-"Siz bilmezsiniz albayım: insanlık tek başına kollarımda can verdi. yanında kimseler yoktu."
-"Gözleriniz çok ses çıkarıyor albayım."
-"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız..."
"Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (insandır, elbette sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.) Bazen Nurhayat Hanıma gidiyorum; karşılıklı susarak oturuyoruz. Konuşmamak ne iyi, bir bilsen. insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. Fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor. Dul kadın iyi: Bana kahve pişiriyor, sigaramı yakıyor. Onun yanında biraz huzura kavuşuyorum. Pilleri, kutusundan büyük bir radyosu var; onu dinliyoruz. Nurhayat Hanım sıkılmıyor. Bazen dul kadının evinde, bir iki söz ettiğim oluyor: Kendi kendime konuşur gibi. Nurhayat Hanım hiç söze karışmaz; aman işte biri konuşmağa başladı, varlığını ortaya koydu, dur ben de bir şeyler söyleyeyim, kişiliğimi göstereyim gibi küçük çabala-malar içinde değildir dul kadın."
"Seni görmek istiyordum kısacası. insan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı."
"ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi bilge, aklını başına topla. ben iyi değilim bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek söz bırakmadım."
--spoiler--
hayalimdeki günleri bile böyle küçük hesaplarla geçirdim işte albayım. aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeğe başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu. düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. belirli noktalara biriken eşya, odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı.
--spoiler--
--spoiler--
fakat, allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. ben de susarum o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size:"nasıl?" kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım."
.
.
"kelimeler, albayım. bazı anlamlara gelmiyor.
--spoiler--
--spoiler--
"Üç çeşit idare var, biliyorsun: Mutlakiyet, meşrutiyet, cumhuriyet. Biz en ilerideyiz: Cumhuriyet. ingilizler, daha ikinci bölümde "
--spoiler--
--spoiler--
anlatma diye yalvardı bilge. onları bu zavallı durumda mı bırakalım? bırakalım dedi bilge. kadınlarla yola çıkılmaz. daha önce de belirtmiştim. biraz bozuldum albayım. belki de hiç dinlemedi beni. daha önce dursaydım, belki böyle olmazdı. fakat oh! derken ne güzeldi değil mi yüzünün ifadesi? ah! deseydi kimbilir daha da güzel olurdu belki. ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. kendinden veriyorsun ve durmadan eksiliyorsun. oysa bazı insanlar, oldukları gibi kalarak, elde ederler istediklerini. ben, kanımı damla damla süzerek veriyorum. beni bu yarım adamlardan kurtaracak mısın? diye sızlandı bilge. senin için her şeyi yaparım: gecekonduyu ve dul kadını ve albayı ve oyunları, hepsini silerim bir kalemde. kadınlarla bile yola çıkarım. öfkelerimi unuturum. yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. çünkü sizi seviyorum bilge. bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum. oysa, birikmiş alacaklarım vardı bu dünyadan. çünkü kötü bir yaşantıydı. bilgenin varlığı ve içinde yaşadığı dünya unutulmuştu. bu yaşantının sonu kötü bitecekti. kitaplar da öyle yazıyordu. bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır. bizim gibiler, başkalarının hayatına kısa süreliğine girerler. uşak rolünde sahneye çıkarlar. kötü bir yaşantı, fakat iyi bir oyun. ben de benden önce gelmişlerin ve geçmişlerin bütün tecrübelerini hiçe sayarak sahneye çıkıyorum işte bilge! tarz-ı selefe tekaddüm etim, bir başka lügat tekellüm ettim. yeni sözlere güveniyorum. evet, ben geldim bilge. here i come. come come come. ey kalem! bu eser senin değildir! ey gece! bu seher senin değildir.
--spoiler--
defalarca kez okunası oğuz atay klasiği. "fakat, allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benimde sevmeye hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. bende susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: "nasıl? kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım. kelimeler, kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor. (bkz:
insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerse bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalıyalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım.
~ pek sevgili oğuz atay'ın pek sevilen kitabıdır. bende çok severim. bütün kitabın bütün cümlelerini sizinle paylaşmak isterdim. fakat bunu yapamam ancak yazını kitap okuyarak geçirmek isteyen veya okuyacak kitap arayan arkadaşlarıma tavsiye ederim. okuyun, okutun, sarılın, sevin efendim.
--spoiler--
Kendimi yormadan yürüsem, bir kahveye girsem. Kahve
bakımından düzenli bir şehirdir: Her yerde bir tane bulunur. Kahvenin yaylı kapısını itti, pencerenin önündeki bir masaya oturdu. «Bana bir çay.» «Beye bir çay.» Burada insana iyi
davranırlar, bir geleneği vardır çünkü, insan kendini boşlukta hissetmez. iyi şeyler düşündüğün halde iyi şeyler olur.
--spoiler--
'' fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım ? yok. peki albayım. ben de susarım o zaman, gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar ? Sorarım size, nasıl ? kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı ? ben ölmek istiyorum sayın albayım. Ölmek. ''
''Konuşmamak ne iyi, bir bilsen. insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. Fakat kelimeleri insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor."
satırlarını tehlikeli oyunlar kitabında yazan Atay ın sigara içimlik arkadaşı olsaydım , bunca insanını yansıtması satırların yaşatması..Ne bileyim tarif edilemez duygular içindeyim sana karşı sayın Atay.
Büyük ustad oğuz atay'ın efsaneleşmiş romanıdır. kitapta 4 farklı hikmet benol işlenmiştir ve insanın kendisiyle kavgasının anlatıldığı bir nevi psikolojik roman tadındadır.
-hikmet benol sevgi ve bilge arasında sıkışmış vaziyette hüsamettin tambay albaya sığınır. albay yol gösterici nitelikte fakat çoğu konularda hikmet onu dinlemezdi;
Beni hep durduruyorsunuz albayım. Bir gün beni kimse durduramayacak. Ve kendimi rezil etmeme izin verilmedikçe, ben de el alemi rezil etmeye devam edeceğim. Ve herkes kaybedecek bu yüzden.
Uzan şu divana da sözlerimi dinle, dedi Hüsamettin bey. insanları tanımıyorsun Hikmet oğlum. Hikmet uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterseniz
Albayım sakindi, Her şeyin birden unutulmasına çok ihtiyacımız var diyordu.
-kelimelerle, kendi kurguladığı oyunlarıyla anlamsız ve bir o kadarda anlamlı! bir savaşı vardır hikmet'in;
Önce kelimeler vardı, biliyorsunuz. Bütün bu virgüller, ünlemler sonradan gelmedir. Ha-ha.
Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.
Başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır, fakat bu hakikat, oların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez
Kadınlarla oynanmaz; hemen canları sıkılır. bir kere, rollerini ezberlemezler; sonra, sen gerçekten oynamak istiyor musun canım? diyerek insanın aklını karıştırırlar. Her oyunu bir tartışma konusu yaparlar; akılları yatmadan rollerini katiyen oynamazlar. Biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmağa çalışırken onlar kafaları olmadığı için bizi hayata uydurmağa çalışırlar. Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır.
-bilge ve sevgi hakkında;
ikimiz de bu dünyanın insanı değildik. iyi kötü bir şeyler yapmağa çalıştık. Ben suçluyum: Sevgiden farklı olduğumu gizledim. Gene de bizi yargılayanlara karşıyım. ne yazık, sonunda haklı çıktılar. onlara göstermeliydim. fakat anlatması çok zor: benim becerebileceğim bir iş değil. neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum; duymak istemiyorum. bir fırsat daha kaçırdık. sevgi, kendisini ve olanları hiç anlayamayacak. ben bir şeyler yapabilseydim. başım ağrıyor, yorgunum. boşu boşu denecek, boşu boşuna. işte buna dayanamıyorum.
Bir zamanlar seni sevmiştim. Ve sevgiyi senin suretinde yaratmıştım.
Kadınlarla oynanmaz; hemen canları sıkılır. bir kere, rollerini ezberlemezler; sonra, sen gerçekten oynamak istiyor musun canım? diyerek insanın aklını karıştırırlar. Her oyunu bir tartışma konusu yaparlar; akılları yatmadan rollerini katiyen oynamazlar. Biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmağa çalışırken onlar kafaları olmadığı için bizi hayata uydurmağa çalışırlar. Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır.
Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda, ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum.
Hikmetlere artık ne Sevgiler, ne de Bilgeler kabahat bulabilirler.
Onu değerlendirmek, aslında ona ihanetti. Bütün mesele onun yanında olabilmek, onunla birlikte nazariyesini savunabilmekti. Değerlendirmek! Ne kadar boş bir söz. Değerlendirmek, kaçmaktır; değerlendirmek, yalnız bırakmaktır. Yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini, yaşarken öldürmektir.
-hikmet, kendiyle olan savaşında siyasi mesajlar vererek kendini dinlendirmeye çalışmıştır;
Batılılar, kendilerini tutmasını bildikleri için büyük başarılara ulaştılar, değil mi? Ölsen bir yudum su vermezler.
Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ben, Hikmet IV zamanında -yani Hikmet I olduğum sıralarda- bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda, kendi oyunumu, bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamaya karar verdim. insanlarımız, aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben, bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın -daha doğrusu, akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum.
Azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. Zelzele, toprak kayması, sel felaketi göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. Asker göndeririz; teşekkürler gönderirler. Binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. Gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.
Biz köylüleri çok severiz; şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız.
Enver Paşa da bizim Hamletimiz, öyle mi?
Üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemizin
iki buçuk yanıdır, oğlum Salim.
Salim iki numara traşlı kocaman başını kaldırdı: O ne demek oluyor Hikmet amca?
Güney sınırlarının yarısı karadır da ondan.
Yapma Hikmet amca, öğretmen kızar böyle şeylere.
Kızmaz oğlum, gerçeklere kızılmaz.
aforizmalarıyla anlamlaştırmıştır bütün anlatmak istediklerini;
Sen anlamazsın tabii; anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.
Bu düzmece oyun sona ermeli kendi benliğimizi bulmalıyız. Yol verip, yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız, gerçekleri rüya yapmalıyız. Çelişiksiz, dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. Sözümüzün eri olmalıyız: Kırılacak kafaları kırmalıyız. Bize acınmadığı için acımamalıyız.
Başarısızlığın yarattığı öfke yüzünden hayallerimin düzeni bozuluyordu.
Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim. Yorgun ve hazırlıklıyım. insan aşağılık bir hayvan olduğu için, kendimi korumak için geldim.
Herkes işini beceriyor. Herkes zor zamanlarında istemediklerini görmüyor. Ben boş yere kendimi ele veriyorum.
insan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!
bir kadının yumuşaklığına ve senkimsegibideğilsinciliğine ihtiyacı vardı. iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu.
Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik.
Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Bu bir çeşit alınyazısıdır.
Kolay zaferlerden başım dönmüştü.
insan bir kadını severse, ona her şeyi sorar ya. Milyonlarca insan bu işi yanlış öğrenmiştir.
Kişiliği korumak için, bazen yaşamamak gerekiyor.
Bizlere uygun görülen kadere her yerde karşı çıkmalıyız.
Gözleriniz çok ses çıkarıyor albayım.
albaylarım, yarım kalmış generallerim
iyi niyetle iyi eserler verilmeyeceğini nereden hatırlatmıştı.
Kapıcı, kötü hayalleri içeri bırakma; biz burada çok sıkışık durumdayız.
Dünya bu susuşu dinlemez.
Bir soruya tutunalım hiç olmazsa.
Neden beni görünce gülüyor? insanlardaki zavallılığı, önce çocuklar seziyor galiba.
Serbest kadınların herkese açık oyunları vardır.
Yalnızlığımızın ve hor görülmüşlüğümüzün bütün şiddetiyle, hepinizi yerden yere vuracağız.
Bütün romantik oyunlarda olduğu gibi, şiddeti haklı gösteren bir serüvenimiz yaşanacak: Şiddeti düşünerek başlayacağız ve şiddetle bitireceğiz.
Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet, süreklilik insanı yıkıyor.
Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (insanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.)
Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.
Ben ne koyuyorum ortaya albayım? diye çekinerek sordu Hikmet.
Kendini koyuyorsun evladım; daha ne koyacaksın
Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum.
Bazı şeyler konuşulmaz oysa.
Emellerimiz gibi ıstıraplarımızı da saklamayı bilmeliydik
Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti.
Ben ve benim gibi kabuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh proletaryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir
Oyunlar gerçeğin en güzel yorumlarıdır. Bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.
insandan sarhoş oldum, diye düşündü. Çoktandır bu kadar insan içmemiştim. insanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu içindeyim.
Herkes birden oturacak sofraya, mutfak köleliğine son verilmeden hürriyet yemeği yenmeyecek.
Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak Ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.
Gerçekten anlamıyordum. Nasıl ağlıyorlardı, hiçbir şey anlamadıkları halde? Şimdi ben de, söylediklerimi anlamasalar bile bana ağlamalarını istiyorum.
Kant, elli iki yaşına kadar sabretmişti: Ben sabredemediğim için, onun yazdığı bir kelimeyi bile anlamıyordum.
Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan?
"Hayata bu gecekonduda başlasaydım bile, eski günahlarımın altından kalkmış olsaydım bile, gene hiçbir şey değişmezdi. Oysa kendi kendime söz vermiştim; bu sefer başka olacak demiştim. Ne talimler yapmıştım: Kendini unutma, kendini unutma, düşün, karşındakine kapılma, önce duymamış gibi yap, acelesi yok, bazı şeyler de bırak kaçsın, yeni bir ülkedesin fırsatı kaçırma. Hayat, talimlere benzemiyor albayım. Gerçek mermiler, insanı yaralıyor. Ha-ha."