takımdan ayrı düz koşu kitabındaki "nasıl gençlerli oldum" yazısı aynı kitaptaki can kozanoğlu'nun "gençler deplase olunuz" makalesiyle birlikte türk spor tarihinin en iyi metnidir, derhal bir yerlerden bulunup okunulması, çoğaltılması ve istiklal caddesinde elden dağıtılması elzemdir
bugün radikal gazetesinde genel olarak futbolda pankartın yeri özelde ise ankara emniyetinin pankart yasağı ile ilgili bir yazı yazmış gençlerbirliği taraftarı yazar.
yazının girişi şoyle;
Dünya futbolunda ender rastlıyoruz, Türkiye'de ise suyu çıkarılan bir uygulama: Takımların sahaya ellerinde bir pankartla çıkarak 'mesaj' vermeleri. Bazen, Avrupa kupası maçı oynayacak 'büyük' rakibe iyi şans dileniyor o bezlerde; karşılığında itimatsız bir alkış alınıyor. Neredeyse Saatli Maarif takviminde yer bulan her muayyen günün, maça çıkan takımların taşıdığı pankartlarla stad ahalisine ilanen tebliğ olunmasına da alışığız. Vatandaşlık Bilgisi dersine mâruz ilkokul talebeleri gibi... Fenerbahçe, iki yıl önce, bir maça şu pankartla çıkmıştı mesela: "Verem hastalığı bitmedi, mücadeleye devam ediyoruz."
Beri yandan, istanbulspor'un Aykut Kocamanlı sezonunda her maça fair-play temennilerini bildiren bir pankartla çıkması, hoştu. Aynı sezon Gençlerbirliği'nin Ankara'daki Valencia maçına, o gün Madrid'de gerçekleşen bombalı saldırıdan ötürü ispanyolca bir "geçmiş olsun" pankartıyla çıkışı, daha da hoştu. Tabii en hoşu, 2003 yılı başında, ABD'nin Irak saldırısı öncesinde Muğla 1. amatör kümesi takımlarından Bodrumspor'un, sahaya "Savaşa hayır, çocuklar ölmesin" pankartıyla çıkmasıydı. Üstelik başlarına bir iş gelmeden, bir linç saldırısına falan da uğramadan...
sağ ideolojiler* üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan yazar. birçok kişi için mhp'yi mhp'lilerden daha iyi tanıyan adamdır. birikim dergisinde yazılar yazmaktadır. son israil lubnan savaşı'na ilişkin yararlı bir yazısının girişi ve linki şoyledir.
Hizbullahın iki askerini kaçırıp sekizini öldürmesine misliyle mukabele etmeye girişen israil, Filistin topraklarına ve sonra asıl Lübnan'a dönük muazzam bir bombardıman başlattı. Yüzlerce sivil insan öldü, daha da ölüyor, ölecek.
Kahredici bir iç savaşlar silsilesinin yol açtığı tahribattan yeni yeni toparlanan Lübnan'ın altyapısı, sağlık kuruluşları çöktü, Beyrut yine bir enkaza dönüştü. En cin fikirli strateji uzmanının bile, böylesi bir cezalandırma operasyonuyla Lübnan halkında ve politik elitinde Hizbullah'a karşı varolan hoşnutsuzluğu artmasının sağlanacağı gibi faydalardan söz edemeyeceği bir durumla karşı karşıyayız: Lübnan nâmına herhangi bir şey kalmıyor ki ortada!
Bu vesileyle kısaca işaret etmeliyiz: Lübnan'ın hiçleştirilmesi, Arap dünyasının ve Ortadoğunun geriletilmesinde
barbarlaştırılmasında özel bir önemi haizdir. iyice eskiye gidersek; Lübnan, Arap milliyetçiliğinin ve modernizminin inşâ sürecinde laisist ve hümanist bir damarın doğduğu yerdir ve Lübnan'ın ezilmesi bu damarın kurutulmasına paralel gelişmiştir. Bugün de Lübnan'ın ezilmesi, Arapça konuşulan dünyada, millî devletlerin, onların servislerinin ve oligarşik yapılarının dışında bir düşünce ve politika vasatının oluşumuna vurulan bir darbedir aynı zamanda. Esas itibariyle Batılı ülke vatandaşlarının o enkazdan tahliye edilmesine hasredilmiş insanî yardım teşebbüslerinin dahi marjında kalan Lübnanlı insanların can ve hayat gücü kayıplarının ötesinde, bir de böyle bir kayıp var...
ayrıca radikal'de de yazmış önemli bir futbol uzmanı, sıkı bir gençlerbirliği taraftarı ve uzmanıdır. kendisinin gençlerbirliği üzerine bir de kitabı vardır.