Oğlum ya şu virüs belasına sağlıklı yemek yemekten kendimi protein tozlu barbunya gibi hissetmeye başlamıştım. Geçen hafta dayanamadım her zaman söylediğim yerden çift lavaş söyledim yemin ediyorum ben hayatımda kimseyi bu kadar özlememiştim ya. Sevgili arkadaş falan fasa füso amk. Tabi kurye dalyarağı her geldiğinde abi bisey dicem bana olumlu yorum yapar mısın demese daha güzel olacak ama ona da alıştık adam abi deyince kelimesini ben tamamlıyorum artık.
Dönerin tarihini yazmış bir Artvinli olarak yamacıma toplanın anlatıyorum beyler.
Dönere kanatlı etini ilk kez 1960’lı yılların sonuna doğru Almanya’daki gurbetçiler soktu. Çünkü o yıllarda Almanya’da kırmızı et halen çok pahalıydı ve Almanlar elini her cebine attığında akrep varmış gibi geri çekiyorlardı. Dönerin porsiyonunu satılabilecek derecede daha ucuza mal etmek için Türk ustalar dönere hindi eti ve niteliksiz etler karıştırdılar. Bugün dahi Alman gıda kodeksine göre Alman dönerinin türkiyedekinden daha dandik malzemelerden üretilmesine sebep olan şartlar bu yüzden gerçekleşti(Türkiye’de kırmızı etle kanatlı eti karıştıramazsınız adamın götünden kan çekerler, ancak Almanya’da serbesttir)
Dönere hindi etinin girmesi tavuk dönerin ortaya çıkışındaki evrim basamağında ara form özelliği taşır. Ancak Türkiye’de hindi eti sevilmediğinden süreç biraz gecikti. Ta ki 90’lı yıllarda deli dana hastalığına bağlı olarak et fiyatları anormal yükselince dönerciler hızla çeşitli alternatiflere yöneldiler. Her icat ihtiyaçtan doğar dostlarım. Ve böylece kıyma döner ortaya çıktı. Mevzuata göre dönerin büyükbaş veya küçükbaş etinden yapılması gerekiyordu ancak etin niteliği açıkça yazmıyordu. Böylece kıyma dönerin içine boynuz, tırnak ve deri hariç neredeyse herşey girdi, hele bir de üstüne salçalı sosla, tereyağ döküldü mü baya baya yenilir birşey oldu, ancak bu yıllarda uğur Dündar tarzı kameralı denetimlerin sıklaşması bu alandaki sahteciliği bir nebze olsun düzeltti. Zaten insanlar deli danadan ötürü kırmızı etten acayip tırsmıştı.
Ta ki Ankaralı dönerciler tavuk göğüs ve sarmadan(but ve inciğin fileto açılmış hali) tavuk döneri icat edene kadar. Türk halkı bu yeni döneri çok sevdi. Sonuçta ucuz ve lezzetliydi. Dönerciler de durumdan memnundu, sonuçta tavuk pişerken kırmızı et kadar fire vermiyordu, Ocakta kolay pişiyordu ve kar marjı daha yüksekti.
Fakat yine büyük bir problem vardı. Döner her türlü hileye müsait bir gastronomi alanıydı, 1 gün soğan suyu, tuz ve karabiber içinde bekletilen bozuk tavuk eti hele bir de e621 msg(monosodyumglutamat) katıldığı zaman bırak bayat olduğunu farketmek insanlar yemelere doyamıyordu, bir de işin içine deri, kıkırdak vb. Girdi ki sorma gitsin, tamam belki bunları maliyeti düşürmek için özellikle katıyor değillerdi belki olsa olsa dikkatli temizlemiyorlardı ancak son kullanma tarihi geçmiş bu parçalarda daha hızlı bakteri ürüyordu. Endüstriyel tavuğun zaten ne kadar sağlıksız olduğunu siktir edelim(ki o başka bir tartışma konusudur) özetleyecek olursak bırakın babanızın oğlunu siz kendiniz yapmadıkça tavuk döner yemenin tabiri caizse ölü kuş yemekten farkı yoktur!