaparsak yapalım, game over yazısını göremeyeceğimiz, görsek te kabullenemeyeceğimiz muhakkak.
bu romanı tutunamayanlarla kıyaslamak oldukça yanlıştır. çünkü tehlikeli oyunlar tutunamayanlar 2 niteliğindedir. tutunamayanlardaki selim, turgut neyse hikmet'te odur. tutunamayanların başına döndüğümüz zaman zaten görürüz ki selim'de otobüs yolculuklarında sıkılmamak için oyunlara başvurmuştur. fakat hikmet'inkilere göre daha zararsızdır. roman'ın tahlilini yapmak açıkcası istemiyorum. itiraf etmeliyim ki oğuz atay'ın " aptal. o kadarini biz de anladik." demesinden korkuyorum.
hayat tehlikeli bir oyundan, oyalanmadan iberettir. iyi ve kötü, anlam bakımından bu kadar zıt iki kavram, günümüzde o kadar girift bir hal almıştır ki çözmek için bir ömür geçmektedir.
hayat, yaşanılan her anı seçim hakkını kullanarak, bahşedilen iradeyi doğru kullandığın nisbetde fayda/zarar göreceğin, insana çok uzun gelen, fakat ansızın biten bir oyalanmadır.
en tehlikeli oluşu, cezanın en ağır oluşundan kaynaklanmaktadır..
bu başlık altına yazmamak için çok çaba sarfettim. fakat insan kendini alıkoyamıyor albayım.
yazacak o kadar çok şey var ki. oğuz atay' ın o eşsiz romanı. konusuyla, karakterleriyle, anlatımıyla, acıtmasıyla, umutlandırmasıyla vs. müthiş bir roman.
1973 yılında yayımlanan kitap oğuz atay' ın ikinci kitabıdır. kitabın baş karakteri hikmet benol' dur ki doğrusal çizgide ki olumsuzluğu hepimizin canını sıkmıştır.
hikmet' in romanda iletişimi bırakmadığı albay hüsamettin tanbay karakteri vardır birde. hikmet' in hayallerine ortak olan ona yol gösteren. emekli albaydır hüsamettin tanbay ve hikmet' in en iyi kurgusal arkadaşıdır. sermet albay vardır kısa bir bölümde. nurhayat hanım vardır, müthiş sözleri ile mütercim arif vardır.
sevgi vardır. romanın içerisinde kendine ait bir bölümü' de vardır sevgi' nin. bilge vardır sonra anlata anlata bitiremez oğuz atay onu.
ben ne koyuyorum ortaya albayım ? diye çekinerek sordu hikmet.
'' kendini koyuyorsun evladım. daha ne koyacaksın. ''
himet benol' un bilge' ye yazdığı o mektup. sevgili bilge diye başlar okudukça parçalanırsın.
sevgisizlik ve bilgisizlik bu kadar mı karakterize edilir.
kitap 4 bölümden ve 17 başlıktan oluşur. gecekondu, ülkemiz, sevgi vesaire, son yemek ve düşüş başlıkları romanın herşeyidirler.
seyyar sahne tarafından sahnelenmiştir. seyredilmesi gerekir. sık sık istanbul' da itü maçka kampüsünde oyun sergilenir. güzeldir, tadı başkadır.
'' ifade edemediğim bir eksiklik hissi var içimde. hikmet, oğlum, sanki her şey başka türlü olabilirdi, başka türlü oynanabilirdi.
-hava kararıyordu. köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kol kola. delikanlı bir şeyler anlatıyordu, kız da başını sallıyordu. '' bana kalırsa film biraz karışıktı '' dedi genç adam. '' bazı yerleri anlamadım.'' '' canım dedi kız, '' sonunda çocuk ölüyor işte. '' aptal '' dedi delikanlı '' o kadarını biz de anladık. ''
..nihayet insanlik da öldü.haber aldigimizda göre, uzun zamandir amansiz bir hastalikla pencelesen insanlik, dün hayata gözlerini yummustur. bazi arkadaslarimiz, once bu habere inanmak istememisler ve uzun sure;yahu insanlik öldü mü?; diye mirildanmaktan kendilerini alamamislardir. bu nedenle gazetelerinde, insanlik öldü mü? ya da insanlik ölür mü; biciminde buyuk basliklar yayimlamakla yetinmislerdir. fakat aci haber kisa zamanda yayilmis ve gazetelere telefonlar, telgraflar yagmistir. bazilari bu haberi bir kelime oyunu sanmislarsa da, yapilan arastirmalar bu aci gercegin dogru oldugunu göstermistir. evet, insanlik artik aramizda yok. insanliktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarinda insanligin hic farkinda olmayanlar bu haberi yadirgamamislardir.fakat, insanlik aleminin bu buyuk kaybi, bir cok yürekte derin yaralar acmis ve onlari ürkütücü bir karanliga sürüklemistir; o kadar ki, bazilari artik insanlik olmadigina göre bir alemden de söz edilemeyecegini ileri sürmeye baslamislardir.bize göre boyle genis yorumlarda bulunmak icin vakit henüz erkendir. insanlik artik aramizda dolasmasa bile, hatirasi gönüllerde her zaman yasayacak ve cocuklarimiz bizden, bir zamanlar insanligin oldugunu, bizim gibi nefes alip istirap cektigini ögreneceklerdir. zavalli insanlik kendini belli etmeden sokaklarda dolasir ve insanlik icin birseyler yapmaya calisanlari sevgiyle izlerdi.bugün icin insanlik ömüsse de, onun ilkeleri akillara durgunluk verecek bir canlilikla aramizda yasamaya devam edecektir. insanliktan paylarini almayanlar icin o zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun zaman yasamasina sasiliyordu. yillarca önce kücük bir kasabada dunyaya gelen insanlik, dünya savaslarindan birinde, cok rutubetli bir siperde gögsünü üsütmüs ve aylarca hasta yatmisti.bu olaydan sonra, hastaligin izlerini bütün ömrünce cigerlerinde tasiyan insanlik, önceki gece sabaha karsi nefes alamaz olmus ve gösterilen bütün cabalara ragmen gün agarirken doktorlar, insanliktan ümitlerini kesmek zorunda kalmislardir. dogru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetistiren insanlik hic evlenmemisti. kücük yasta öksüz kalan insanliga, dogru dürüst bir miras da kalmamisti; bu yüzden sikintilarla gecen hayati boyunca insanlik, baskalarinin yardimiyla gecinmeye calismisti. insanligin ölümüyle ülkemiz, boslugu doldurulmasi mümkün olmayan bir degerini kaybetmistir. gazetemiz insanligin yakinlarina bassagligi ve sonsuz sabirlar diler. not: merhumun cenazesi, önce, uzun yillar yasamis oldugu hürriyet caddesinden gecirilecek ve ölümüne kadar icinde barindigi ümit apartmani bodrum katinda yapilacak kisa ve sade törenden sonra topraga verilecektir.
--spoiler--
kolay okunamamasına rağmen kolay okunan romandır albayım, su gibi akar gider albayım, derin tarih bilginizi yoklayınız albayım; bu derece çelişkili bir roman yazılmış mıdır devlet-i ali osmani'de? sizin şiirlerinizden bile daha komplikedir albayım, hem de daha basit.. çatmayın kaşlarınızı albayım; ve dahi tüm albaylar! böyledir bu..
karakterlerin isim seçimindeki kelime oyunları ile insanı yakalayıp, daha sonra iç sıkıntılarını anlatış tarzıyla sizi kitabın etkisinden kurtulmanızı imkansızlaştıran, depresif anlarınızda uzak durmanız gereken roman. özellikle hikmet'in sevgi'ye yazmış olduğu minik mektup son noktayı koyar. kimsenin kendine yakıştırmak istemediği, belki de farkında olmadığımız için birbirimizi hırpalayıp durduğumuz ikili ilişkiler yaşamamıza neden olan eleştiri... (ne olduğunu söylemeyelim ki kitap alınıp okunsun.