O kelaynaklardan biri de şu an bunları yazmakta. Hey gidi heyy. Tüftüf, gazoz kapağı, kibrit kutusu kâğıtlarından kaydırmaca oynardık. Cilli oynardık yaz kış. Gece yarılarına kadar maç eder top oynardık. Oyunda yandığımız zaman saklamaz söylerdik. Mahallenin çocuklarını korur kollar ezdirmezdik.
Düşen, dizi kanayan, orası burası kırılan, güzel arkadaşlıklar edinen, akşam ezanını kendine bir nevi paydos saati belirlemiş, ufacık bir Çiviyle saatlerce oyun oynayabilen, toz kokusu ve çamurun içinde büyümüş son şanslı nesildir.
1990'lı yıllardan sonra ortalıkta gözükmeyen nesil.
yani şöyle tesadüfen mahalle aralarında denk gelsem gidip şapur şupur öpücem o çocukları. oğlum bu çocuklar nereye gitti lan? çocuk mu kalmadı yoksa piyasada. ya da hepsi eve mi takıldı oğlum?
çıkın çocuklar dışarı. bakın yaz da geliyor. şöyle ikindi vakti güneş de tam tepeden batıya doğru devrilmişken alın topunuzu ayakkabınızı, bulun iki tane taş kale yapmak için, beşte devre onda biter diyip koşturun ya. sonrasında bir soğuk su için, iştahlı bir akşam yemeği ya da elli kuruşluk bir dondurma yiyin...
Aynı zamanda mikasa'nın gülleden hallice 7 kat toplarından kafasına, karnına, hayalarına çok darbe yemiş ve yerde çok kıvranmış; duvar diplerine çok işemiş nesildir.
- ben suphiyi alıyorum.
+ sikerim lan, yaş mı kuru mu yapçaz.
- iyi lan tamam (hayyykkk tüüü)...ben yaş diyorum.
+ amkdum manyağ. bütün taşı yıkadın ya, neresi kuru kaldı bunun.
Fazla tükürdüğünde havaya döndürerek fırlatırsan saçılan tükürükleri görmek mümkündür. Hatta arka tarafına da tükürük gelirdi tekrar yapmak zorunda kalırdık.